Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘UEFA Kupası’


17 mayıs 2000 galatasarayTaksim-Levent metrosu. Taksim durağı. Saat 14.41.Metroyu beklerken tuttuğun takımla gurur duymak.

Read Full Post »


adnan_polat“Biz bu sene UEFA kupası ve lig şampiyonluğu için yola çıktık. Ciddi hatalarımız oldu. Futbol şubesini, yöneticisinden teknik heyetine, futbolcusuna kadar yeniden oturup değerlendiremeye tabi tutacağız. Galatasaray menfaatleri için ne gerekirse yapacağız. Bundan emin olabilirsiniz.”

Hataları kabullenmek önemli bir erdem. Onlardan ders çıkarmak ve hataları tekrarlamamak gerek. Galatasaray’ın menfaati bahanesiyle 4 sene ne gerekirse yaptınız. Bir 4 sene daha aynı şeyleri yapacaksanız alın ceketinizi gidin. Galatasaray’ın menfaatleri için…

Read Full Post »


information-guideBaşvurduğumda 15-24 Nisan tarihleri arasında size ulaştırılacatır yazıyordu belgede. Tarihler muazzamdı çünkü bahar tatiline denk geliyordu ve ben hep evdeydim. Ama gel gör ki geçen hafta biletimi teslim etmek için kimse kapımı çalmadı. Ben de 24 Nisan cuma günü aradım Futbol Federasyonu’nu, nerede biletlerim diye sormak için, başka bir telefon verdiler. Onlara sordum. Pazartesi ya da Salı gelmezse bir daha arayın dedi telefondaki ses… Pazartesi oldu, e okul da açıldı. Eve geldim annem biletixten geldiler ama biletini vermediler kimliğin lazımmış dediler dedi… Salı günü gene geliceklermiş kimliğini bırak dedi. Bıraktım. Salı günü biletlerime kavuştum!!! Evet evet bir değil iki tane =) Tek başına gidilmez ki final maçına! Fiyatı da çok değil. Her sene oynanan bir derbinin maç bileti 300 liraya satılıyorken ben 350 liraya 2 kişilik UEFA Kupası bileti alıyorum… Neyse onu ben değil de 300 lirayı aynı kavga gürültüyü izlemek için verenler düşünsün… UEFA Finali’nde kimin oynayacağı benim için mühim değil ben gidiyorum finale metrobüsle güzergahım da belli, nasıl gideceğim de … Öncee (daha&helliip;)

Read Full Post »


jimmy-neighbour-profilDün heyecan katsayısı had safhada olan Tottenham Hotspurs-Newcastle United maçını izledim. Oyun çok hızlıydı. En önemli sebebi de hakemin her pozisyona düdük çalmamasıydı… Darren Bent’in golüne şaşırdım. Kalecinin büyük hatası vardı. Ben topu kucakladı diye gözümü ekrandan ayırırken gol sesi geldi White Hart Lane’den… Fakat maç öncesinde saygı dolu alkış sesleri vardı tüm statta. Saygı duruşu esnasında stattaki skorbordda bir resim, Jimmy Neighbour kalbimizdesin… –“hıhı evet neighbour ingilizcede komşu demek. hıhı evet”

Sezonun başından beri Tottenham özel ilgi alanımda olduğu için, belki de artık bir Spurs taraftarı olduğum için merak ettim 11 Nisan 2009’da geçirdiği kalça kemiği değiştirme operasyonuhip replacement operation–  sırasında futbol sahalarına 58 yaşında veda eden Tottenhamlıyı. Bu kadar saygı gösterilen bir futbolcuysa bilmem(k) gerekir… (daha&helliip;)

Read Full Post »


gslogoAvrupa kupalarındaki son temsilcimiz Galatasaray, Hamburg’a dramatik bir şekilde yenildi ve UEFA Kupası’na beklenenden erken veda etti. Hedef büyüktü. İstanbul’da, ezeli rakibin stadında oynanacak final maçında UEFA kupasını ikinci kez kazanmak Galatasaray Spor Kulübü’nün 104 yıllık tarihindeki en önemli başarı olacaktı. Sarı-kırmızılı takım bu hedefini gerçekleştirebilseydi hem Avrupa, hem de Türk futbolunda ses getirecek bir başarıya imza atacaktı. (daha&helliip;)

Read Full Post »


baris-ozbekBarış’ı Werder Bremen istiyormuş. Çok hoş! Etrafımdaki bir çok kişi de bu transferin gerçekleşmesi için can atıyordur. Çünkü “kimse Barış’tan söz etmiyor“… (daha&helliip;)

Read Full Post »


Cevaplanması o kadar basit bir soru değil. Ama bazen bu soruyu 95 kelimede cevaplandırıp bir tahmin yapmamız isteniyor. Ki bir çok parametrenin sonucu belirlediği futbol oyunu hakkında 95 kelimeyle maçı yorumlamak çok zor. Neyse ki gönlümüzce yazabileceğimiz -mahkemeler kapatmadıkça- böyle serbest kürsülerimiz mevcut.

gorcuffDaha önce de belirttiğim gibi Bordeaux’nun şampiyonlar liginden gelmiş olması turun çoktan kaybedildiğinin bir göstergesi değil kesinlikle. Bir kere futbolun en basit gerçeğine göre maç oynanmadan kaybedilmez. (klişelerin hastasıyız) Bu yüzden bu akşam şanslar eşit diyebilirim. Fakat iki takımın formu da iyi değil. Bordeaux en son Marsilya’ya kaybetti ki bu da şampiyonluk yolunda aldığı en büyük darbeydi. Üstelik mağlubiyet de bir harakiri de söz konusu. (Golü Bordeaux’lu Chamakh kendi kalesine atmıştı) Ardından da Grenoble gibi vasat düzeydeki bir takıma puan kaybettiler kendi evlerinde. Marsilya maçından önce de Lille deplasmanında öne geçtikleri maçta 1-2 geriye düşüp, akşamki maçta da en büyük kozları olacak Gourcuff’un golü ile beraberliği yakaladılar. Ligin ilk yarısında Lille ile oynadıkları maçta yine öne geçen taraf olmalarına karşın maçta 2-1 yenik ayrılmışlardı. Ligin ilk yarısında Nice ile oynadıkları maçta da son 15 dakikada yedikleri iki golle maçtan yine bir puanla dönmüşlerdi. Haftasonu Grenoble ile oynadıkları maçta da 1-0 öne geçen taraf yine Bordeaux olmuştu. Ancak yine yine 15 dakika kala yedikleri golle bir puana razı olmak zorunda kaldılar. Bordeaux’nun bu yıl dikkat çeken ve yarım yamalak izlediğin maçı ise deplasmanda oynadıkları ve 3-0 geriye düşüp 4-3 kazandıkları Monaco maçı. Yamulmuyorsam da bu maç tam UEFA’da son 32 cassiodesouzasoareslincolnkuraları çekildikten sonra oynanmıştı ve Bordeaux korkuttu başlıkları ile kendine yer bulmuştu gazetelerde. Fakat bu maç aslında Galatasaray için bir umut ışığı. Çünkü burada önemli olan Bordeaux’nun maçı 3-0’dan gelip 4-3 kazanması değil önemli olan. önemli olan bu takımın Monaco gibi son yıllarda oldukça vasat olan bir takımdan 3 gol birden yiyebiliyor olmaları.  Zaten kazanmaları gereken bir maçı geriden gelip kazanmış olmaları çok normal. Şampiyonluğun adaylarından biriler. Attıkları son iki gol de 88 ve 89’uncu dakikada ceza sahası içine gönderilen duran toplar sonrası gelen goller. Yani her takımın bulabilmesi mümkün türde olan goller. Burada irdelenmesi gereken şey bu takımın nasıl 3 gol yiyebildiği. Skibbe eğer bu maçı izlemişse Bordeaux’ya gol atmanın ne kadar kolay olduğunu çözmüştür. İleriye çıktıklarında defanslarında büyük boşluklar verdiklerini söylememiz mümkün ve savunma olarak da çok hamleli oynamıyorlar. Bu yüzden Lincoln, Kewell, Baros gibi oyuncular çok daha rahat oynayacaklardır.

Rakibi çok yerdik. Ama Galatasaray da gerçekten iyi bir durumda değil şu anda. Sarı – Kırmızılı takım ligde kötü bir performans sergiliyor ama rakip takımın teknik direktörü Laurent Blanc maç öncesi basın toplantısında “Benfica ve Berlin deplasmanlarında nasıl oynadıklarını biliyoruz” diyerek aslında Galatasaray’ın UEFA Kupası maçlarını dikkate aldığını bu yüzden de korkulacak bir takım olduğunu söylüyor. Evet Antalya’ya kaybettik, Kayseri maçında çok şanssız bir şekilde 3 puanı alamadık ancak bu takım UEFA’da farklı oynuyor. Benfica maçında rakibe bakınca Aimar, Nuno Gomes, Reyes göz korkutucu gol silahlarıydı fakat Galatasaray orada futbolun nası oynanacağını gösterdi. Attığımız gollerden belli! Tabi ki şans da bizim yanımızdaydı Benfica da oldukça gol kaçırmıştı. Berlin maçında ise yine atak nasıl yapılır bunun en iyi derslerini verdik. Fakat o maçta defans nasıl yapılmazın da örneklerini sergiledik. O 10 dakika benim için hiç geçmemişti.

Bu maç Skibbe’nin son şansı değil belki ama değerlendirmesi gereken en önemli şanslardan birisi. Bu akşamki maçtan olumsuz sonuçla dönülmesi halinde yönetimin -bence gereksiz olan- radikal kararlar alacağı çok açık. En azından Skibbe sene sonu gönderilme ihtimalinin farkında olacaktır. FBL-EUR-C1-FRA-ENG-CHELSEA-BORDEAUX

Galatasaray’ı bu maçta bir adım öne çıkaran en önemli şey ise yine rakip takım teknik direktörünün açıklamaları: Geçen yılki maçta Galatasaray’ın üstüne gidince gol yemiştik, sonra da çok pozisyon vermiştik. Şimdi geçen yıldan daha güçlüler. Hücum yönü kuvvetli bir takım. Defansın arkasında Servet ve Meira iyi bir ikili. Arda’yı da çok beğeniyorum. Ayrıca Kewell oynayacak mı oynamayacak mı merak ediyorum. Bizim için Fransa Ligi şampiyonluğu öncelikli hedefimiz. Daha sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılmayı amaçlıyoruz. Şampiyonlar Ligi’ne katılmak, kulübe büyük bir ekonomik getiri demek. UEFA’da şampiyon bile olsanız kulübünüz iyi para kazanamaz. Öncelikle Fransa’da lig şampiyon olmak istiyoruz. UEFA’da da ilerleyebildiğimiz kadar ilerleyeceğiz…

GALATASARAY TEKNIK DIREKTORU MICHAEL SKIBBEBu açıklamaları takımının üzerindeki UEFA Kupası baskısını azaltmak için söyleyebilir fakat farkında mısınız bilmem ama o baskıyı alırken lig mücadelesinde bir baskı yaratmış oluyor Blanc bu durumda. Yani aslında bir yerden feragat edebiliriz derken şampiyonluk yarışında yarattığı baskıyla da şampiyonluğu tehlikeye atıyor. Hangi akıllı adam bunu yapar ki? Rakibini yanılgıya düşürmek isteyen akılıı bir adam bunu yapabilir.

