Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Tuncay Şanlı’


TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Manşette ‘Yazık!‘ dedik. Bence yazık mazık değil! Bilakis hak ettik biz bunu. Bakalım ders çıkarabilecek miyiz? Ya da yine bir mucize –veya Afrika büyüsü– gerçekleşir de gidersek hataları pas pas altı mı edeceğiz? Bunu zaman gösterecek.

İlk yarı hızlı başlayıp golü getirmemiz hayra alamet değildi. Çünkü biz skor olarak öndeyken oynamasını bilmiyoruz. Topu ayağımızda tutamıyoruz. Baskıyı görünce ayaklarımız birbirine dolaşıyor. Yıllardır bu durum böyle ve biz çözüm üretemedik. Euro 2008’den itibaren sayarsak, (devamını oku…)

Read Full Post »

KAPAK OLDU*


TUNCAY-STOKE

Bu transferi yorumlayacağım ama biraz sabır. Bu kapağı hazmetmek gerek…

*Ekleme saati 17.18: Tuncay’ın tekrar Premier Lig’de oynayacak olması çok iyi. Herkesin “kaldı da n’oldu!? Fener’e gelseydi Avrupa Kupası’nda oynayacaktı!” dediğini biliyorum. Fenerbahçe’nin de tek kandırma yöntemi bu mu yani? Avrupa’da da minimum Twente, Sheriff ve Steaua Bükreş’le oynayacaktı. Bu mu lan Avrupa! (devamını oku…)

Read Full Post »


tuncay_milli

Tuncay’ın transferi sonunda yine gerçekleşemedi. Ya da onu da bugün açıklayacaklar. Dün gelen flaş haber sonrası Tuncay’ın M’brough’dan Stoke City’ye transfer olacağını okuduk öğrendik. Pardon olduğunu bile söyleyenler oldu. Ben bile dedim olmuş diye. Yazdık, çizdik bunu hatta. Ama bir daha şöyle İngiliz basınına bir bakayım dedim. Telegraph hala “Stoke City Tuncay için girişimlerde bulunuyor” diyor. Stoke City’nin resmi internet sayfasında ise henüz “Tuncay’ı aldık. Hadi hayırlı olsun” demiyor. Ama dün aynı anda Tuncay’la beraber transfer olacağı söylenen Alman stoper Robert Huth formayla pozu vermiş, Stoke City kameralarına açıklamalarını yapmış bile. Hiç sevmem futbolcu formayı giymeden “Transfer oldu” demeyi. Gazetede dedik napalım. Ama transfer ihtimali bitmiş değil. Tuncay haftalık 65bin sterlinde diretiyormuş. Bu parada anlaşılırsa Stoke City forması giyecekmiş… Olmadı Aston Villa’ya…

huth

Read Full Post »


beni-takip-edin-cocuklar

Bu yıl daha derli toplu bir blog olma amacındayım desem de inanmayın. Pek de inandırıcı değil zira. Ne olur ne olmaz derli toplu olamayız belki. Ama bu yıl özellikle takip edeceğim ligler, takımlar, teknik adamlar ve futbolcular belirledim. Sürekli takip edeceğim diğer iki lig de Premier Lig ve Bundesliga olacak. Aslında zaten blogumu takip eden biri bu iki lige olan ilgimin farkındadır. Aldığım bu karardan mütevellit sizlerin benden takip edebileceklerinizin listesi şöyledir. -Bu liste genişletilecektir o konuda eminim-

Takımlar: Galatasaray, Trabzonspor, Tottenham Hotspurs, Arsenal, Liverpool, Wolfsburg, Eintracht Frankfurt, Schalke 04…

Futbolcular: Tuncay Şanlı, Sebastien Bassong, Glen Johnson, Michael Owen, Jack Wilshere, Sebastian Giovinco, Esteban Granero…

Teknik Direktörler: Michael Skibbe, Hugo Broos, Bülent Uygun, Felix Magath…

eklemelerinizle bu listeyi genişletebiliriz…

Read Full Post »


Ne zaman bir futbolcumuzu avrupada bir lige göndersek aradan bir yıl geçmeden geri transfer etmek için çabalara giriyoruz. Elbette gittiği ilk sene yeterince forma bulamaması da bunda etken oluyor. Sanki bütün yeni transferler bir an evvel ilk 11’e girip takımının yıldızı oluveriyor?!

tuncay-sanli

Tuncay da ilk senesinde takımının parlamaya aday oyuncularındandı. (devamını oku…)

Read Full Post »


wheresvoro.thumbnail

“Vay be” diyorduk ya hep yurtdışına yerli bir oyuncu gönderdiğimizde -sanki biz yolluyoruz. gitmeden gelip elimizi öpüp helallik istiyorlar-. İşte şimdi duble “vay be” diyebiliriz. Çünkü artık adına hoş espriler yapılıyor futbolcumuzun. Espri konusu Tuncay. Espri detayı ise kendisine ulaşılamaması. Bir kaç gündür kensidine ulaşılamıyor. Aynı şekilde takım arkadaşları Mido ve Mohamed Shawky’den de haber yokmuş. thespoiler isimli blogda da bu fotoğrafı yayınlayıp üstüne “Gareth Southgate’e (Middlesboroug teknik direktörü) Mido,Tuncay ve Shawky’yi bulması için yardım edin.” yazmışlar… Kasmayın arkadaşlar ya.. Ben adresi vereyim. Tuncay Sakarya’da ıslama köfte yiyordur… Adamcağız yazık hasret kalmıştır köftesine. Manchester United deplasmanına giderken otobüsü durdurup takıma eliyle köfte yedirememek çok üzmüştür al yanaklımı… Sakarya’da kime sorsan gösterir.

Ben bu kalabılığa Lincoln’ü ekliyorum. Ama bulup Galatasaray’a getirmek için değil. Bulup tekmeyi basmak için…

Read Full Post »


tuna_t-08Şöyle bir içine girdin mi çıkamıyorsun bazen. Tottenham’lı Coşkun’u araştırırken bir forumda bildiğin u-18 maçını dakika dakika anlatmış biri. 18 Nisan 2008’de Charlton ve Tottenham karşılaşıyormuş. Yaser ilk 11’de başlamış maça, Coşkun son 7 dakikada oyuna girmiş. Tottenham 0-3 almış deplasmandaki maçı. Charlton’ın kadrosuna baktım parantez içine yazılmış bir Türk oyuncu ismi daha… Hem de hiç de yabancı olmadığımız bir isim. Tamer Tuna! Allah allah dedim neler oluyor. Hani Football Manager’da yıllar ilerledikçe Tanju Çolak çıkar, Zinedine Zidane falan çıkar ya.. Aynı özellikleri vardır. Bu da öyle bir şey gibi. Ama gerçek işte. Football Manager oyunu kadar gerçek işte…  Bu o bildiğimiz Tamer Tuna değil heralde… Hani Galatasaray altyapısından çıkıp, Beşiktaş, Trabzon, Denizli vs Anadolu trenine binip gezen vardı ya. Yok değilmiş. Bu da diğer iki Tottenham’lı gibi 1991 doğumlu genç bir yetenek. Charlton’ın sitesinde hakkında yazanlar ise şöyle: 9 yaşından bu yana Charlton’ın altyapısında oynuyormuş. Lewis Pwekins ile çok iyi anlaştığı geçen yıl düzenli olarak gol bulmayı başarmış. 2007-08 sezonunda U-16’nın en çok gol atan oyuncusu olan Tamer Tuna’nın oyun yapısı ise Tuncay Şanlı tadında denilebilir. Geriye gelip top almayı, ileriye top taşımayı ve arkadaşlarını oyuna dahil etmeyi çok iyi başaran Tuna oldukça da çalışkanmış saha içinde..

Bakalım Tamer’den ne kadar kısa sürede bahsedebileceğiz.. İzleyip göreceğiz.

Read Full Post »


Sene 2003’tü yanılmıyorsam. Abim Viyana’da okurken onun yanına gitmiştik annemle. O gün ya daha dışarı çıkmamış evde yemek yiyorduk ya da o gece dışarı çıkmayacaktık zaten… Uydu yayını sağolsun ya Kanal D, ya da Show Tv’den ümitler avrupa şampiyonası maçını izliyordum Sami Yen’de oynanan Türkiye ve Almanya arasındaki… Kadro efsane tabi ki… Tuncay,Kemal Aslan, Selçuk Şahin, Serkan Balcı, Servet Çetin, Mahmut Hanefi ve kalede de Recep… O dönemde kadrodaki oyuncuları kapma yarışına girişmişti üç büyük takım… En çok da Galatasaray’ın şu mükemmel kadrodan işe yarar hiç bir adam alamayışına üzülmüştüm. Tam aldık derken kaçırılan Tuncay’ı kaçırdık. Sırf Kemal Aslan yüzünden Gaziantepspor’u az seçmedim CM’de. Ardından Selçuk’u alırız, Serkan’ı alırız derken hepsi Fener’in yolunu tuttu. Neyse ki o kadroda bulunanlardan Sabri altyapısından çıkmıştı G.Saray’ımın da teselli olmuştu bana-bize..

137538O senelerin üzerinden çok geçmedi, hepsi şimdi Türk futbolunun lokomotif oyuncuları oldular. Ne yazık ki Fenerbahçe’ye transfer olanlar dışında.. Bir Tuncay bir de Servet vardı 2003 ümitlerinden F.Bahçe’ye transfer olup Euro 2008 kadrosunda da bulunan. Ve ne gariptir ki ikisi de Fenerbahçe’de değildi artık..

Kemal Aslan Kocaelispor’da dibe vurmuş,Serkan Balcı kendisini Serkan yapan hocasıyla yeni bir çıkış arayışında. Selçuk ise geldiğinden beri taraftarın sevgilisi olamadı. Recep de Fener’in kalesine geçip başarılı performans sergilese de 2008 yazında Aziz Yıldırım’dan veto yiyip Hacettepe’ye gitti. Kısacası şu güzelim Ümit Ulusal Takım kadrosu Fenerbahçe’ye geçince eridi gitti.. Onların Fener’e katkısı oldukça çoktu, fakat Fener’in onlara katkısı neredeyse sıfır oldu.. İki istisna dışında. Servet ve Tuncay…

Fenerbahçe izlediği transfer politikası gerçekten gıpta edilecek durumdaydı. Bu politikaya da devam ediyorlar. Uğur Boral, Kazım,Gökhan Gönül geldi bir-iki sezon evvel. İlhan Parlak da Ümit Ulusal takımda aldığı gol krallıklarıyla göz kamaştırmıştı. Kayseri’de sonradan girip attığı goller de cabası. Ve hemen ardından Fenerbahçe’ye geldi. Son olarak da Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı’yı kattılar kadrolarına..

Uğur Boral, Tuncay varken hiç bir zaman yeterli bir alternatif olarak düşünülmedi. Kazım’ın Aragones’ten yediği tokat kalmadı. Gökhan Gönül de eminim ki kendisinden daha iyisi olsaydı ilk 11’de olamayacaktı. Bu saydığım oyuncular şu anda “bence” zorunluluktan ilk 11’de forma giyebiliyorlar. “Yok canım sende” diyenlere sormak isterim, o zaman İlhan Parlak neden bu takımda en azından ikinci yarılarda ya da son 15 dakikada forma şansı bulamıyor?

151557Ben ne yazık ki bugüne dek Fener’in kadrosuna katılan genç Türk oyuncuların harcandığını, değerinin verilmediğine şahit oldum. Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı da kadroya katıldığından bu yana oynanan Bursa ve Tokat maçlarında ilk 18’e bile alınmadı Aragones tarafından. Zaten ben transfer istemiyorum diye bas bas bağırdı adam. Takım yeni yeni oturmuş bir de yeni oyuncuları takıma monte etmekle uğraşırsa biliyor ki zaman kaybedecek üstüne bir de puan kaybedecek. Şampiyonluk yarışından iyice kopacak. Bu iki ismi çok sık ne kadroya alacak, ne de sonradan oyuna sokacak kırmızı kart,sakatlık gibi istisnalar dışında. Gökhan’ın yine biraz şansı var ancak Abdülkadir’in pek şansı olduğunu düşünmüyorum antremanlarda kendini ispatlayamadığı sürece..

Teknik direktörün istemediği transferleri yaptı Aziz. Yine kendi bildiğini okudu. Yine gençlerin geleceğini şimdiden çöpe attı. Ya da gençler kendi geleceğini çöpe attı Manchester City isterken, Fenerbahçe’ye gelerek…

Read Full Post »


Haftasonu maçları daha tamamlanmadan 30 kişilik ulusal takım aday kadromuz açıklandı. Müzmin sakatların sakatlıkları sebebiyle kadrodan çıkarıldı ve Serkan Balcı kadroya dahil edilerek toplamda 24 kişiden kadro son halini buldu.