Blanc’ın ne kadar akıllı olduğunu bu akşam göreceğiz. Aynen Skibbe’nin de öyle. Ancak eğer Bordeaux gerçekten UEFA’dan bir beklentisi olmayan konumda ise, maddi gelirdense Kadıköy’de kupa kaldırmanın yaratacağı gururu yaşamak isteyen ve bu yüzden UEFA’da final oynamayı daha çok hedefleyen Galatasaray daha çok baskın olan taraf bu akşam. Kaybededebiliriz ancak Benfica ve Berlin maçlarındaki gibi oynarsak en azından tur için avantajlı bir skorla döneceğimizi düşünüyorum…

Read Full Post »


“Her yerde beni sevdiğinizi söylüyorsunuz. Beni sevmeyin, size para kazandıran kulübünüzü sevin. Bundan sonra her maçımız final. Antalya’da beklediğim mücadeleyi hiç ortaya koymadınız. Oynamadığı zaman suratını asanlar, şans bulduğunda hiçbir şey yapmıyor. Ben bugüne kadar medyaya sizi hiç suçlamadım, ama siz bana destek vermiyorsunuz. Kulübün UEFA’da hedefleri var. Her şeyi unutup, hiç olmazsa Bordeaux maçında kendinize yakışır bir şekilde onur mücadelesi verin.”

Bu sözler Skibbe’ye ait. Çok eleştiriyoruz ki bu da çok normal. Son yılların en mükemmel kadrosuna sahip ve aldığı yenilgiler yenilir yutulur gibi değil. Teknik direktörlük konusunda yeni olduğunu söylemeli. Tamam 32 yaşındayken Borussia Dortmund gibi önemli bir takımın başına getirildi. Ancak kariyerinin en başında olduğundan pek başarılı olamamış. Alman Ulusal Takımı’nda da Rudi Völler’in antrenörlük belgesi olmadığından kağıt üzerinde teknik direktör o gözüküyordu. Ancak “Alman Takımı’nın hocası Skibbe’dir” diyen oldu mu hiç o dönemde… Hayır. Buraya kadar her şey kötü.skibbe-kewell

Bayer Leverkusen döneminde takımı hep 7.’lik ve 5.’likte tutturmayı başarmış. Yani çok beğendiğimiz öve öve bitiremediğimiz Ertuğrul Sağlam ve Tolunay Kafkas kalibresinde bir teknik direktör Skibbe. Ama bunların Alman versiyonu. Bu yüzden de geçen yıl da UEFA Kupası’nda son sekize kalabilmeyi başardı. -Çok iyi hatırlıyoruz!- Yani bu adam yükselmekte olan bir teknik direktör. Henüz 42 yaşında oldukça genç bir yaş teknik direktörlük için.  Yani beğenmeyip kovduğumuz Guus Hiddink ve Joachim Löw’ün Türkiye’ye adım attıkları yaşlarda. Yani bu yıl şampiyon olamasak da, UEFA’da Final oynayamasak da mutlaka takımda bir iki sene daha geçirmesi gerektiği inancındayım. Çünkü kendisinde çok büyük bir potansiyel var. Kadrosunu ve ligi de tanıdı. Bence bu artıları ileriki senelerde bu takımda daha başarılı olacağının göstergesi. En önemlisi de takımdaki oyuncular tarafından çokça seviliyor. Fakat söylediği gibi sevmek, sevilmek her zaman başarı getirmiyor. -Geçen sene de bu futbolcular Kalli’yi sevmiyorlardı… Ama çok zor geçen ligde çok başarılı bir sezon sonunda şampiyonluk kazanıldı. Bu yıl da kazanılabilir orası ayrı ihtimallerle dolu- Ne diyor Skibbe: “Beni sevmeyin. Kulübünüzü sevin. Sizi hiç yem olarak atmadım, ama siz oyununuzla desteğimin karşılığını vermediniz. Oynamayınca suratını asanlar -özellikle Ümit Karan, Nonda, Aydın- şans verdiğimde naptınız??… Çıkın ve Bordeaux maçında adam gibi oynayın beni de deli etmeyin” diye bitiriyor. Skibbe’nin takımın başında kalabilmesi için en önemli şansı. Bu fırsatı mutlaka iyi kullanmak zorunda. Skibbe’den sonra illa ki gelen teknik direktörle zorluk yaşayacak olan Lincoln futbol hayatının sonlarına doğru anlaşabildiği bir teknik adamla kariyerine devam etmek için adam gibi oynamalı. Nazlanmadan, sızlanmadan…

Böyle dürüst teknik direktörlere ihtiyacımız var. Yeni nesil de bu var. Aksa ak, karaysa kara… Bunun en güzel örneğini de Mourinho’dan duydum geçenlerde kaybedilen Atalanta maçı sonrası:  İlk şampiyonluğunuzu şike sayesinde kazandınız. İkincisinde ise rakipleriniz yoktu. Bu sene şampiyon olup ne kadar iyi olduğunuzu ispatlamak zorundasınız…

Read Full Post »


UEFA’dan gelenlerin şansı: %25
bulent-taffarelBu yıl ülkemizi avrupa kupalarında temsil edecek takım olarak sadece Galatasaray kaldı. Sarı – Kırmızılı ekibi 18 Şubat ve 26 Şubat’ta oldukça zorlu iki maç bekliyor. Hedef tabi ki İstanbul’da oynanacak finalde oynayıp kupayı kaldırmak. Tüm Galatasaraylıların UEFA Kupası’ndan beklentisi bu. Takım bu yüzden kadro yapısı olarak daha da güçlendirildi. Ve şanssız bir yenilgi dışında çok iyi sonuçlar alınarak UEFA Kupası’nda son 32’ye kalındı. Grupta ikinci olunarak Şampiyonlar Ligi’nden gelecek bir takımla eşleşmenin dünyanın sonu olarak görüldü. Ancak durum hiç de öyle değil. UEFA Kupası gruplu oynanmaya başlandığından 2004 yılından bugüne dek Şampiyonlar Ligi’nden gelip şampiyon olan tek takım CSKA Moskova olmuş. Diğer yıllarda şampiyon olan takımlardan Sevilla 2006’te kupaya uzandığında UEFA grubunu 7 puanla 1., 2007’de ise grubunu yine 7 puanla ancak 2. sırada bitirmişti. Geçen yılın şampiyonu Zenit St. Petersburg ise grubundan tek puan farkla ve neredeyse mucize ile çıkmayı başarmış. AZ Alkmaar son maçında 2-3 yenilmeyip, 3-3 berabere kalsaydı Zenit ve AZ’nin puanları, averajları, attığı ve yediği gol sayıları eşit olacaktı. Zenit’in şampiyonluğu ‘o’ derece bir mucize… Yine bu kupa gruplu oynanmaya başladığından bu yana, son 32’ye kalan 8 Şampiyonlar Ligi takımından 2005,2006 ve 2007 yıllarında sadece 3 takım son 16 ‘ya kalma başarısı gösterirken, geçen yıl şampiyonlar liginden gelen 5 takım son 16 ya kalabildi. Ancak yine sonuç değişmedi ve UEFA gruplarında mücadele eden takımlardan Zenit şampiyon oldu.

Kupalar Yerli Hocaların

Bu yıl 38.’si oynanan UEFA Kupası’nı bugüne dek 24 takım kazandı. Oynanan 37 finalden Juventus ve İnter 3’er kez kupayla ayrılırken takımın başında yerli hoca bulunuyordu. 1972’de oynanan ilk finalden bu yana istisna olan tek takım Liverpool, bu kupayı ilk kazandığında takımın başında İskoç Bill Shankly, ikincisinde İngiliz Bob Paisley, üçüncüsünde ise Fransız Gerard Houiller bulunuyordu. Takımın başında yabancı hoca bulunuyorken şampiyon olan diğer takımlar ise Hollandalı Dick Advocaat ile Rus takımı Zenit, Hollandalı Huub Stevens ile Alman Schalke 04. Yani toplamda oynanan 37 finalde sadece 4 kez takımlar yabancı çalıştırıcı ile şampiyonluğa uzanabilmiş. giovanni_trapattoni_634410

Hiç sevemedim Trapattoni’yi ama bu kupayı 3 defa kazanarak rekoru elinde bulunduruyor.

İkisi Juventus biri de İnterle kazanılmış 3 UEFA Kupası var. Yok 4 değil 3 ben saydım Gio…

Bu yıl ise son 32’ye kalan 20 takımın başında yerli çalıştırıcı bulunuyor. Yani yukarıdaki tezimize göre Lech Poznan, Metalist Kharkiv, Braga,St. Etienne, Nec Nijmegen gibi takımların şansı Galatasaray’a göre daha yüksek kewell-barosgözüküyor. Son şampiyon Zenit’in, daha bir kaç yıl önce kupaya uzanan CSKA Moskova’nın , bu yılın süpriz takımları Twente ve Standart Liege’in ve tabi ki Alman çalıştırıcısı olan Galatasaray’ın şanslarını oldukça düşürüyor. Ancak bu güne dek oynanan 37 finalden Alman hocaların 5 kez kupayla ayrıldığını bilmekte yarar var.
İstatistikler elbette sadece geçmişe ait verilerdir. Her zaman da yenilenmektedir.  Bu verilerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir önemli olan. Galatasaray’ın sadece bir sonraki tura çıkma şansını değerlendireceksek, sarı – kırmızılı ekibin son 16’ya kalma şansı: % 78…

Read Full Post »


Sezon açılışını, Hikmet Karaman’ın görevine daha ilk maçına çıkamadan son vererek yapan Antalyaspor, ardından takımın başına getirdiği Joseph Jarabinsky ile de çok geçmeden yollarını ayırdı. Çek hoca, öne geçtiği Trabzonspor, G.Antep, İstabul B.Ş.B. ve Hacettepe maçlarından puan alamayarak kendi ipini çekmiş oldu.

Teknik kulübe bu kez Malatya ve Sarıyer’deki başarısız tecrübelerinden sonra Ulusal Takım kariyerine kendi isteğiyle son veren Mehmet Özdilek’e emanet edildi. Özdilek’in Antalya kariyeri tartışmaya açık başlasa da, iki puanla ligin dibinde aldığı takımı 16 hafta sonunda 13 puanla 16. sıraya yükseltti. Süper Lig’e ara verilen şu günlerde Antalyaspor, Fortis Türkiye Kupası grubunda son maçında G.Antep’i yenip son sekize kaldı.

Devamının gelip gelmeyeceği bilinmez. Ama Antalyaspor’un iki buçuk ayda geldiği nokta, Özdilek’in başarılı olduğunu söylemek için yeterli neden oluşturuyor. Özdilek bu başarıyı nasıl elde etti?

Antalyaspor’a gelme nedenini “Elimde sihirli değnek yok, ama bir şeyler değiştirebileceğimize inandığım için bu görevi kabul ettim” sözleriyle açıklayan genç teknik adam, ilk maçında (ligin 9. haftası) takımına sezonun ilk galibiyetini yaşattı. Ertesi hafta, Sivasspor’u 2-1 ile geçerek ekibine, şampiyonluğa oynayan bir takımdan puan almanın moralini aşıladı. Bu iki galibiyet bile ligin ilk sekiz haftasında eleştirilen oyuncuların özgüveninin yerine geldiğunu gösteriyordu. İlk sekiz haftada 18 gol yiyen takım Özdilek’le çıktığı lig maçlarında 6 gol yerken, kupada Trabzonspor’dan 3 gol yedi. Kırmızı – Beyazlılar savunma yapmayı ve kolay maç kaybetmemeyi Özdilek’le öğrendi. Tek yenilgisini, yedi hafta sonra F.Bahçe karşısında aldı.