Açıklanan kadroda sakatlanıp çıkarılan oyunculardan Gökhan Gönül dahil olmak üzere 4 tane sağ savunmacı pozisyonunda oynayabilecek oyuncu var. Üstelik bunların ikisi de defansif yönü kuvvetli olan Serdar Kurtuluş ve İbrahim Kaş. Üçüncüsü ise son oynanan Almanya maçında bu pozisyonda başarıyla görevini yapan Sabri Sarıoğlu. Gökhan Gönül’ün yokluğundaki birinci seçeneğimiz o.

Geçen gün Fatih Terim’in bir açıklamasını okudum. Aynen aktarıyorum…

Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim, “Sağ bekte dünya futboluna yeni bir Cafu armağan edebilirim. Hem rengi de tutuyor” diyerek asıl yeri sağ açık olan Kazım’ı savunmanın sağında oynatacağının sinyallerini verdi.

Fatih Terim böyle bir açıklama yaparak elindeki sağ kanat savunucularının bütün motivasyonlarını sıfırlamıştır. Biri İspanya’da,diğer ikisi de ülkenin iki büyük takımında bu pozisyonlarda oynayan oyuncuların orada varlığını sorguluyorum şimdi. Elbette bu oyuncular da bu açıklamayı okudularsa böyle düşüncelere dalıp takımdaki varlıklarını sorgulayabilirler. Bu da tamamen bir motivasyon kaybı yaratacaktır.

Kazım’dan Cafu yaratmak meselesine gelince, yapılan açıklamanın şaka olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü cümlenin içinde bu yönde düşünmeye yönelten şaka unsurları bulunuyor. Mesela “rengi de tutuyor” demek başlı başlına bir espri havası yaratıyor bende.

Fatih Terim yine bir basın toplantısında egosal bir açıklamaya imza atarak, “Ümit Davala santrafordu sağ bek yaptık, Abdullah Ercan 10 numaraydı sol bek yaptık, Ergün Penbe orta sahaydı onu da sol bek yaptık…” demişti. Evet bu oyuncular futbola başladıkları mevkilerin çok uzağında devam ettiler kariyerlerine ancak bu onların “komple” futbolcu olmalarından kaynaklanıyordu. Hangi mevkide ne yapacaklarını bilen ve oynama hırsına sahip oyuncular olmaları onları oynamaları istenen mevkinin oyuncuları yaptı. Elbette ki onlardaki bu altyapıyı görüp oyun yapılarına şekil veren hocanın katkısı büyük. Ama Kazımdan sağ kanat savunucusu yaratmak bana hiç doğru gelmiyor.

Avrupa Şampiyonası kadrosundaki süpriz oyunculardan olan Kazım’ın Almanya maçı dışında göze batan bir oyunu yok. İlk şansını bulduğu Portekiz maçında mağlup durumdayken ve topun bizde durması gereken dakikalarda kendisine gönderilen uzun topları arkasında duran oyuncuyu itip yok yere bir çok faul yaparak topu rakibe teslim etti. Zaten konrtolüne alması çok rahat olan poziyonlarda bu hatayı aynı maç içinde 5 defa yapması o maçta beni çileden çıkardı. Ancak bu durumu sanırım Fatih Terim o maçın stresinden algılayamadı.

Defansif anlayışı da bir hayli zayıf olan Kazım, şu anda oynadığı pozisyonda kaptırdığı toplardan sonra takım defansına yardım etmeyerek, takım içi defansif görev dengelerini tamamen bozarken kendi futbol anlayışında defansa yer olmadığını bir çok kez kanıtladı. Bunları göz ardı edip bu açıklamayı uygulamaya geçirecekse saygı duyarım en azından sözünün arkasında durduğu için. Ama Kazım’dan Cafu yaratma düşüncesi benim hiç aklıma yatmıyor. Eğer bu mevkide oynatılacaksa Bosna-Hersek maçında ters kademe hatalarına, geri dönmeyeceği için sağ savunma bölgesinde açılacak boş alanlara hazır olun.

Kazım’dan Anelka olur,Tuncay olur,Deivid olur, Theo Walcott olur ama bu oyun disiplinsizliğiyle Cafu olabileceğini düşünmek ütopiktir…

Read Full Post »


Bir önceki sezonun en değerli oyuncusuydu. Büyük takımdan Anadolu takımına gidip tekrar başka bir büyük takıma dönmek gibi bir başarıyı gösterdi. Geçmişte böyle oyunculara rastlamak çok zordur. Çünkü birçoğu büyük takımda oynamanın ağırlığına değil “İstanbul”a yenildiler.

Fernbahçe’den gönderilme sebebi Shevchenko’yu tutamaması olarak gösterildi. Ancak her zaman tersini iddia ederek, “O maçta Shevchenko’yu marke etme görevi başkasınındı ama şimdi söylemeyeyim en iyisi…” dedi. Sivas’ın Bülent Uygun’la yakaladığı çıkışta takım az gol yiyen ünvanı alırken savunmanın en göze batan oyuncusu oldu. Büyük bir takımdaki performansıyla ulusal takıma girmekte zorlanan “dev adam” Sivas’taki oyunuyla çatlak seslere karşın Ulusal takıma sık sık çağrılmaya başlandı.

Sözlemeşi bitince, yönetimin finansal kötüye gidişi düzeltme adına attığı başarılı bir adımla büyük paralar isteyen Tomas’ın alternatifi olarak Galatasaray’ın kadrosuna dahil edildi. Geçmiş performansına bakılınca herkes gelişi hakkında iki kere düşünmeye başladı.

Futbolda geçmişin değil geleceğin olduğunu geçen sezonki performansıyla çok iyi kanıtladı. Song’un yanında sırıtacağı, yokluğunda ise tek başına defansı idare edemeyeceği söylendi çok zaman. Ancak Afrika Kupası döneminde Emre Güngör takviyesiyle kısa zamanda uyumu sağlayıp çoğu zaman defansta, zaman zaman da sahada tek başına “güreşti” rakip takım forvetleriyle. Maçlarda kilidi çözen gollere de imza atarak taraftarın sevgilisi Ulusal takımın da vazgeçilmezi oldu. Avrupa Şampiyonası’nda sakatlığına karşın iki kişilik oyunuyla da Avrupalı’nın da dikkatini çekerek günümüzde ülkemizin en önemli defans oyuncusu haline geldi.

Ulusal Takımın ve Galatasaray’ın başarılarındaki kilit isim şu sıralar geçen sezon gösterdiği yüksek performanstan uzak bir görüntü çiziyor. Özellikle son üç maç üstüste defansında bulunduğu takımların defansif hatalarla gol yemesi dikkatimi çekti. Önce Belçika maçında, ardınan Antalya ve son olarak da Bellinzona maçında yenilen son golün ortak noktası defansif hatalardı. Kocaelispor maçındaki bireysel hatasıyla bu sayı dört oluyor.

Herkes bilir ki yan toplarda tehlikeli bölgeye toplaşan rakip takım oyuncularını topa müdahale etmemeleri için defansı yapan takım oyuncuları adam paylaşımı yapar. Bu paylaşımı yapma görevi de topu karşılayacak kalecinin ve defansın en kıdemli oyuncusunun görevidir. Ancak Ulusal Takımda Volkan ve Servet, Tuncay’ın tutması geren Sonck’u, Tuncay’ın yerine giren Halil Altıntop’a Sonck’u tutması gerektiğini hatırlatmayarak golü yememize sebep oldular. Maç sonrası Servet bunu konsantrasyon eksikliğine bağlayıp hatasını kabul etti. Antalyaspor maçında yine bir yan top organizasyonunda yenilen gol sonrası aynı tür açıklamayı yaptı. Bellinzona maçında yenilen üçüncü golü sadece ona mal etmek haksızlık olsa da defansif organizasyonu yapması beklenen kişi olan Servet 8 Galatasaraylı’nın arasından La Rocca’nın vurmasına karşı gelemedi.

Son Kocaeli maçında ise yenilen golde Taner’in avrupai bir vuruş yaptığı söylemek gerek. Fakat Servet’in de kaleye sırtı dönük olan oyuncuya pozisyon aldırıp şut attırması defansif zaaflarının zirve yaptığı andı bence. Bu belirgin düşüşü durduracak kişi Servet ve Skibbe’dir. Zira yazın fazlasıyla zafer türküleri okuyan Servet’in sesi yorulmuş gibi. Şu sıralar fazla detone oluyor…

*(Türkü Baba, kamplarda türküyü dilinden düşünmeyen Servet’in lakabıdır.)

Read Full Post »


“Nasılı, masılı yok abi. Galatasaray golü attı. Herkes seyircisine koşuyor ve golün sevincini yaşıyordu. Ben de kaleden topu çıkarıyordum. Bir de baktım karşıma dikilmiş ve bana küfür savuruyor. Pis pis de gülerek tahrik ediyor. Ağır küfürler ediyor. Var mı böyle şey. Profesyonellik bir yere kadar. Ben ailem için varım. Adrenalinin yükseldiği dakikalar. Bir anda çıldırdım. Üzüntüden kahrolduğum anda, çileden çıkardı beni. Yaptıklarından dolayı asla pişman değilim. Bugün olsa yine aynısını yaparım. Türkiye’de örf ve adetlerimiz var. Deyin yerindeyse, bu hareket öldürme sebebidir. O yaptığı küfürler nedeniyle adam vurulur. Sıkıyorsa gelsin o küfürleri dışarıda yüzüme karşı söylesin. Sahada birşey yapamayacağımı çok iyi biliyor.

Bu sözler ulusal takımımızın kalecisine ait. Tamam, çok gergin bir maçtı. Son dakikada zorla atılan-yenen golle skor 2-1 olunca bir patlama yaşanması normaldir. Olması beklenen bir şey olsa da bu kavga, kesinlikle olması gereken değildi.

Maçtan sonra Volkan için yapılması gereken şey bence kadro dışı bırakılması iken, Fenerbahçe yönetimi ise “dışarıda dese öldürürdüm” mesajını veren futbolcusuna bir kuruş para cezası bile vermedi. Belli ki kulağını bile çekmemiş. Bir de PFDK’nın verdiği 6 maçlık ceza 4’e indirildi. Bu ne demektir; “Yaptın bi eşşeklik, suçlusun ama adam anana bacına küfretmiş kardeşim! Yerinde olsam ben de vururdum bi tane. O yüzden cezanı indirdik ağır tahrik var işin içinde. Delikanlı adammışsın be Volkan …..”

Fenerbahçe Yönetimi ve Federasyon’un bu tavrı göstermiştir kırmızı kartı Volkan’a, Çek Cumhuriyeti ve Hacettepe maçlarında. Çünkü iddialara göre Jan Koller de çok ağır sözler söylemişti Volkan’a. Volkan’ın da maşallahı varmış yabancı dilini çok geliştirmiş. Kim ne “küfür” ederse anlıyor. Acaba Türkiye hakkında sorular sorulsa güzel İngilizcesiyle anlatabilecek mi? Hacettepe maçında ne yaptı canım abartıyorsun diyenler olabilir. Ama Volkan kaçan penaltının ardından hakeme yönelip yine “bak işte penaltı değildi gördün mü yukarıda allah var” diyerek penaltı olmadığı konusunda itirazlarına devam etti. Hakeme itiraz kesinlikle sarı karttır. Bunu bilmiyorsa oynamasın.

Geçtiğimiz Şubat’ta oynanan Galatasaray maçından itibaren ben bu adamın Ulusal Takım kaleceliğini haketmediğini düşünüyorum söylüyorum. Zaten Çek maçında da ben bu kaleyi haketmiyorum Tuncay bile geçse olur demişti. Neyse ki son dakikada yemişti de kartı yine biz sırtını sıvazladık koskoca Koller’i de devirdin be koçum aslanım diyerek.

Kaleci Profili
Bir yanda Hamidou’nun yediği golden sonra yanına gidip onu teselli edip, maç sonu da bunlar futbolun içinde olan şeyler Hamidou’nun yerinde olmak istemezdim diyen Aykut… Bir yanda penaltı kurtarıp yarı finale çıkmaya hak kazanmasına karşın sevimek yerine ilk olarak Petric’in yanına yönelen Rüştü… Bir yanda da “pişman değilim bir daha olsa bir daha yaparım” diyen Volkan… Harbi adammışsın be Volkan!! Yine yaptın yapacağını…

Read Full Post »


In qualification Turkey didn’t play so well against their rivals from the group. But apart from the game in Istanbul against Greece, the side did begin to show they have the ability to change the result of a game with great comebacks. This has been repeated and for us Turkey fans the three group games have been like deja-vu. (insidefutbol)

Against Portugal Fatih Terim tried to go down as a hero. He played an attacking line-up starting with Mevlut and Kazim on the wings and Gokhan Zan in the centre of the defence (I expressed my doubts about him in my preview of the squad). For the first 15 minutes Turkey couldn’t find that goal, although our attacks looked quick and dangerous. Even though the attacks of Ronaldo, Simao and Deco were stopped in the first half, the defence forgot about Pepe who was a huge threat from set-pieces. After the Portuguese goal, Kazim made a number of fouls which constantly gave the play back to Portugal. After going behind in this game it was all over.