ANTALYASPOR DA MEHMET OZDILEK ILK MACINA CIKTIAra transfer döneminde huzuru bozan oyuncuların gönderilip, ligi bilen oyuncuların kadroya dahil edilmesi Özdilek’in yaptığı en akılcı işlerden. Hazırlık kampında yeni oyuncuların takıma uyumunu hedefleyen teknik adamın bunda başarılı olduğunu Tita’nın performansından anlıyoruz. Brezilyalı, yeni takımıyla ilk resmi maçında (Gaziantep) gol atmakla kalmadı, sevincini yedek kulübesine kadar taşıdı. Özdilek’in o maça üç forvetle çıkarak takımın oyun yapısında gözle görülür bir değişimi başlattığı da gözden kaçmadı.

2006-07 sezonunda Bülent Korkmaz, Kayseri Erciyesspor’u 11 puanla -tıpkı Mehmet Özdilek gibi- ligin en dibinden teslim almıştı. Korkmaz yönetiminde Erciyes 26 puan toplayarak lige tutundu, ancak son haftalardaki Rize maçında, uzatmalarda gol yiyerek ligde kalma şansını yitirmişti. Erciyes o sezon Federasyon Kupası’nda Trabzonspor ve Galatasaray’ı eledi. Tartışmalı finalde Beşiktaş’a kaybetti. Ancak ligden düşmesine rağmen UEFA Kupası’na katılma şansı bulan belki de ilk kulüp oldu.

Süper Lig’de gelecek haftalarda ikinci bir Kayseri Erciyes-Bülent Korkmaz mücizesinin yaşanması muhtemel gözüküyor. Mehmet Özdilek’in takımın başına daha erken geçmiş olması bu hikayenin Erciyes’inkine göre “daha” mutlu sonlanacağını düşündürüyor.

Read Full Post »


uefa_cup_logo13

Çarşamba ve Peşiembe yapılan 16 maç sonunda UEFA gruplarında son sıralamalar belli oldu. Gruplardan çıkmayı başaran takımlar gruptaki sıralamalarına göre aşağıdaki gibidir.
A Grubu: M.City, Twente, PSG
B Grubu: Metalist Kharkiv, Galatasaray, Olympiakos
C Grubu: Standard Liege, Stuttgart, Sampdoria
D Grubu: Udinese, Tottenham, NEC Nijmegen
E Grubu: Wolfsburg, Milan, Braga
F Grubu: Hamburg, Ajax, Aston Villa
G Grubu: St. Etienne, Valencia, Kopenhag
H Grubu: CSKA Moskova, Deportivo, Lech

Galatasaray’ın grubunu 1. bitirmesini elbette istiyorduk. Biraz prestij meselesi tabi ki ve ayrıca da son 32’de UEFA gruplarından 3. olan takımlarla eşleşmeyi, Şampiyonlar Ligi’nde takımlarla eşlemeye tercih ettiğimizdendi.. İstanbul’da Metalist’e yenilerek grup birinciliğini tehlikeye soktuk. En azından bir beraberlik bizi birinci yapıyordu. Son maçta hepimiz Benficalı olduk. Maçı pek izlemedim ama Benfica’nın direkten dönen iki topunu ve Nuno Gomes’in kaçırdığı golü gördüm. Metalist’in ise tek atağını gördüm. O da gerçekten güzeldi. Benfica yarı sahasında  çapraz toplar yaparak defansın dengesini bozdular ve Benfica’nın sol bekindeki kademe boşluğundan yararlanıp düzgün bir şutla golü buldular. Metalist’in şansıyla buraya geldiğini iddia edenler olabilir. Ama Beşiktaş maçları şans mıydı? Gruplarından hiç yenilmeden bir takım olmaları şans mıydı? Hala inatla şans olduğunu söyleyenlere hak verebilirim. Ama bu takımın şansını zorladığını iddia edemez miyiz? Şans onlardan yanaydı direkten dönen toplarda, Servet’in kaptırdığı topta… Ama Benfica maçında direkten dönen toplara vuran adamları rahatsız etmeleri yüzünden o adamlar toplara rahat vuramamış olamazlar mı? Servet’in geride tek olduğunu ve topu ıskalama ihtimalini ya da şansını düşünüp pres yapıp topu kapmaları şanslarını zorlamak değil midir ki? Metalist hakkıyla birinci oldu,şansıyla değil..

Grubumuzu ikinci bitirmenin çok büyük bir talihsizlik olduğunu düşünenler var. “Eyvah Şampiyonlar Ligi’nden gelenlerle eşleşeceğiz mahvolduk” diye düşünenler var. Etikete bakıp yanılgıya düşmeyelim. Bu konuda küçük bir araştırma yaptım.

Gruplu şekilde 2004’ten beri oynanmaya başladı UEFA Kupası.Bu statüyle oynanan kupanın ilk sahibi CSKA Moskova olmuştu. Şampiyonlar Ligi’ndeki grubunda 3. olan takım şanslı kurasıyla şampiyon olabilmiş diyebiliriz. İlk turda eledikleri Benfica bu yıl UEFA grubunda sonuncu old. Mesela Parma şimdilerde Serie B’de. Partizan hep figüran. Auxerre de dengesiz bir ekip. Bir var bir yok. Finali az çok hatırlıyorum. İkinci yarıda 1-0’dan 3-1 yaparak enfes bir maç çıkarmışlardı. Sanırım ardarda iki kontra atakla bitirmişti Sporting’i kendi evinde. Sporting ise o yıl grubunda sonuncu olmuş.. Feyenoord,M.Brough,Newcastle ve AZ’yi eleyip finale çıkmış. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Sonrasında Sevilla şampiyon oldu. Beşiktaş’ın da bulunduğu  grupta averajla ve sadece 7 puanla birinci olmuş. Yani Galatasaray’dan 2 puan az toplamışlar. Grubun ikincisi ise son şampiyon Zenit. Finalde karşılaştığı Middlesbrough da grubunu birinci bitirmiş.  Son dörde kalan Steaua da grubunu 8 puanla 1. bitirmiş. Son dörde Ş.L.’den sadece bir takım kalabilmiş o da Schalke 04. Alman takımı çok ilginç bir şekilde bu sene UEFA’ya veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Ertesi yıl yine kupaya uzanan Sevilla bu sefer grubunu 2. bitirmiş. Ş.L.’den gelen Steaua ve Shakhtar’ı ardarda elemişler. Ardından yine Beşiktaş’ın grubunda bulunan ve birinci olan Tottenhamımı elemişler. Sonra da grubunu ikinci bitiren Ossasuna’yı elemiş. Finalde de grubundan birinci çıkan Espanyol’u elemiş. Bu sene ise Sevilla gerçekten dramatik bir şekilde gruplara veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Son şampiyon Zenit ise grubundan tek puan farkla ve neredeyse mucize ile çıkmayı başarmış. AZ son maçında 3-3 berabere kalsa puanları, averajları, attığı ve yediği gol sayıları eşit olacaktı. Öyle olsaydı UEFA nası bir uygulama yapardı bilinmez.. O derece bir mucize.. Zorlu gruptan birinci çıkan geçen yılın flaş takımı Villareal’i elemişler ilk turda. Sonra Şampiyonlar Ligi’nden gelen Marsilya’yı, Skibbe’nin Leverkusen’ini ve Bayern’i eleyip finale çıkmışlar. Finalde ise Ş.L.’den gelen Rangers’ın Fatih Tekke’nin yıldızlaştığı maçta yenerek kupayı aldılar. Son şampiyon bu yıl Galatasaray’ın muhtemel rakibi.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan bu sefer 5’i son 16’ya kalabilmiş.

Yani istatistiki bir veri var yukarıda ve Ş.L.’den gelen sadece bir takım şampiyon olabilmiş gruplu statüye geçildiğinden beri. O da CSKA Moskova.. Daha önceki statüde sadece Şampiyonlar Ligi’nden gelip kupayı kazanan Galatasaray,Feyenoord’un şampiyonluğu var.. Yani bu kupayı kazanma şansı UEFA’dan gelen takımların daha yüksek..

Ayrıca Ş.L’den gelen Bordeaux, W.Bremen, Shaktar Donetsk, Marsilya, Aab Aalborg, Fiorentina, Dinamo Kiev, Zenit ile UEFA gruplarının 3.’leri PSG,Olympiakos,Sampdoria,NEC Nijmegen,Braga,Aston Villa,Kopenhag,Lech takımları arasında çok büyük farklar olduğunu iddia edebilir miyiz?

Galatasaray ‘ın grubunu ikinci bitirmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bir kere “çok güçlü” olduğu iddia edilen takımlardan birini eleyecek ve “çok güçlü” rakiplerinden birini saf dışı edecek. 8’den biri gidecek. Galatasaray, son haftalarda sunduğu 10’ar dakikalık resitalleri tüm maça yaymayı başarabilirse “çok güçlü” rakiplerinden hangisini yenemez? Son haftalarda maçların son 10 dakikalarında oynadığı futbolu oynarsa hiç birini eleyemez orası ayrı bir yazı konusu..

Peki grubu birinci bitirip “Ş.L.’den geliyorlar yandık, çok güçlüler” dediğimiz takımlarla eşlememiş olduğumuzu düşünelim. Ve hepsinin de “çok güçlü” oldukları için son 16’ya kaldığımızı düşünelim. 8 tane “bela gibi, çok güçlü” takımın karşımıza çıkma ihtimali olacaktı. Öyle daha mı iyi mi olacaktı ki acaba?

Kuradan kim çıkarsa çıksın hiç bir şekilde şüpheniz olmasın Galatasaray Ş.L.’den gelen 8 takımı da yenebilecek güçte.. Takımın başında UEFA’da son sekize kalmayı başarmış Skibbe var. Ne çabuk unutuyoruz..

Read Full Post »


Çok mu abesle iştigaldir bu yaptığım, çok piyasa bir hareket gibi gelse de, hatta bunlar reklam kokan hareketler olsa da naif bi sebeple bunu yaptığımı söylemek istiyorum…

Uzun zamandır bloga yazı yazamadık. (malum sınavlar,iş güç vs.) Ama blog blog gezerken beğeniyle okuduğum flyingdutchman‘in bir yorumuna aklım takıldı. “Aykut Kocaman’ın ne başarısı var kı bu adamı bu kadar büyütüyorsunuz? Bu adam iyiyse Hikmet Karaman,Samet Aybaba teknik direktörlükten anlamıyor olmalarına karşın Türkiye Kupası kaldırmış isimler. Onları yeriyorken, Aykut’un nesini övebiliyoruz? Başarısı nedir? Kupa sayısı ne ki Sepp Herberger muamelesi yapılıyor bu adama? “demiş…

1209

Bir göz attım, bu iki teknik adam kupa kaldırırken ellerinde hangi kadrolar varmış, kimleri eleyip bu başarıları elde etmişler. Kronolojik sıraya göre öncelik 2000-2001’de Gençlerbirliği ile kupayı kaldıran Samet Aybaba’nın.

Gençlerbirliği finale kadar ilerleyip kupayı kaldırdığı sezonda ilk turda ortalıktan yok olmuş Mobellaspor ile karşılaşmış. Ardından pek parlak bir döneminde olmayan Ç.Rize’yi CavCav’ın muhteşem üçlüsünün bir parçası olan Kona’nın iki golüyle geçmiş. Çeyrek finalde ise kendisinden bir sonraki yıl kupayı kaldıracak Kocaelispor’u yenerken Ümit Karan’ın inanılmaz performansı göze batıyor. O yıl Kocaeli’nin kadrosunda Kaan Dobra, Lazarov, Metin Mert, Yordanov gibi yabancıların yanında Nuri Çolak ve Cihan Haspolatlı gibi genç yetenekler de bulunuyordu.

3. Tur /GENÇLERBİRLİĞİ 7-1 MOBELLASPOR A.Ş. (Goller: PHIRI dk. 6, ÜMİT KARAN dk.13,31,38, ANDRE KONA dk. 58, TJANI BABANGIDA dk. 90)

4.Tur / ÇAYKUR RİZESPOR 1-2 GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: ANDRE KONA 65.dk(P) ,72)

Çeyrek Final / GENÇLERBİRLİĞİ 4-2 KOCAELİSPOR (Goller:ÜMİT KARAN dk. 50,77,98, ANDRE KONA dk. 110)

56773Yarı Finalde tarihin en enteresan Beşiktaş ile karşılaşmış. Kadrosunda Fevzi Tuncay, Ali Eren, Bayram Bektaş ve İlhan Şahin’i barındıran Siyah Beyazlıların teknik direktörlüğünü yamulmuyorsam Nevio Scala yapıyordu. Gençlerbirliği ise önemli Nijeryalı oyunculardan biri olan Babangida, Thomas Zdebel ve Kone gibi kaliteli yabancıların yanında Ümit Karan, İsmail Güldüren, Tolga Doğantez gibi ileride büyük takım tecrübesi yaşayacak oyuncular kadrodaydı. Penaltılarda kazanılan yarı final maçında Beşiktaş’ın penaltı gollerini Ali Eren ve Mehmet Özdilek atmış. Ayhan’da maçta yedek soyunmuş. Gol geleceğin yıldızı Nihat’tan gelse de penaltılarla eleyebilmiş Beşiktaş’ı.

Yarı Final / BEŞİKTAŞ 1(2)-1(4) GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: NİHAT KAHVECİ dk. 66, THOMAS ZDEBEL dk. 78)

Final maçına gelindiğinde artık kendine güveni tam bir Gençlerbirliği takımı Kayseri’de oynanan maçta geriye düşmesine karşın öne geçmeyi başarmış. Ümit Karan’ın yine başrolde olduğu maçta Andersson’un attığı golle beraberliği yakalayan Fenerbahçe’yi uzatmalara kadar durdurmayı başarmış. Penaltılarla kazanılan kupada Fenerbahçe’nin sayıca fazla teknik oyunculara sahip olmasına karşın tek penaltısını Milan Rapajc atmış.

Final / FENERBAHÇE 2(1)-2(4) GENÇLERBİRLİĞİ (Goller: SAMUEL JOHNSON dk. 6, KENNET ANDERSSON dk. 65, MARCEL MBAYO dk.13, ÜMİT KARAN dk. 54)

Fenerbahçe – 1.  RÜŞTÜ REÇBER, 3. OGÜN TEMİZKANOĞLU, 4. MUSTAFA DOĞAN, 6. ZORAN MIRKOVIC, 10. HAİM REVİVO, 11. ELVİR BALİÇ, 17. NICOLA LAZETIC, 18. ABDULLAH ERCAN, 19. KENNET ANDERSSON, 28. SAMUEL JOHNSON, 30. MERT MERİÇ

andre-konadir-umarimGençlerbirliği – 1. PATRİCK NYS, 2. PHIRI ALFRED,3. İSMAİL GÜLDÜREN,4. TOLGA DOĞANTEZ,7. MEHMET ŞİMŞEK,8. THOMAS ZDEBEL, 9. ÜMİT KARAN, 11. ANDRE KONA ,14. BEYHAN SÜMER,17. MARCEL MBAYO, 28. FERDİ TATLI

Aynı Gençlerbirliği takımı o sezonda ligi 46 puanla 10. sırada bitirmiş. 14 galibiyet 4 beraberlik 16 da yenilgi almış. Sonuç olarak, en tehlikeli Gençlerbirliği kadrolarından teknik direktörlüğünü yapan Samet Aybaba Türkiye Kupası’nın tek maçlı eleme sisteminden çok iyi yararlanmayı başarmışsa da aynı performansı ligde gösterememiş. Kupaya odaklanmış canım desek bile 5 maç oynamak için bir takımın başına mı geçti diye sormak gerekir.. Zaten sonrasında da istifa mı etmişti ne… ya da gönderilmişti… Bu muydu başarısı?

Sırada Kocaelispor’un başında Türkiye Kupası’nı 2001/02’de kaldıran Hikmet Karaman’ın bunu nasıl başarmış olduğu var…

3. Tur / KOCAELİSPOR 3-1 TÜRK TELEKOMSPOR  Goller:  (MİLAN TİMKO dk. 13, KWAME AYEW dk. 23,  SERDAR TOPRAKTEPE dk. 79)

4. Tur / KOCAELİSPOR 2-1GENÇLERBİRLİĞİ Goller: (NURİ ÇOLAK dk. 29, KWAME AYEWdk. 35)

Çeyrek Final / ERZURUMSPOR 0-1 KOCAELİSPOR Goller: (AYMAN ABDELAZİZ,dk. 110)

news_manset_resim_r1_hikmetkaraman001Yarı Final karşılaşmasında sezona teknik direktör olarak kimle başladığı meçhul olan Adanaspor’u konuk etmişler. TFF’nin sayfasında 2001-2004 arasında kimin teknik direktör olduğu konusunda bir bilgiye ulaşamadım ama bi ara Rıdvan vardı takımın başında belki de o dönem bu dönemdir. Neyse.. Kadrosunda Metin Mert, Lazarov, Cihan H., Orhan Ak, Ayman, Ayew, Kaan Dobra gibi Türkiye liglerinin en önemli yabancılarını kadrosunda bulunduran Kocaeli daha sonraları ulusal takıma kadar yükselme başarısı gösterecek Necati ve Volkan’lı Adanaspor’u zorlanarak geçebilmiş…

Yarı Final / KOCAELİSPOR 1-0 ADANASPOR Goller: (ZDRAVKO IVANOV LAZAROV,dk. 31)

“Ofensif” futbolun mimarı Arsene Wenger’in yakın arkadaşı olan Hikmet Karaman’ın oyun düşüncesini iyi bir şekilde yansıttığı bir maç gibi görünebilir eğer ki skora bakıp yorum getirirsek. Ama şöle bir hafızaları tazeleyelim bir bakalım maç nasıl geçmiş.. Kocaelispor maçın 44. dakikasında Cihan ile bir gol bulmuş, ikinci yarının hemen başındaysa “Deli” İbrahim ikinci sarı karttan oyun dışı kalmış. Ardından da ikinci golü bulunca yeşil-siyahlı ekibe bir rahatlık çökmüş… Hatırladığım kadarıyla da attıkları son iki golü de Beşiktaş’ın kaybedeceği bir şey olmadığı düşüncesiyle rakip kaleye lazarov_z_20051008_gh_railecek yüklendiği dakikalarda geride verdiği boşlukları değerlendirerek bulmuşlardı. Serdar’ın golü böleydi hatırladığımca.

Final / KOCAELİSPOR 4-0 BEŞİKTAŞ Goller: (CİHAN HASPOLATLI dk. 44, ZDRAVKO LAZAROV dk. 59, KAAN DOBRA dk. 82, SERDAR TOPRAKTEPE dk.83)

Kocaelispor – 77.  AHMET ŞAHİN, 2. FARUK SARMAN, 8. ORHAN AK, 5. NURİ ÇOLAK, 7. KAAN DOBRA, 10. ALEKSANDAR YORDANOV, 11. ZDRAVKO LAZAROV, 13. AHMET ARSLANER, 15. AYMAN ABDELAZİZ, 18. CİHAN HASPOLATLI, 33. CEM SİNAN VERGÜL

Beşiktaş – 1.  THOMAS MYHRE, 3. TAYFUR HAVUTCU, 4. AHMET YILDIRIM, 5. RONALDO GUIARO, 7. ZOUBAIER BAYA, 10. AHMET DURSUN, 17. TAMER TUNA, 18. ERMAN GÜRAÇAR, 19. İBRAHİM ÜZÜLMEZ, 20. TÜMER METİN, 26. İLHAN MANSIZ

Sonuç olarak Hikmet Karaman da teknik direktörlüğünü yapma fırsatı bulduğu bu başarılı kadroyu iyi yönetip kupayı kaldırma başarısı göstermiştir.Ligi ise Samet Aybaba’nın G.Birliği’si gibi ligi ilk 10’da bitirememiş. -15 averajla da o yıl lige veda eden Antalyaspor’dan bir sayı fazla bir gol averajı yapmış. Ayrıca 67 gol yiyip küme düşen Yozgatspor ve 61 gol yiyip yine küme düşen Antalyaspor’dan sonra 60 gol yiyerek ligin en çok gol yiyen takımı sıral1310amasında üçüncülüğü ele geçirmiş… Bu mudur başarılı Hikmet Karaman? O da mı 5 maç için Kocaelispor’un başına geçmiş yani? Kupayı aldıktan sonraki sezon Kocaelispor ligden düşerken temellerini atan Karaman, G.Birliği ve Beşiktaş’tan 5 yedikten sonra kovulmuş…

Sırada yine Samet Aybaba var. Bu sefer Trabzonspor ile kazandığı kupa yolunda neler yaptığını irdeleyelim…

2. Kademe / GAZİANTEP B.Ş. BLD.SPOR 2-4 TRABZONSPOR Goller: (FATİH TEKKE dk. 18,56 , MEHMET YILMAZ dk.30, SELAHATTİN KINALI dk.90)

3. Kademe / TRABZONSPOR 5-2 SIVASSPOR Goller: (MEHMET YILMAZ dk.9,68, FATİH TEKKE dk.12, HANS E.F.SOMERS dk.86, GÖKDENİZ KARADENİZ dk.63)

Çeyrek Final / TRABZONSPOR 7-1 ANKARASPOR Goller: (HANS E.F.SOMERS dk.11,MEHMET YILMAZ dk.14,20,63, ERMAN ÖZGÜR dk.24,44)

ts-3luYarı Finale gelene kadar tam 16 gol atan Trabzonspor, Malatya’yı da gole boğmuş. Özkaynaklarından yararlanmasını başaran bir kulüp olma özelliğine sahip takımın ilk golü günümüzde de kadroda bulunan Tayfun Cora’dan gelmiş. İlk yarı bitmeden atılan golle de skor avatajını ele geçirmenin rahatlığıyla başlanan ikinci yarının ortasında Tekke ile 3. gollerini atıp turu cebe indirmişler. Malatyaspor da o sıra güçlü bir ekibe sahipmiş. Tolga Seyhan, Mert Korkmaz, Hasan Özer, bir Denizlispor efsanesi Timuçin Beyazıt kadroda bulunan kaliteli Türk oyuncular. Yarı Finale gelene kadar da eledikleri arasında adam gibi takım diyebileceğimiz bir tek Galatasaray var.