Going into the game against Switzerland neither team could afford to lose. Fatih Terim learnt from his tactical mistakes in the first game and started with Arda and Gokdeniz on the wings. But, with the heavy rain, the tactics of both teams were washed down the drain. Switzerland found the goal due to adapting better and playing a long ball up field, that with Emre Asik and Volkan’s positional mistakes helped Turkey go behind.

Turkey learnt and began too to play with long balls, in order to play this way Terim brought on Semih to replace Gokdeniz and importantly, Mehmet Topal for Aurelio, to hold the midfield against the Swiss. These substitutions and the change in style helped Turkey to change the game and play around the Swiss 18 yard area.

Crosses coming from the wings allowed Turkey to get the important goal, and though the Swiss did find some goalscoring positions, Volkan was at his best to deny them. His save in the 83rd minute was particularly important and many Turkish fans believe this is the moment when destiny intervened. The rest is history as Turkey threatened more and more and eventually Arda, the young shining star from Galatasaray, got the goal in the 92nd minute. If he continues such displays you have to wonder whether Galatasaray will be able to hold onto him for much longer.

The final group game against the Czech Republic was a final game that deserved its name. If the scores were level then it would go to penalties and neither team really wanted that. Turkey struggled to cope with Jan Koller and the ball stuck to him up. Nothing passed the big man as he held the ball up, he was like a wall. His goal in the 34th minute was not a surprise.

After the first half we again saw Terim change the game. He brought on Sabri who offered much more of an attacking threat. Sabri swapped positions with Hamit. This confused the Czechs as Hamit charged forward at will. The opposition still throught he was a right-back. Through playing closely with Sabri and constantly swapping position, both players were able to attack more effectively. The participation of Kazim too, meant that Turkey were able to own the right wing.

Turkey’s domination of that wing helped the second goal arrive, with the help of Cech and the rain of course! But we should not forget the follow up work of Nihat. He was acting like all good poachers do and waiting for the mistake.

The Czechs were of course puzzled to lose their two goal lead and the incredible through ball from Hamit followed by an amazing finish from Nihat gave Turkey their third and sent the Czechs out.

Looking at the Croatian game, all Turkish fans know they obtained fantastic results against England in qualification. This play has been repeated against Germany, so we all know it was no flash in the pan.

With their players like Modric, Kranjcar and Corluka, they seem to have re-discovered something of the spirit they had in the 1998 World Cup, which brought them third place.

Both Turkey and Croatia will fight hard because both are trying to make a place for themselves between the traditional footballing giants. Croatia coach Slaven Bilic’s admission that he fears Turkey’s ability to play in an unsystematic way (swapping positions constantly) makes many in Turkey believe that they are one step closer to victory.
Turkish fans are sure that thanks to the comebacks against Switzerland and the Czech Republic, the team are sure to go into the game with so much confidence. The feeling is that even if Turkey went a goal behind, it is never over and the players always feel they can win.

Of course the decisions of the managers of each team will be crucial. For Turkey though, the position in which Hamit will play will be very important, and missing Servet for the match is a real blow. But I cannot help but think that the match will in fact be decided by the number 14’s of each team, that is to say Modric and Arda. One will continue their journey in the Euros to become a star, but even if one is left behind, we will not forget their excellent play.

Read Full Post »


Milli takımın yeni futbol çabası, Türk futbolu için Euro 2008’de başarılı olmanın ötesinde önemli. Bu turnuva bir “artık Hakan Şükür’ü tartışmama” fırsatı.  (MedyaKronik)

Sadece saatler kaldı. Sekiz yıl aradan sonra Türk Milli Takımı, Avrupa şampiyonluğu için mücadele verecek. “Bu değil de, şu olsaydı” gibi yorumların artık bir anlamı yok. (Milli takım başarılı olamazsa elbette kadro tercihi de tartışılacak. Başarılı olursak, elbette, bu konu hatırlanmayacak.) Bu noktada, mevcut kadrodaki oyunculardan beklentilerimizi, tek tek değerlendirmek istiyorum.

Kalede Rüştü Reçber ve Volkan Demirel’in tercih edilmesi, elbette bu ikilinin uluslararası maç tecrübesinin fazlalığına dayanıyor. Ancak yine her ikisinin ortak özelliği, umulmadık hatalar yapabilmesi. Bunların en aza inmesini ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Rüştü, katıldığı ilk Dünya Kupası’nın bir çok yorumcuya göre en iyi kalecisi olmayı başarmış bir futbolcu. Volkan’ın Chelsea karşılaşmasındaki performansı da, kalede sorun yaşamayacağımız konusunda bizi umutlandıran bir başka neden. Trabzonspor’da iyi bir sezon geçiren Tolga Zengin’i büyük ihtimalle sahada göremeyeceğiz. Ancak bu isim de bizi olumsuz düşünmeye sevk etmiyor.

Endişe veren hat: Defans

Tartışmaya en müsait mevkiimiz defans. Sakatlığı ile korkutan ama 10 gün topa değmeden, sabırla tedavi olup geri dönen Servet Çetin, sadece azmiyle bile bu hatta en güvenilecek isim. Servet’e Çek Cumhuriyeti maçında çok iş düşecek. Forvet Jan Koller’i durdurabilecek bir oyuncu Servet. Kullandığımız korner atışlarında onun kafayla gol attığını görmek, eminim hiçbirimiz için sürpriz olmayacak.

Servet’in yanında ise Emre Güngör’ün oynaması taraftarıyım. Çünkü özellikle defansın göbeğindeki iki oyuncunun uyumu, savunma hattı için en önemli gereklilik. Bülent Korkmaz ve Alpay Özalan ikilisi, bu uyumun önemini bize gösteren en iyi örnek. Emre Galatasaray’da Servet’le kısa sürede harika bir ikili oluşturup Kamerunlu Song’u bile kesti. Milli takımdaki yerini de, Fenerbahçe maçlarında sergilediği oyunla hak etti.