Yarı Final / MALATYASPOR 0-3 TRABZONSPOR Goller: (TAYFUN CORA dk. 31, MEHMET YILMAZ dk. 42, FATİH TEKKE dk. 64)

O yıl son dörde hiç bir İstanbul takımı kalamamıştı. Buhran dönemlerini yaşayan büyük takımlardan Fenerbahçe daha 2. kademe maçında Konyaspor’a, Galatasaray çeyrek finalde Malatyaspor’a,  Beşiktaş da yine aynı turda efsaneleşen bir kadroya sahip Gençlerbirliği’ne, İlhan Mansız’ın üç gol attığı maçta uzatmalar sonrası 4-3 yenilmişti. Finale çıkıp Trabzonspor’un rakibi olan takım yarı finalde de Ç.Rizespor’u elemiş. Final karşılaşmasında ise yıldızlaşan Gökdeniz’in performansıyla kupayı uzanan Trabzonspor o seneyi 7. bitirmiş. Üstelik bu kadar gol silahı olmasına karşın o yıl lige veda eden Altay’dan 4 gol daha az atmışlar. Ertesi sezon Trabzonspor Şenol Güneş’le aşağıdaki kadro ile Şampiyonluğu kıl payı kaçırmıştı. Ertesi sezon Şenol Güneş’in varlığından bahsettiğimize göre Samet Aybaba yine beş maçlığına geldiği karadeniz ekibiyle yollarını ayırmış…

123452Final / GENÇLERBİRLİĞİ 1-3 TRABZONSPOR Goller: (Mehmet Yılmaz dk. 9, Gökdeniz Karadeniz dk. 31,70)

Gençlerbirliği – 99.GÖKHAN TOKGÖZ, 3. FİLİP DAEMS, 5. EL SAKA, 7. AHMED HASSAN, 8. THOMAS ZDEBEL, 14. ÜMİT BOZKURT, 17. OKAN KOÇ, 25. DENİZ BARIŞ, 26. BÜLENT KARAMAN, 30. SERKAN BALCI, 50. VEYSEL CİHAN

Trabzonspor23.  MICHAEL PETKOVIC, 18. TAYFUN CORA, 24. ERDİNÇ YAVUZ, 16. OUMAR DİENG, 13. EUL YOUNG LEE, 5. HÜSEYİN ÇİMŞİR, 15. MEHMET AURELIO, 8. HANS E.F.SOMERS, 61. GÖKDENİZ KARADENİZ, 9.FATİH TEKKE, 17. MEHMET YILMAZ

SONUÇ: Samet Aybaba ve Hikmet Karaman eğer gerçekten çok iyi teknik direktörler olmuş olsalardı kupayı kazandıkları gibi aynı sezonlarda ligi daha üst sıralarda bitirirlerdi ve gösterdikleri başarının ardından kovulmazlardı. Şu anda Hikmet Karaman işsiz. Samet Aybaba ise taze kan bahanesiyle rotasyon meraklısı yöneticiler sayesinde kendisine tekrar ve tekrar Gençlerbirliği pozisyonunda yer buldu. Takımın başına geçtiğinden beri de tek bir galibiyet bile elde edemedi.

Ellerinde Ümit Karan, Lazarov,Yordanov, Fatih Tekke,Gökdeniz, Aurelio, Mbayo, Kona, Thomas Zdebel gibi yıldızlara sahip olan bu takımlarla, Türkiye Kupası’ndaki tek maçlı eleme sistemiyle başarılı olmamak, kupa kazanamamak çok zordur. Yukarıda saydığımız (Aurelio dahil) yerel oyuncuların da türk futbolunun en önemli isimleri olduğunu hatırlatmak gerek. Biri Rusya şampiyonu, biri UEFA Kupası’nı yabancı bir takımla kaldıran ilk türk oyuncu, Aurelio Euro 2008’in önemli bir parçası, Ümit Karan ise ülkenin en iyi takımlardan birinin kaptanı en tecrübeli golcü, kimilerine göre ise en iyi forveti.

Aykut Kocaman’sa yakalayabildiği altın jenerasyon Mehmet Yozgatlı, Faruk Bayar, Ivalio Petkov,Yordanov, Uche vs. ile 2002-03 sezonuna Fenerbahçe galibiyetiyle başlamıştı. Galatasaray’a ve Beşiktaş’a ise yenilmemiş.  Türkiye news_manset_resim_lx_aykutkocaman003kupasında ise Ankaragücü,Antalya ve Gaziantep’i yenip yarı finale çıktıktan sonra finale çıkma şansını Trabzonspor’a yenilerek kaybetmiş. O dönem yaşadığı maddi zorluklar, duygusal buhranlar olmasaydı onun da, teknik direktörülüğünün ilk yıllarında bir Türkiye Kupası olabilirdi ve belki biz de kendisini daha iyi bir teknik direktör olarak nitelendirebilirdik sanırım.

Aykut Kocaman daha futbolcuyken takım çalıştırmaya başlayan bu iki teknik direktörün, -bence- hasbel kader bulundukları takımların altın jenerasyonlarına denk gelip kupa kazanmaları hiç de başarı sayılmaz. Çünkü başarı sürekli olandır. Bu iki adamın sürekli yaptığı tek şey ise takım değiştirmek başarılı oldukları tek konu bu.

Read Full Post »


(Cumhuriyet Spor Eki Sayı:115 / 07.10.2008)

Önce Fuar Şehirleri Kupası vardı. İsviçre, İtalya ve İngiltere federasyonlarının önde gelen isimleri, FIFA’nın da desteğiyle 1955’te kurulan bu kupada Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden sadece uluslararası ticaret fuarlarının yapıldığı kentlerin takımlarının katılması kararlaştırıldı. Takımların liglerindeki konumları önemsenmeden mücadele edilebilen kupada ‘tek şehir, tek takım’ kuralı da bulunmaktaydı. Kupaya heyecan katmak amacıyla 1968’de statü değişikliğine gidilerek kupa lig ikincilerinin mücadele edebileceği hale getirildi ve ismi de 1971’de ‘UEFA Kupası’ olarak değiştirildi.
Kulüplerarası ikinci büyük organizasyon olarak kabul edilen ‘Kupa Galipleri Kupası’, 1992’de ‘Şampiyon Kulüpler Kupası’ lig formatına geçince gözden düşerek 1998/99 sezonunda UEFA Kupası’na katıldı. UEFA başkanları her sezon bu kupaya ilgi çekmek için ne yaptıysa da bu kupa Devler Ligi’nin gölgesinden kurtulamadı. Ancak bu sezon UEFA Kupası’nda mücadele edecek takımlar birçok açıdan Şampiyonlar Ligi’nde yaşanan heyecanı aratmayacak. Çünkü ilk 4 torbada son iki sezon içinde Şampiyonlar Ligi’nde boy göstermiş takımlar bulunuyor.
Grup eşleşmelerinin bugün belli olacağı turnuvada birinci torbadaki takımlar fazlasıyla göze batıyor. İlk bakışta birinci torbaya aldanıp Şampiyonlar Ligi torbalarından biri olduğu sanılabilir. İnsanı bu yanılgıya düşüren şey ise bu torbadaki 6 takımın 2007-08 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmiş olması. Hamburg da 2006-07 sezonunda bu lige katıldı. Tottenham ise Şampiyonlar Ligi’ne uzun yıllar katılamamasına karşın kurduğu güçlü kadroyla dikkat çekiyor. Bu torbada bulunan Milan, 2006-07 sezonunun Şampiyonlar Ligi şampiyonu. Sevilla da geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde son 16 takım arasına girdi. Ayrıca 2005-06 ve 2006-07 sezonlarının da UEFA Kupası’nın sahibi…
İkinci torbada bulunan 8 takımdan 3’ü geçen sezon Devler Ligi’ne katılabilmiş. Ancak Deportivo, S.Moskova, PSG ve Club Brugge de zaman zaman bu kupada yer alan önemli takımlar… 3. torbada ise Rosenborg ve Slavia Prag, bir önceki sezon Şampiyonlar Ligi’nde oynadı. Bu torbada bulunan temsilcimiz G.Saray’la birlikte yaptığı transferlerle öne çıkan Manchester City, Udinese, Sampdoria ve Feyenoord’un Şampiyonlar Ligi düzeyinde olmadığını kim iddia edebilir?
4. torbada yer alan takımlardan Hertha Berlin, Portsmouth, Aston Villa, Kopenhag ve 5. torbadaki St. Etienne, Wolfsburg ve S.Liege, Avrupa arenasında sıkça yer alıyor. Özellikle S.Liege’in Liverpool’a uzatma dakikalarında yediği gollerle Şampiyonlar Ligi gruplarına kalamadığını, Everton’ı ise mağlup olmadan eleyerek buraya geldiğini unutmamak gerekir.
Beşiktaş ve Kayserispor’un elendiği kupada ülkemizi bir tek G.Saray temsil edecek. Şampiyonlar Ligi’nden elenen Sarı – Kırmızılılar hayal kırıklığına uğrasa da UEFA Kupası’nda mücadele açısından hiçbir fark hissetmeyecek. Çünkü Milan, Stuttgart, G.Saray, Aston Villa ve S.Liege’den oluşacak muhtemel grubun Şampiyonlar Ligi’ndeki hiçbir gruptan aşağı kalır bir yanı olmayacak. Bu kupanın tek eksiği takımlara maddi bir katkısının bulunmaması. Ancak UEFA Başkanı Michel Platini, gelecek yıl yapılacak değişiklikle bu durumun aşılacağını müjdeledi. Avrupa Ligi adını alacak UEFA Kupası’nda ekonomik anlamda da adımlar atılacak.

Gruplar:

A GRUBU-Schalke (Alm),Paris SG (Fra),Man.City (İng),Santander (İsp),Twente (Hol)

B GRUBU-Benfica (Por),Olympiakos (Yun),GALATASARAY,Hertha B. (Alm),Metalist (Ukr)

C GRUBU-Sevilla (İsp),Stuttgart (Alm) ,Sampdoria (İta),Partizan (Srb),St.Liege (Bel)

D GRUBU-Tottenham (İng),Spartak M. (Rus),Udinese (İta),D.Zagrep (Hır),NEC Nij. (Hol)

E GRUBU-AC Milan (İta),Heerenveen (Hol),Braga (Por),Portsmouth (İng),Wolfsburg (Alm)

F GRUBU-Hamburg (Alm),Ajax (Hol),Slavia Prag (Çek),A.Villa (İng),Zilina (Svk)

G GRUBU-Valencia (İsp),Brugge (Bel),Rosenborg (Nor),Kopenhag (Dan),St.Etienne (Fra)

H GRUBU-CSKA (Rus),Deportivo (İsp),Feyenoord (Hol),Nancy (Fra),L.Poznan (Pol)

Read Full Post »


Bu yılın en flaş transferlerine imza atan takımlardan biri. Sadece aldıklarıyla da değil, takımdan gönderdikleriyle de öyle. Uzun yıllardır bu takımla bütünleşmiş ve takımı sırtlayıp kaptanlığını yapmış Robbie Keane ve gol yükünü çeken diğer isim modern pivot santrafor Dimitar Berbatov’la yollar ayrıldı. Sürekli oynayan bu oyuncuların takımdan gitmesi ne kadar kötüyse gitmemesi de işten bile değildi. Dile kolay Keane için Liverpool 24 Milyon, Berbatov için de 38 Milyon Euro önerdi Manchester United. Transferin son saatinde de olsa gitmelerine izin verildi. Gitmelerine izin verilmedi diye sürekli mutsuz olan iki golcünün olmasındansa yeniden yapılanmaya gitmeyi tercih etmek mantıklı yoldu.

Çift UEFA Kupalı Juande Ramos’un teknik direkörlüğe getirilmesinden bu yana takımın havasında, oyun yapısında bir değişiklik olacağı belliydi. Başarılara alışmış bir hoca, başarılar kazanmış sistemiyle takımın başına getirilmişti. Gelir gelmez de farkını öyle bir belli etti ki gol sayısındaki artma bile bunu göstermeye yeterli olabilir. Ancak o somut bir şeylerle başarısını kanıtlamaya alışkın olduğundan Arsenal ve Chelsea gibi güçlü takımları sırayla mağlup edip Lig Kupasını kaldırdı.

Geldiğinde tek galibiyeti olan takıma 10 galibiyet daha kazandırdı.  27 maçta 10 galibiyet tatmin edici gözükmese de, 4-0 dan 4-4’e çevrilen Chelsea maçı ve ezeli rakipleri Arsenal’i 5-1 yenmeleri geçtiğimiz sezon için iyi sonuçlardı. Lig Kupasıyla da kitabını yazdığı UEFA Kupası’na gidişin garantilenmiş olması ligdeki 11. liği göz ardı ettirdi.

Yeni sezona da genç ve parlamaya müsait yetenekleri transfer ederek girdiler. Gidenlerin yerlerine transfer edilen oyuncular hem fizik hem de oyun stili açısından birbirine yakın isimler. Pavlyuchenko, Berbatov’un yerine alınabilecek en iyi futbolcu. Keane’in yerine Bentley uygun bir seçenek. Kanatta olduğu kadar destekçi forvet olarak da uygun bir oyun yapısı var. Dos Santos kariyeri açısından harika bir transfer yaptı. Barcelona’da Messi’nin yedeği olmaktansa burada Ramos’un elinde parlamaya çok müsait. Luka Modric, Cruyff’un klonu gibi. Takımın oyun kurucu eksiğini iyi kapatacak. Ama güçlenmesi gerek lakin daha son maçta sakatlanıp yerini Jenas’a bıraktı. Corluka Premier Lig’e alışkın bir oyuncu ve sağlam oyunu tercih ediyor. Cesar Sanchez tecrübeli, Heurelho Gomes ise yan toplarda muhteşem olduğu kadar normal toplarda da iyileşirse gol yemesi zor olan bir kaleci. Defansla uyumunun da iyi olması gerek tabi ki… Fraizer Campbell ise ManU’dan kiralanan süpriz bir yetenek…

Peki Tottenham yeni ve yıldız transferlerine karşın neden hala bir galibiyet alamadı. Sebep çok açık: İstikrar. Sayılarla konuyu biraz daha açalım. Tottenham bir önceki sezonki kadrosundan, transfermarkt.de sayfasına göre 14, wikipedia’ya göre 18 oyuncusunu takımdan gönderdi. Giden oyunculardan 8’i sürekli forma şansı bulan, bunlardan 5-6 tanesi de ilk 11’in değişmez oyuncularındandı. İlerideki Berbatov, Keane ve Aaron Lennon üçlüsü bu sene bozuldu.  Takımdan ayrılan ikili geçen sezon toplam 46 gol atmışlar. Görüldüğü üzere takım için büyük bir kayıp. Artık takım gol yollarında alışık olduğu varyasyonlardan mahrum. Gelen oyunculardan 8’inden 5’i lige ilk defa adım atıyor. 4’ü ise son Aston Villa maçında ilk 11’de başladıi. 2 yeni oyuncu da maça sonradan dahil oldu.

Yukarıda saydığım küçük ayrıntılar aslında küçük gibi gözüken büyük dezavantajlar. Henüz birbirine alışmamış, ilk defa yeni bir ligde oynayacak genç oyuncuları hemen sahaya sürmek bir risktir. Ancak gelecekte çok önemli başarıların temeli olması kuvvetle muhtemeldir. Tottenham’ın yeni kadrosunu oluşturacak bu isimlerin öncelikle birbirlerine uyum sağlamaları gerekecek. Bu 8 yeni oyuncunun lig maçlarında bir anda ilk 11’de yer bulması oynanan 4 maçta puan kayıplarının en büyük nedeni.

Ama şimdiye dek 4 maçtaki tek puanını Chelsea’ye karşı alınmış olması ümit verici. Önümüzdeki 5 hafta kısmen daha zayıf rakiplerle karşılaşak olmaları fikstür avantajı olarak gözükmekte bunu iyi değerlendirip takımın birbirine uyumunu iyi sağlamalı Ramos.  Arsenal maçına kadar takım kendini toparlamazsa bu sezon Spurs için sıkıntılı geçecek gibi gözüküyor.

Read Full Post »


Başlık bile tek başına her şeyi anlatıyor aslında. Aynı anda çok da önemli mesajlar barındırıyor. Bir futbolcu sahada 90 dakika mücadele ettikten sonra bu cümleyi sarfediyorsa döneminin sonlarına geldiğini anlamış olabilir mi?

Zeytinburnuspor’dan transfer edildiğinde ufacık çocuğa bu kadar para verilir mi diye kızmışlar Adnan Polat’a. Altyapı eğitimini aldığı Galatasaray forması altında 16 yaşında Borussia Dortmund maçında sahaya adımını attı. Daha o yaşlarda bir şeyler olacağı belliydi. 11 kez U-15, 37 kez de U-16 formasını giymiş olması bile bu yorumu yapmaya yeter. Ama o zamanlar çok daha büyük futbolcu olması gereken Emre Belözoğlu şimdilerin “tahammül edilen oyuncusu.

Galatasaray’da oynarken takımın “ufaklığı” Leeds maçında Kewell’dan sonra kırmızı kart görerek oyun dışı kalmıştı. Böylelikle final’de oynama şansını kaybettikten sonra kariyerine finale çıkan bir takımın oyuncusu olmayı ekleyebildi. Sonraki sezonda da şampiyonlar liginde çeyrek final oynadı. Buraya kadar her şey güzelken, sevenlerini bir kenara atıp bedelsiz olarak Inter’e gitti. Kariyer olarak çok iyi bir adım attı elbette. Ancak taraftar bu adamı vezir de eder rezil de… Galatasaraylılar yine de ona destek vermeye devam etti. Ne de olsa Avrupa’da bir “Galatasaraylı” vardı.

Bir sezonda minimum 50 maça çıkan takımda “il Turco” 4 sezon boyunca 78 maç oynayabilmiş. 200 maçın 79’unda oynamak bir şey olarak görülebilir ama Pele tarafından en iyi 100 futbolcu arasında gösterilen bir futbolcunun performansı tatmin edici olabilir mi? En mükemmel oynadığı 7.12.2002’deki Lazio maçı dışında akıllarda kalan bir performansı yok. Takımını beraberliğe taşıyan inanılmaz iki golünü unutmak mümkün değil tabi ki… Ancak 2004’te başlayıp peşini bırakmayan sakatlıklar sonrası kariyerinde ister istemez düşüşe geçti. Premier Lig İtalya Ligi’ne göre iyi konumda olsa takımlar karşılaştırılınca yeni takımı Newcastle daha düşük seviyede bir takımdı.

Yine sezonda aşağı yukarı 45 maç yapan bir takımda 3 sezonda 58 maç yapabildi. Yine fazla tatminkar olmaya bir performans sergilerken iyi oynadığı bir kaç maç dışında çok bir şey yapamadı. ‘Inter’de yıldızlara tercih edilip forma şansı bulamadı Newcastle’ı alır götürür…’ denilirken sakatlıklarla boğuşmak zorunda kaldı. Bu süreçte bir de Joey Barton gibi TFF 2. Lig’de bile oynayamayacak bir oyuncuya tercih edilir oldu.

Bu sene, muhtemelen evlilik sebebiyle, Avrupa’ya açılırken kalbini kırdığı taraftarların kalbini ikinci kez kırarak ülkeye geri dönüş yaptı. Kariyerinde bir geri adım daha atan Emre, ayrıca büyük bir taraftar kitlesini de kaybetti. Kaybettiği taraftar kitlesinin Milli Takım maçlarında ilk hatasında tepki göstermesi de bu yüzden. Onun açısından bakarsak, teklif edilen paraya hayır demek kolay değil.  Zaten son 7-8 senesini yaşadığı kariyerinde sürekli sakatlanan bir oyuncu olarak bu parayı da başka yerde vermezler.

2002 Dünya Kupası’nın ardından avrupanın aranan oyunculardan olan Emre, 2008 Avrupa Şampiyona’sı sırasında ise sahada “aranan” oyuncu oldu. Tek maça çıkıp sakatlandıktan sonra yedek kulübesinin demirbaşı oldu.  2010 Dünya Kupası yolunda da Ermenistan maçında “tahammül edilen” futbolcu. Bence tahmmül edilen oyuncu statüsüne 17-19 yaşları arasında ilk defa A takıma çıkan futbolcular girer.

Fatih Terim ise “90 dakika sahada tutarak oyuncumuza güven aşılamak istedik” diyor. Milli Takım’ın kaptanı ve en kariyerli futbolcusu özgüvenini kaybetmişse, burada hem o takım için hem de o futbolcu için çok büyük bir problem var demektir. Böyle kariyere sahip bir futbolcunun sahada güvensiz olmasının sebebini kendisi bulup, kendine artık çeki düzen vermeli. “Bana tahammül etti” diyerek bazı şeylerin farkına vardığı kesin. Ancak hala 16 yaşında Borussia Dortmund maçına çıkan güven kazanması için tahmmül edilmesi gereken biri olmadığını da unutmamalı. Çabucak toparlanmalı, çünkü devir artık Nuri Şahin’in, Mehmet Topal’ın, Selçuk İnan’ın, Uğur İnceman’ın devri… Eğer bu sene de bir şeyler yapamazsa bu kadar çok alternatif var iken onun için kapılar kapanabilir…

Read Full Post »


Benim izleyemediğim senelerden beri Erhan Önal’la başlayan gurbetçi geleneğine sahip Galatasaray. Devamında Uğur Tütüneker, Erdal Keser gibi başarılı futbolcularla devam eden bu gelenekte en başarıl futbolcu Ümit Davala. Mehmet Yozgatlı’yı da es geçmeyelim. Çoğu zaman yedek oturmuş olsa da UEFA’yı kaldıran kadroda o da var. Fenerbahçe dönemlerinde de başarılı sezonlar geçirdi.