Ama korkarım ki sahada Emre Güngör yerine, Gökhan Zan’ı göreceğiz. Sık sakatlanması nedeniyle “cam adam” lakabı takılan Zan, kulübü Beşiktaş’ta da endişeyle karşılanıyor. Nitekim Beşiktaş geçen onun mevkiine iki yabancı ve bir de Türk stoper transfer etti. Zan’ın, Uruguay maçında kaptırdığı topla kalemizde gole neden olması endişelerimi arttırıyor.

Savunmadaki dördüncü oyuncu Emre Aşık, mevkisinin en tecrübelisi. Euro 2000’de de Rüştü ile forma giyen iki oyuncudan biri. Nitekim onun sorunu da, çok iyi oynadığında bile kontrolsüz hareketlerle penaltıya ya da oyunda dışında kalmasına neden olabilmesi. Emre de Uruguay maçında bu tehlikeyi hissettirdi.

Hakan Balta sakatlanmamalı

Sol savunma kanadında Hakan Balta alternatifsiz görünüyor. Fatih Terim, üç hazırlık maçında da ilk 11’de onu oynattı. Hakan’ı Uğur Boral’a göre daha güçlü kılan tarafı, savunmada daha iyi olması. Slovakya maçındaki golleriyle atakta da verimli olabileceğini gösterdi. Sakatlanırsa, yerini doldurmak için en çok zorlanacağımız mevki.

Sağ tarafta ise Gökhan Gönül’ün sakatlığı, Süper Lig’in son düzlüğünde eski günlerine dönen Sabri Sarıoğlu’nu birinci tercih haline getirdi. Sabri, Slovakya maçındaki gol pasıyla kendisine güvenenleri selamladı. Hamit Altıntop’un daha çok orta sahaya destek vereceğini düşünürsek onun koridorunda da alternatif oyuncu sıkıntısına girebiliriz. Sabri sadece milli takım için değil, tribünde onu izleyen İtalyanları da düşünerek sinirlerine hakim olmalı.

Orta saha, iki yöne de hakim

Orta sahaya geldik. Burası en güvendiğimiz bölge. Mehmet Aurelio, Emre Belezoğlu ve Hamit Altıntop’tan oluşması beklenen orta üçlü, mevcutların en iyisi. Futbolda, iki yönlü ve efektif oynayabilen orta saha oyuncularının öneminin arttığı bu dönemde Emre ve Hamit bu ihtiyacı karşılıyor. Aurelio ise sağ ve sol kanat defans oyuncularının atağa çıktığı dakikalarda, defanstaki orta ikiliye vereceği destekle orta saha ve defans bloğunun kopmasını engellemeye çalışacak. Alternatifi Mehmet Topal da bu işin üstesinden gelebilecek kapasitede.

Çok tartışılan Emre, takım kaptanı olarak sahaya çıkacak. Kaptanlık bandı onu daha arzulu ve sakin oynamaya itiyor. Premier League’de kendine kattığı, çapraz uzun top atma özelliği ile takımı bir anda atağa kaldırabilir. Yine de bu bölgede Hamit, ataklarda en etkili olacak isim. Uzaktan şutları, ceza alanı çevresinde duvar pasları, ortaları, duran top becerisi ve sakinliği ile en güvenilen oyuncular arasında.

Ayhan Akman, son dönemlerdeki performansıyla iyi bir alternatif. Ama sadece alternatif. Çünkü topu yavaşlatıyor. Tümer Metin, 2006 Dünya Kupası elemelerindeki grup maçlarında ne kadar verimli olabileceğini gösterdi. Maçın gidişatına göre Emre Belezoğlu’yla değişebilir.

Nihat Kahveci ortada olmamalı

İleri üçlüdeki üç formanın yedi adayı var. Nihat Kahveci forması en garanti oyuncu. Onu bu üçlünün sağında oynatmak, ortada olmasından çok daha fazla şey katacaktır takıma. Ortada oynatılıp, verimli olamaması Nihat’ı kaybetmemize bile neden olabilir. Çünkü Nihat kaleye sırtı dönük oynamayı becerebilen bir oyuncu tipi değil. Önüne atılan hızlı toplarda adam eksiltip gol atabiliyor. Ayrıca serbest vuruşlarda gole en yakın oyuncumuz.

Üçlünün ortasında hedef adam olarak oynayabilecek tek isim Semih Şentürk. Büyük turnuva eksikliği ve sonradan oyuna girdiğinde daha verimli olması, onu bu bölgede ikinci sıraya itiyor. Solda Tuncay Şanlı’nın oynaması kesin. Sağın ise dört adayı var: Kazım Kazım, Mevlüt Erdinç, Arda Turan ve Gökdeniz Karadeniz. belirsizliği mevcut.

Hazırlık maçlarında forma şansını yeterince bulamayan Gökdeniz, hızlı oyunda takıma çok şeyler katabilecek bir oyuncu. Mevlüt ve Kazım, sadece bu mevkinin değil, tüm takımın en sürpriz isimleri. Hazırlık maçlarında bu formanın hakkını verebilecekleri gösterdiler. Neredeyse aynı tipteler: Hızlı, adam geçebilen ve sert şutları ile gol kovalayabilin. Rakiplerin bu ikiliyi daha az tanıyor olmaları bence avantaj. Belki de Fatih Terim iki oyuncuyu bu yüzden tercih etti.

Arda, öyle ya da böyle bu turnuvada oynayacak. Ona ne kadar güvensek de ilk 11’de girmesi kesin değil. Üst düzey bir turnuvaya ilk defa katılıyor olması ekliği olarak gözükebilir. Oysa Genç milli takımlarla Avrupa şampiyonluğu, dünya dördüncülüğü görmüş bir oyuncu. Yani aslında, hafife alınmayacak kadar tecrübeli.

Hakan Şükür “geleneği” sona erecek mi?

1990’dan beri, milli takımla ilgili hemen her tartışmanın Hakan Şükür’e çıktığı futbol vizyonumuz bu turnuvada genişleyecek mi? Ben öyle umuyorum. Kadro ve hazırlık maçları da beni doğruluyor. Ayağa, hızlı, alan daraltan, derinlemesine çapraz uzun paslarla kanat bindirmeleri bol, uzaktan şutları bol, havadan ileriye şişirmesi az, geride pas hatası az, defansif zaafı az, yan toplarda zaafı az bir milli takım var olmaya çalışıyor.