Ümit Davala Almanya, Mannheim doğumlu olup futbola da bu semtin takımında başlayıp bir süre bu düzeydeki kulüplerde gezindikten sonra Afyonspor transferiyle Türkiye’ye adım attı. 1994-1995 sezonunda İstanbulspor’da, ertesi sezon da Diyarbakırspor’da top tepen futbolcuyu Fatih Terim o dönemin Emre Aşık’ı, Vedat İnceefe ile Ümit Davala’yı takıma ve Türk Futboluna kazandırdı.
Galatasaray’daki ilk sezonunda ne kadar başarılıydı, ne kadar maç oynadı hangi maç mükemmel bir performans sergiledi hatırlamıyorum. Ama sonraki sezonlarda ne kadar başarılı maçlar çıkardığını tabi ki hatırlıyorum. Hele ki UEFA Kupası’na giden yolda ilk adımın atıldığı Milan maçında sakince kullandığı penaltıyı unutmak mümkün değil.
Galatasaray’daki dönemine ilk olarak sağ açık olarak başlayan Davala, her dönem “bek” sıkıntısı yaşayan futbolumuzda sağ bekte oynamak zorunda kaldı. Zaten en başarılı olduğu dönemler de bundan sonra başladı. Zaman zaman da orta sahada verilen görevi hakkıyla yerine getirip UEFA Finali’nde de Emre’nin yokluğunda bu mevkide çok da başarılı bir şekilde oynadı hatta o maçta da attığı sakinliğiyle çok rahat bir penaltı atıp Milan maçında ilk adımını attığı kupa yolunun son adımlarından birini attı. Hatta bir dönem de hatırlıyorum ki hazırlık döneminde Hakan Şükür’e partner sıkıntısı yaşayan GS’ye ilaç olmaya da çalışmıştır. Çok da başarılı olamadığını söyleyebiliriz ki zaten defansif orta saha rolüne geri dönmüştür.
Geçen sezon başında takımın başına Kalli gelmeden de tranfer edilmesi gündeme gelen iki gurbetçiden biri Barış Özbek. Doğum yeri Ümit Davala gibi Almanya. Futbola da o yaşadığı semtin takımı olduğunu düşündüğüm Blau-Gelb Schwerin‘de başlamış. Tesadüfe bak ki ilk giydiği forma sarı lacivert. İlk geldiği sezon hazırlık maçlarında gösterdiği performansla takıma girip sağ kanatta Hasan Şaş’ı kesti. Hasan sakatlanmış olması da kendini göstermesini kolaylaştırdı. Orta sahada sakat,cezalı futbolcu olduğunda da orta sahada görev aldı. Hırslı oyunu, top kapma becerisi, uzaktan sert şutlarıyla sıkışan maçlarda attığı gollerle takımın önemli bir parçası haline geldi. Ve o da Davala gibi defansif özellikleriyle öne çıkan bir oyuncu olduğu için malum Leverkusen maçında mecburen sağ bek oynadı. Son Denizli maçında da Sabri’nin sakatlanmasının ardından yine sağ bekte görev aldı ve golünü de attı. Bükreş’teki maça da sağ bekte başlama ihtimali en yüksek oyuncu.
Benzerliklere bakılırsa geçen sezon oluşturulmaya başlanan kadronun, yeni Davala’sı Barış Özbek. Hatta soğukkanlı yapısıyla, yavaş olmasıyla, iyi orta yapamamsıyla da Hakan Balta’da yeni Ergün Penbe olarak görülebilir. Eğer Galatasaray Hagi’den boşalan 10 numarayı doldurma stresine girmeyip yeni Davalalar, yeni Ergünler bulmaya, yaratmaya çalışırsa çok daha başarılı olacaktır.

Read Full Post »


İngiliz Futbol Federasyonu Cardiff’in UEFA Kupası’na katılma hakkını onayladı. Sonuç, UEFA’nın kararına kaldı. (MedyaKronik)

İngiltere’nin en prestijli kupalarından Federasyon kupasında bu sezon bir çok süpriz yaşandı. Son dört takım arasına sadece bir tek Premier Lig ekibi girebilirken, diğer takımlar ise Premier Ligin bir alt ligi olan Championship’tendi.

Yarı final karşılaşmalarından galip gelen iki takımdan biri West Bromwich Albion’ı eleyen Premier Lig ekibi Portsmouth, diğeri de Liverpool ve Chelsea’yi eleyip büyük bir sürprize imza atan Barnsley takımını eleyen Cardiff City oldu.

Geçtiğimiz yıl Federasyon kupası finalini Manchester United ve Chelsea’nin oynamasının ardından bu seneki final, futbol açısından biraz sönük geçecek gibi görünüyor. Ancak bu yılki final de farklı yönleriyle öne çıkıyor.

Daha önce 1927 yılında kupayı kazabilen Cardiff’in, 81 yıl sonra finale çıkması taraftarlar arasında büyük bir sevince yol açsa da, İngiltere Futbol Federasyonu ve UEFA’yı çok farklı tartışmalara itti.

Kurallara göre kupayı kazanan takım gelecek sezon doğrudan UEFA kupası’nda oynama hakkını kazanıyor. Kupayı kazanamayan takım ise eğer kupayı kazanan takım Premier Lig’de bulunduğu sıralama sayesinde UEFA Kupasına katılmaya hak kazanmışsa, geçtiğimiz sezon Erciyesspor’da olduğu gibi kupaya katılma hakkını elde ediyor.

Kupayı kazanmaları durumunda Avrupa kupalarında oynamayı hak eden takım, Galler takımı olduğu için bu iki hakka da sahip olamıyor. Çünkü Galler takımları ancak kendi şampiyonalarında başarı elde etmeleri halinde Avrupa kupalarında mücadele etmeye hak kazanabiliyor. İngiltere Futbol Federasyonu’na kayıtlı olan Cardiff, UEFA Kupasında oynayabilmek için çoktan harekete geçip itirazlarını Federasyon’a ve UEFA’ya iletti.

İngiliz Federasyonu’ndan olumlu yanıt alan Kulüp, gelecek sezon Avrupa kupalarına katılabilme konusunda ümitli. Emsal oluşturan örnekleri ise çok tanıdık. Monako Prensliği’nin takımı olan Monaco Kulübü yıllardır Fransa Ligi’nden Avrupa kupalarına katılıp başarılar kazanıyor.

İngiliz Futbol Federasyonu UEFA kupalarında oynayabilme hakkını Cardiff’e verirken bunun karşılığında seremonide Galler milli marşının çalınması konusunda baskı yapmamasını istiyor. Galler Spor Bakanı Rhodri Glyn Futbol Federasyonu’nun kendi milli marşlarını çalmasını istese de Cardiff Teknik Direktörü, bu kupanın finalinde Wembley Stadyumu’nda olma onurunun yeterli olduğunu düşünüyor.

Cardiff City takımının UEFA Kupası’na katılması konusundaki kararını önümüzdeki günlerde verecek olan UEFA yetkilileri, Cardiff’in Federasyon Kupası’nı kazanmasına rağmen Avrupa kupalarına katılamamasının çok üzücü olacağını düşünüyor. Yani UEFA Başkanı Michel Platini de Cardiff City takımından yana…

Taraftar forumlarında ise konu farklı açılardan değerlendiriliyor. İngiliz taraftarlar Galler’in bir takımının Avrupa kupalarında bir İngiliz takımının yerini alıp İngiltere’yi temsil edecek olmasını kabul etmiyorlar. Galler’in bir takımına kendi liginde yer veren İngilizlerin böyle bir ihtimali hesaplamadığı da buradan anlaşılıyor.

Futbolun beşiği İngiltere’nin Futbol Federasyonu bu konuda biraz çuvallamış gibi görünüyor. Tek maçlı eleme sisteminin sürprizler yaratması için uygulandığı açık. Ama bu kadar da sürpriz olabileceğini kim bilebilirdi ki?

17 Mayıs’ta oynanacak finalde Cardiff’in kupayı alması durumunda futbol ve federasyonlar bundan nasıl etkilenecek izleyip göreceğiz.

Read Full Post »


Galatasaray futbol takımı başarılı olursa, yöneticilerin başarısızlığını değil, teknik direktörlük kurumunun gerekliliğini tartışmaya başlayacağız. (MedyaKronik)

(Gökhan Tan-MedyaKronik) – Galatasaray Futbol Takımı Özhan Canaydın’ın başkanlığından beri, takımın yaşadığı bütün başarısızlıkların sorumlusu olarak gördüğü ve sezon sonu kellesini aldığı teknik direktör listesine Karl Heinz Feldkamp’ı da ekledi. Feldkamp’ın ayrılışı zamansızdı ama pek çok kişi için sürpriz olmadı. Teknik adam, çalıştığı süre boyunca sadece basın tarafından değil, kulüp içinde de sürekli eleştirildi.

Eleştirilere tek başına göğüs geren, elbette “Kalli”yi getirmek için bir “one man show” sergileyen Adnan Polat’tı. Polat 22 Mart 2008’deki seçimini kazandı ve kendi sözleriyle “düşlerini süsleyen başkanlık rüyasını” gerçek kıldı. Ve bu rüyanın ilk icraatı, tek başına kefil olduğu teknik direktörünün kulüpten kopmasını sağlamak oldu.

“Kalli” Feldkamp, kağıt üzerinde istifa etmiş görünüyor. Ama işine karıştırmayan, karışıldığı anda da tepki vereceği çok açık olan teknik adama “Artık ön libero deneme, Nonda’ya şans ver, futbolcularla iyi geçin” gibi uyarılarda bulunulması zaten istifasının istenmesi anlamına geliyordu.

Bu süreçte kaçınılmaz katkısı bulunan spor basını da yeterince sorgulamadı Feldkamp’ın gidişini. Öyle ya, adam ikide bir hasta olup, takımı yalnız bırakıyor, bir maçta orta sahada oynattığı adamı, diğer maçta “stoper” yapıyor, vazgeçilmezleri kadro dışı bırakıyor, özetle koskoca takımı “tek patronmuş gibi” yönetiyordu!

Takımın tek patronu. Feldkamp’ın futbol şubesindeki konumu aslında tam da buydu. Bu onun, yıllar önce Fatih Terim örneğinde olduğu gibi, kendini kabul ettirmek için mücadele ederek kazandığı bir ayrıcalık değildi. Aksine, durum tam da tersiydi. Polat bir taraftan Feldkamp’ı göreve getirmek için kendi yönetimiyle mücadele ederken, diğer taraftan da Feldkamp’ı bu göreve ikna etmek için didindi. Adnan Polat bir önceki yönetimi temsil ediyorsa -ki Feldkamp göreve geldiğine göre bunu sorgulamak artık yersiz-, “Kalli”nin takımın tek patronu olması kulübün kararıydı.

Kulüp, Feldkamp’ın gelişini “geleceğe yatırım” olarak duyurdu. Teknik adama önerilen şey, futbol şubesinin danışmanlığıydı. Sadece futbolcuları değil, şubede bulunan tüm takımların organizasyonunu ve teknik direktörlerini de o belirleyecekti. 74 yaşındaki “Kalli”nin, istememesine rağmen yönetimin “ricasıyla” eşofmanlarını giyip A takımının başına geçmesi de “geleceğe yönelik” bu planın ilk adımıydı.

Gelinen nokta, Türk futbolunun “henüz”, bu kadar ileriye bakmaya hazır olmadığını, hatta niyeti bile olmadığını gösteriyor. İsmi ve başarılarıyla, uzun vadeli plan yapmaya belki de en yakın kulübümüzün bile karnesi sınıf geçmeye yeterli değil. Kafamız, düşünce yapımız, temelimiz buna uygun değil.

Feldkamp’ın ayrılmasının Galatasaray açısından yarattığı en hazin tablo, kulübün “yeni” yönetiminin, gündeminde herhangi bir plan olmadığını ortaya koyması. Daha bir ay öncesinde rotasını, Karl Heinz Feldkamp’ın fikirlerine göre çizeceğini açıklayan yönetim, piyasadaki birçok teknik direktöre teklif götürmeye başladı. “İyi bir isim olsun da, kulübün büyüklüğünü anlaşılsın” görünümündeler. Bu isimlerin oyun anlayışlarının çok farklı olması, bu “yeni” döneme dair bir strateji geliştirilmediğini gösteriyor.

Galatasaray, Süper Lig şampiyonluğunu kovalarken ve Türkiye Kupası’nın en güçlü adayıyken, Feldkamp’ı hatırlamamız mümkün değil. Onu, Galatasaray şampiyon olunca hatırlayacağız: “Bak, teknik direktörsüz takım daha başarılı” diyeceğiz. Ya da “takım teknik direktörsüz şampiyon oldu, düzgün birini başa getirirlerse daha neler yaparız” diyeceğiz.

Kimse, dokuz ay önce söylediğini, başkan olur olmaz çiğneyen Adnan Polat’ı hatırlamayacak. Evinde emekliliğini kutlayan futbol adamını, kulübüne rağmen, bin bir ricayla takımın başına getiren o günkü ikinci, bugünkü asil başkanın “başarısızlığını” göremeyecek.