Bu anlaşışı, Manchester United ve Roma’nın oynadığı, yarım forvet özellikli üç ileri uç oyuncusuyla yapmaya çalışacak Fatih Terim. Bunları yapabilirsek Fatih Terim’in dediği gibi kendimizi hatırlatabiliriz. Ama bir de milli takım bu taktikle başarılı olamazsa, o zaman vay halimize! İşte o zaman takıma giremeyenler, hazırlık kampından döndürülenler, İsviçre maçında rakibi dövenler, basın tribününe yumruk kaldıranlar ve elbette Hakan Şükür hatırlanacak.

Read Full Post »


Günlerce reklamı yapılan UEFA Kupası Finali’nin canlı yayınlanmayacağı, karşılaşmaya dakikalar kala duyuruldu. Maç, Show TV’nin internet sayfasından ücretli izlenebildi. (MedyaKronik)

Dün akşam Avrupa’nın en büyük ikinci kupası olarak nitelendirilen UEFA Kupası’nın finali, Rusya’nın Zenit ve İskoçya’nın Glasgow Rangers kulüpleri arasında oynandı. Karşılaşmanın Türkiye’deki yayın haklarını Show TV satın aldı ve günlerce bu maçın reklamını yaptı. Ancak karşılaşmanın başlamasına dakikalar kala, ekranda beliren altyazıyla, canlı yayın yapmayacağını ve maçın 23:25’te banttan yayınlanacağını duyurdu.

Maçın başladığı dakikalarda hâlâ, Show TV’nin internet sayfasındaki yayın akışında maçın 21:45’te canlı yayınlanacağı bilgisi yer alıyordu. Anasayfadaki “UEFA Kupası heyecanı Show TV’de” yazan linki tıklayınca gördüm ki, maçı internetten yayınlanıyor. Ama 5 avro karşılığında! Canlı yayından kast ettikleri, ceplerini canlandırmakmış demek ki.

İzleyiciden, kişi başı 5 avro kazanmak için yapılan bu uygulamanın ne kadar adil olduğuna siz karar verin. Ancak bir maçın (hele ki UEFA Kupası finalinin) canlı yayınlanmamasının çok önemli bir özrü olmalı. Çünkü bir futbol müsabakasını seyretmenin başlıca nedeni, sonucunu önceden bilememenizdir. Sonucunu bildiğimiz bir spor hadisesini hangimiz izlemek isteriz?

Gelgelelim, maç saatinde kanalda Acun Ilıcalı’nın sunduğu “Var Mısın Yok Musun” yarışması yayınlanıyordu. Televizyon izleyicisinin yoğun ilgi gösterdiği bilinen bu yarışma, banttan yayınlanıyor. Televizyon yayıncılığından hiç anlamam. Ama banttan olduğu yayın saati kaydırılabilecek bir yarışmanın, canlı verilmediği durumda “çöpe gidecek” bir UEFA finaline tercih edilmesini hiç anlayamıyorum.

Üstelik bu maçın, Türk izleyicisi için farklı bir anlamı da vardı. Çünkü Avrupa’nın zirvesindeki takımlardan birini belirleyecek olan bu karşılaşmada milli oyuncumuz Fatih Tekke de ter dökecekti. Fatih,
Yıldıray Baştürk’ün Bayer Leverkusen formasıyla 2001 yılında Real Madrid’e karşı oynadığı Şampiyonlar Ligi Finali’nden sonra, yabancı bir takımla Avrupa’da final oynayan ikinci futbolcumuz olacaktı. Sadece bu bile, bu maçı televizyondan izleme hakkını bize veriyordu. Ama yayınlanmadı. Kazık yedik. Yediğimiz kazık 5 avroyla ölçülebilecek bir kazık da değil üstelik.

Ben, vefalı bir arkadaşımın yardımıyla maçı internetten, hem de bedavaya seyrettim. Fatih Tekke 90 dakika boyunca oyunda kaldı ve iyi bir performans gösterdi. Uzatma dakikalarında, takımının ikinci golünün pasını da verdi. Zenit karşılaşmayı 2-0 kazandı. Fatih Tekke, Galatasaray’ın başarısından sonra UEFA Kupası’nı kaldıran ilk Türk futbolcu oldu.

Show TV, belki yarışma programının izlenirlik oranına ulaşamayacağı kaygısıyla, izleyicisine verdiği sözü tutmadı. Reyting denen şey bu kadar önemliyse eğer, gerektiğinde bu kaygıyı görmemezlikten gelmeyi başaran televizyon kanallarını kutlamak lazım. Sadece Tuncay Şanlı’nın takımı diye, Tuncay o gün oynamıyor olmasına rağmen, Premier League’deki Middlesbrough takımının, bu sezon İngiltere üçüncü liginden de düşen Mansfield ile “FA Cup” karşılaşmasını yayınlayan TV8’i… Ve “”Ah Tugay girse de birazcık topa dokunsa” diye heyecanla izlediğimiz Blackburn Rovers maçlarını yayınlayan FOX TV’yi.

Tekrar etmemde fayda var: Bir ulusal kanal, Show TV, dün akşam izleyicisine verdiği sözü tutmadı; kazık attı. UEFA Kupası Finali’nin heyacanını “gasp etti”. Ve Türk futbolu için yeterince tarihi bir hadise yaşanırken, Fatih Tekke’nin kutusundan bir şey çıkmayacağına inanmış olmalı ki Acun’un bayat kutularını açmayı tercih etti.

Read Full Post »


Her zaman başkasını rakip görürüz kendimize , kendimizle rakip olduğumuzu düşünmek hep saçma gelir. Her zaman bakarız ki başkası ne yapmış, ne yapmamış sonra onu karşılaştırırız kendimizle. Kendimize rakip gördüğümüzü geçtiysek dururuz orada ‘tamam ben oldum’ deriz yayarız kendimizi, sonra bırakırız çalışmayı. ‘En iyisi benim’ kompleksi de bitirir yok eder. Bir de başkalarını karşılaştırırz , kimin daha iyi veya daha tecrübeli olduğunu anlamak, anlatmak, kanıtlamak için… Ama aynı olmayanlar karşılaştırılır mı hiç?!

Hiç şüphe yok ki Türkiye liglerinde oynamış , gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olarak akla  gelen ilk isim Hagi’dir. Aslında Taffarel de denilebilir. Çünkü,Hagi’de olmayan Dünya Kupası’na sahiptir kendisi, ama kaleci olmasından dolayı adı pek anılmaz. Belki Hagi gibi eksikliğini hissettirmediğinden de olabilir. Hagi gitti gideli , Galatasaray bir Hagi kompleksine girdi. O gittikten sonra oyun kurucu olarak gelen her oyuncu onunla kıyaslandı. Aslında gerçekten iyi futbolculardı ama Hagi’yi görmüş kişileri tatmin edecek kalitede değillerdi. Hagi öyle unutulmaz bir futbolcuydu ki, yedek kalmaktan sıkılıp ayrıldığı Barcelona takımının taraftarları , onu ve gollerini unutamamış, 1994’te Celta Vigo’ya attığı golü Barcelona tarihinde atılan en güzel goller listesinde zirveye çıkarmış.

Hagi gitti , ondan sonra onun gibisi gerçekten gelmedi. Onun yetiştirdiği , onun gibi olanını da elimizden kaçırdık. Peki ya Hagi’den önce ‘Onun gibisi gelmez ‘ dediklerimiz olmadı mı? Oldu elbette. Hagi’den önce, gollerini ancak belgeselleşmiş Galatasaray filmlerinden izleyebildiğim Cevad Prekazi vardı. Hagi gibi miydi? Hayır. Daha mı kötüydü? Hayır. Aynı oyun tarzına da sahip değildiler. Ama yaşattıkları ile Galatasaray tarihinde kendilerine fazlasıyla yer edindiler. Prekazi’den önce de vardı 10‘un gibisi olmayan. Filmlerde oynadı, gollerine plaklar dolduruldu , ağları deldi , Palermo’da efsaneleşti. Ama Metin Oktay gibisi gelmedi.

Çok tartışmamız bile, onun iyi bir futbolcu olduğunu gösteren Alex için de dediklerim geçerli. Onun gibisi de gelmeyecek Fenerbahçe’ye ama istatistik olarak… “İki buçuk sezonda 57 gol, 69 asist… Bu rakamlar Anadolu Ajansı tarafından tutulmuş Alex de Souza istatistikleri…” Kaba bir hesapla 85 maçta 126 gole yataklık etmiş Alex. Bu kadar gol Fenerbahçe’ye kupa olarak sadece 2 lig şampiyonluğu getirmiş.

Alex’in takımına getirdikleri, transfer edilme amacından çok uzakta. Çünkü avrupada elle tutulur bir başarı getirmemiş. En yakın maçlarına bakalım Fenerbahçe’nin UEFA’da oynadığı. AZ Alkmaar’a iki maçta toplam 5 gol atılmış. Bir tanesini Alex atmış. Alex’in attığı golün pasını veren ve sadece Türk olduğu için , Alex’in gölgesinde kalan Tümer Metin 3, kanımca artık avrupada oynaması gereken Tuncay 1 gol atmış. Defansı Newcastle Utd. ve W.Bremen tarafından 8 gol ile darmadağın edilmiş takıma karşı, hiç bir varlık gösterememiş Alex. Ama bakıyoruz, B36 Torshavn Randers Freja, “eksik” Palermo karşısında sahada döktürmüş. Bu takımları Alex olmadan da rahatça yenebilirsin. Zaten elinde 2002 yılının ümit milli takımının bütün yıldızları var. Yarısı 2003 Konfederasyon Kupası 3.lüğü madalyalı.

Küçük maçlarda ortaya çıkıp yaptığı “futbol makyajıyla” , transfer edilme amacının göz ardı edilmesini sağlayıp, bütün Fenerbehçe taraftarlarının, Türkiye Ligi egosunu okşuyor. Gözü boyanmış, egosu okşanmış ve artık tek amacı Galatasary’ı yenmek olmuş Fenerbahçe taraftarları, yaratılan bu pembe körlükte “Bizim Alex’imiz var” diyerek çıktıkları avrupa maceralarından hüsranla dönüyorlar. Her sene aynı romantik trajikomediyi izlemekten de sıkılmıyorlar…

Karşılaştırarak hakaret edildiğini düşündüğüm Hagi için büyük, küçük ayrımı hiç olmadı. Vanspor’a da Monaco’ya da ortasahadan gol attı. Hemde ’94 Dünya Kupası’nda attığı golün aynısıydı Monaco’ya attığı… ’88 yılında Galatasaray’ını finalden etti, Milan maçında Hasan’ın kafasına topu da çarptırdı, hem Rapid Wien’i hem de Ercan Taner’in sesini darmadağın edip, Grasshoopers maçında attığıyla , attırdığıyla Türk Futbol Edebiyatı’na “Hacı Arif” olarak geçirildi Ümit Aktan tarafından.

Biraz da kariyerlerine göz atalım bu ikilinin. Kısa ve özünden başlayalım. Alex de Souza kendi ülkesinin istikrarsız takımlarında “istatistik” yapmış. Parma’da tutunamamış, ülkesine dönüp sonra Fenerbahçe’ye “makyör”lüğe gelmiş. İkinci sınıf Brezilyalıların oynadığı Copa America kupası ve Toulon Turnuvası dışında pek de kayda değer olmayan başarılarına Fenerbahçe’de pek de “beklenmeyen” iki lig şampiyonluğu daha eklemiş.

Hagi neler yapmış? 23 yaşında Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’nde oynamış. Kendi ülkesi ve Galatasaray dışında , ikişer sene Real Madrid, Brescia , Barcelona ‘da top koşturmuş.  2’şer Dünya Kupası ve Avrupa Kupası görmüş. Biraz gariptir ki, kariyerinde kaldırdığı 15 kupaya kendi ülkesi ve Galatasaray’da ter döktüğü yıllarda kavuşabilmiş.

Oyun tarzları sadece “oyun kurmak” konusunda birleşen bu iki oyuncunun kariyerleri, her hangi bir maçta takımlarına kattıkları, Dünya futbolunda bilinilirlikleri, takımlarında bıraktığı izler göz önüne alındığında, aralarındaki dağlar kadar farkı görmemek, futbolu bilmemekle eş değerdir.

Aralarında bu kadar fark olan iki futbolcuyu aynı kefeye koyup tartışmak  hem Hagi’ye hem de Alex’e haksızlıktır, hakarettir. İkisi de farklı futbol terbiyesi almış, farklı futbol kültürlerinde olgunlaşmış iki futbolcudur. Her geleni gideniyle karşılaştırmaya kalkarsak , gelene haksızlık etmiş oluruz. Çünkü ne giden ne de gelen aynı kişilerdir. Geleni giden yapmaya çalışmak kadar , gideni gelenle bağdaşdırmak boş çabalardan öteye gitmez. Bırakın giden gitmeden yaşattıkları ile , gelen de yaşattıkları veya yaşatamadıkları ile kalsın…

Read Full Post »