Hadi o kadar abartamayalım. Elbette birileri çıkıp, onun hakkını verecek:

“Vay be, adam işi biliyormuş!”

Feldkamp “yeniçeriler”e karşı

(Volkan Ağır-MedyaKronik) – Karl Heinz Feldkamp’ın, hakkındaki onca olumsuz eleştiriye rağmen takıma kattıkları kaybettirdiklerinden kat be kat fazla. Tıpkı Galatasaray’ın başında olduğu 1992-1993 sezonunda olduğu gibi Türk futbolunun çehresini değiştirme potansiyeli çok yüksek oyuncular topluluğu bıraktı ardında. Ve tıpkı o sezon kazandığı şampiyonluğu tekrarlamak ister gibi bir görüntü çizdi.

16 yıl önce Bülent Korkmaz, Mert Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Arif Erdem, Suat Kaya, Hakan Şükür, Okan Buruk gibi isimlere güvendiği gibi, şampiyonluğu gençlerle almak istediğini göstermek istedi. Uğur Uçar, Orkun Uşak, Barış Özbek, Serkan Çalık, Mehmet Güven ve Mehmet Topal sürekli forma şansı bulan yeni isimler oldu.

Her zaman Avrupa kupalarında başarılı olmayı daha çok önemsemiş bir kulüp olan Galatasaray’ı UEFA Kupası maçlarında alınan sonuçlar hiç bir zaman tatmin etmedi. İlk maçtan, son maça kadar futbol şansıyla yürüdü takım Avrupa’da. Gruptan bir üst tura çıkma şekli bir hayli mucizevi ve bir o kadar da acınası olan -Austria Wien maçının son düdüğünden sonra Bordeux maçının sonucunu öğrenen oyuncuların sahada “sevinçten” nasıl koşuştuğunu görmeliydiniz- takımın bu durumu çokça eleştirildi.

Leverkusen karşısında alınan 5-1’lik mağlubiyetle UEFA Kupası’ndan elenmeyi hiç mi hazedemeyen yönetimde kimsenin Kalli’ye güveni kalmadı. Sadece Özhan Canaydın, Adnan Polat ve Adnan Sezgin kaldı. Bu elenmenin şokunu atamayan takım da üst üste aldığı süpriz mağlubiyetlerle şampiyonluk yarışından kopma noktasına geldi. Ama oyuncular ve Kalli de maç boyunca maçı değişterek hiç bir harekete kalkışmadı. Günümüz futbolunda mağlup durumda olan takımların maçı çevirmek için forvet sayısının değil, orta sahadaki oyuncuların sayısının fazla olmasının gerektiğini gözleyememiş olacak ki Kasımpaşa maçında sahada beş forvet vardı takımda. Orta sahada onlara top atacak adam yokken o beş forvet ne yapabilir ki? Kalli bu konuda bence gerçekten geride kalmış.

Kalli, Fortis Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe ile Ali Sami Yen’de oynanan maçın kazanılmış olmasına rağmen yine aynı hataları yapmaya devam etti. Hatta bu sefer abartarak, son dakikalarda oyuna giren Serkan Çalık son 10 dakika defansta son adamdı. Bol kartlı geçen ve şans golüyle kazanılan maçın yorumu ise Adnan Polat’tan geldi. “Saçmasapan bir maçtı.”

Sene boyunca oyuncuların yerini sürekli değiştirdi Feldkamp. Hazırlık maçlarında ve menejerlik oyunlarında yapılmasına tahammül edilebilir mevki değişikliklerini lig maçlarında yapması ve verim alamamasına rağmen bu konuda ısrar etmiş olması Galatasaray’daki herkesi çileden çıkardı. Emre Güngör’ü ön liberoda, Hasan Şaş’ı sağbekte, Ismael Bouzid’i ön liberoda, Nonda’yı orta sahada, Barış Özbek’i sağbekte deneyen Kalli, oyuncuları da futboldan o kadar küstürmüş ve sabırlarını o kadar taşırmış olacak ki, takım içindeki huzursuzluklar medyaya oyuncular tarafından verilen demeçlerle yansıdı.

Mart ayındaki seçimleri kazanıp başkan olan Adnan Polat, 4 Nisan 2008 akşamında oyuncularla tek tek görüşüp, “Bazı arkadaşlar hiç alışık olmadıkları yerde oynatılıyor ve taraftarların önüne atılıyor. Bizi hep yanlış oynattı. Kalli olmazsa şampiyon oluruz. Yoksa sonumuz kötü” cevabını alması ve kendi getirdiği Kalli’yi göndermesi, bir nevi yeniçeri ayaklanması olarak Galatasaray’ın tarihine geçecek bir olay haline geldi.

Galatasaray’ın içine düştüğü bu oyuncuya dayalı düzen kısa zamanda farklı sonuçlara yol açabilir. Bundan önceki Gerets’li dönemde kazanılan şampiyonlukta, parasızlıkla boğuşan ve tamamen duygularıyla oynayan oyuncular bu sezon iki kupaya da bu şekilde ulaşabilir. Ancak asıl soru şu ki, eğer bu iki kupa da bu şekilde kazanılırsa, gelecek sezon takımın başına geçecek teknik direktör karşısında teknik direktörsüz de şampiyon olabilen bir takım varken istediklerini nasıl yaptıracak? Yönetim ise iki kupa da kazanıldıktan sonra oyunculara karşı nasıl bir tavır alacak? Çünkü böyle bir durum gerçekleşirse oyuncuların herhangi bir yönetimsel sıkıntı da, yöneticiler üzerinde fazlasıyla baskı ve istediklerini yaptırabilme gücü olacaktır.

103 senelik bir kulübün oyuncuya dayalı düzene gelme potansiyelinin zirve yapmış olması, kulübün tarihiyle, prensipleriyle, gelenekleriyle çelişen bir görüntü çiziyor. Duygusal bir topluluk olduğumuz için kısa vadede başarılara ulaşmak için bir çözüm olabilir bu düzen. Ancak yönetimin uzun vadede bu düzeni nasıl şekillendirip, dönüştüreceği merak konusu.

Read Full Post »


Sezon sonundaki sıralaması neredeyse kesinleşen tek Super Lig takımı Kayserispor. (MedyaKronik)

Aynı kentin diğer kulübüyle isim değiştirerek Süper Lig’e “katılan” Kayserispor, 2004-2005 sezonunda, lige geldiği gibi giden takımlardan biri olmaktan son anda kurtulmuştu. O takım, son üç sezondur sağladığı oyuncu, teknik direktör ve yönetim istikrarı ile korkulan bir ekip haline geldi.

Teknik direktörlük kariyerine Samsunspor’da başlayan Ertuğrul Sağlam’ın 2005-2006 sezonunda Kayserispor’a geçmesiyle takımın çehresi değişti. Sağlam’ın yönetimindeki iki sezonda da, ligi 51 puanla ve beşinci tamamladı. Bu sezonların ilkinde, kendi sahasında beş maç kaybetti. O sezon, evinde en çok kazanan üçüncü takımdı. UEFA macerasına talihsiz şekilde veda ettiği ikinci sezonda, sahasında yenilmemeyi öğrendi; sadece bir mağlubiyet aldı.

Yakalanan çıkışta belki de en büyük paya sahip Ertuğrul Sağlam, içinde bulunduğumuz sezonda yerini Tolunay Kafkas’a bıraktı. Tolunay Kafkas, “Ertuğrul Sağlam’a bana böyle bir takım bıraktığı için teşekkür ediyorum. Elde edilen başarıların üzerine bir şeyler koymayı hedefliyoruz” diyerek takımı değiştirmeye değil geliştirmeye başladı.
Kafkas, “Hücum yönü zengin, daha çok rakip yarı alanda top yapan, sahayı derinliğine ve genişliğine iyi kullanan bir futbol anlayışına sahip olduğunu” söylüyordu. Takımın ve Super Lig’in iki yıldızı Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’a, Arjantinli Franco Dario Cangele’nin de katılımıyla hücum gücü arttı. Ve bir önceki sezon evindeki yenilmemeyi öğrenen takım, artık kazanmaya da başladı. Kayserispor, 28. haftada oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçına kadar, ligin yenilgisiz tek takımıydı.

Deplasman fobisi

Ancak bir temel sorun göze çarpıyordu: Takım, dış sahada oynadığı karşılaşmaları hala kazanamıyordu. Sezonun ilk yarısında deplasmanda hiç galip gelemedi. Tolunay Kafkas 11 Ocak 2008’de, “ İçeride kazanalım, deplasmanda beraberliğe razıyım” diyordu. Ne hikmetse o hafta, Manisa (Vestel) deplasmanından üç puan çıkarmayı başardı ve altı maçlık bir galibiyet serisi yakaladı.

Alınan üç deplasman galibiyetinin de düşme potasındaki takımlara karşı olması dikkat çekici. Çünkü dış saha fobisi bu üç maçtan sonra gelen Galatasaray ve Trabzonspor deplasmanlarında kendini gösterdi. Şu anda evinde 10 golle en az gol yiyen ikinci takım Kayserispor. Şu anda ligin beşinci sırada sırasında ve 48 puana sahip. Yani geçtiğimiz iki sezonun sonunda topladıkları puanın, üç puan gerisinde.

Bu sezondaki görüntüleriyle bir önceki sezonlarından farklı bir görüntü çizmiyor Kayserispor. Tek fark, ligin tepesindeki dörtlüden 10, altındaki takımlardan ise 9 puan ileride olması. Puan cetvelinin ortasında bir ayraç gibi; ne aşağıyla, ne de yukarıyla bir dertleri var. Bu sıralamaya bakan biri, Kayserispor’un adeta “kendi liginde” oynayan, hedefsiz bir takım olduğunu düşünebilir. Öyle mi gerçekten?

Hedef yok mu?

Kayserispor, defansif ve “mental” zaafları nedeniyle yukarıyı zorlayamıyor. Birçok deplasmanda, ilk gol yada golleri bulan taraf olmasına rağmen çoğu zaman galip gelemiyor. İyi oyununa rağmen, gol yiyince moral gücünü yitiriyor. Bunun arkasında yatan neden, Tolunay Kafkas’ın “deplasmanda beraberliğe razı olmak” düşüncesi olmalı.

Elindeki yıldızları satmayarak, gerçekte daha üst sıraları hedeflediği vurgusunu yapan Kayserispor, bunu yapabilmek için yine “deplasman fobisine” yeniliyor. O takımların üstüne çıkabilmesi, onları dış sahada da yenmesini gerektiriyor çünkü. 2005-2006 sezonundan beri, aldığı üç beraberliği saymazsak, “dört büyüklere” deplasmanda diş geçiremiyor. Evinde oynadığı maçlarda ise tablo bunun tam tersi; yedi galibiyet ve üç beraberlik.

Deplasmanlardaki bu galibiyetsizliği Mehmet Topuz şöyle yorumluyor: “Takımdaki iki üç kişi, büyük takıma karşı oynama stresini yaşamıyor olabilir ama diğer oyuncular o gerilimi üzerinden atamayınca takımın oyunu kötü etkileniyor.” Gökhan Ünal ise, diğer Anadolu takımlarının büyükleri deplasmanda kaybettikleri maçlardan sonra çoğu kez “Bizim neyimiz eksik” diye kafaya taktığını ama buna bir türlü çözüm getiremediklerini söylüyor.

Yarın Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda galip gelirse, sadece şampiyonluk yarışını kızıştırmakla kalmayacak, kendisiyle ilgili ezberi de bozacak.

Read Full Post »