Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Sabri Sarıoğlu’


carlos-top-saklamaİkinci devre bu sefer Fenerbahçe’nin atak çabalarıyla başladı. Fakat sağ kanadın ‘Gönül’süz kalmış olması Fener’i daha da ileri taşıyamadı. Sonrasında topu kapan Arda soldan iyi bindirdi ama içeriye yine vasat ortalarından birini kesti. Lincoln’ün de 40’ıncı dakikadan itibaren ısındığını belirtelim. 60’ıncı dakika ve civarlarında oyuna girebilir. Tabi ki burada skor da önemli. 50’inci dakikada sağ kanattan etkili olabilecekmiş gibi gözüken bir atak geliştirmeye çalıştık ama Sabri sağolsun kötü bir orta kesti. Top R.Carlos’a çarpıp çıkmış olabilir ama bunun bir önemi yok. Kullandığımız korner de arka direğin yanından kimseye değmeden auta çıktı. Orta saha mücadelesi halinde devam eden oyunda Fenerbahçe sağdan tahlikeli bir atak geliştirdi. Önder’in altıpasa kestiği topa de Sanctis müdahale etti ama top Deniz’in önüne düştü. Semih’e doğru attı topu Deniz. Ben içimden aman topu Deivid’e açmasın diye ümit ederken benim istediğim oldu ve Semih şut atmayı tercih etti. Top da kornere çıktı. Deivid Semih’e çok kızdı ama kullandıkları korner en az o pozisyon kadar tehlikeliydi. Bu olaylar gelişirken ısınmaya devam eden Lincoln kenar yönetim tarafından oyuna alınmak üzere kulübeye çağrıldı. Taraftar ayaklanırken Ümit Karan’ın morali bozuldu ve pas hatasını yaptı. Aynı anda da bizim evden ulan aptal Ümit sesleri yükseldi. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »


ikitakim-motiveMaçın hemen başında H.Baltanın getirdiği top çok iyiydi. Sol kanattan özlediğimiz bir atak organizasyonuydu. Kewell’ın ayağına o top otursaydı çok güzel bir gol olabilirdi. Kadıköy’deki gibi hızlı bir başlangıç yapıp Sami Yen’de olmanın avantajıyla bu sefer daha farklı bir skor çıkarabilirdik. Emre Aşık 4’üncü dakikada yine sert bir müdahalede bulundu. Rakibi yıldırmak adına bunları yapmak iyi olabilir ama kartlara dikkat etmeli. Bu faulden sonra R. Carlos’un kullandığı serbest vuruş hafif bir korku saldı içimizde ancak gol olmadı. Rahatladık. Bu dakikalarda Emre’nin şortunu değiştirmek için sahada olmaması komik olduğu kadar tehlikeli olabilirdi. Orta sahada yaşanan kıran kırana mücadele tat veriyor ancak bunu 90 dakika boyunca görmemiz zor. Fenerbahçe henüz tek paslarla rakip yarı alana geçemedi. İyi pres yapıyoruz. Sonucunda da Baros’un attığı nefis bir pasla Kewell çizgiye çok iyi indi ancak çizgiye çok inince topu 6 pasa çeviremedi. Heyecandandır… (daha&helliip;)

Read Full Post »


Haftasonu maçları daha tamamlanmadan 30 kişilik ulusal takım aday kadromuz açıklandı. Müzmin sakatların sakatlıkları sebebiyle kadrodan çıkarıldı ve Serkan Balcı kadroya dahil edilerek toplamda 24 kişiden kadro son halini buldu.

Açıklanan kadroda sakatlanıp çıkarılan oyunculardan Gökhan Gönül dahil olmak üzere 4 tane sağ savunmacı pozisyonunda oynayabilecek oyuncu var. Üstelik bunların ikisi de defansif yönü kuvvetli olan Serdar Kurtuluş ve İbrahim Kaş. Üçüncüsü ise son oynanan Almanya maçında bu pozisyonda başarıyla görevini yapan Sabri Sarıoğlu. Gökhan Gönül’ün yokluğundaki birinci seçeneğimiz o.

Geçen gün Fatih Terim’in bir açıklamasını okudum. Aynen aktarıyorum…

Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim, “Sağ bekte dünya futboluna yeni bir Cafu armağan edebilirim. Hem rengi de tutuyor” diyerek asıl yeri sağ açık olan Kazım’ı savunmanın sağında oynatacağının sinyallerini verdi.

Fatih Terim böyle bir açıklama yaparak elindeki sağ kanat savunucularının bütün motivasyonlarını sıfırlamıştır. Biri İspanya’da,diğer ikisi de ülkenin iki büyük takımında bu pozisyonlarda oynayan oyuncuların orada varlığını sorguluyorum şimdi. Elbette bu oyuncular da bu açıklamayı okudularsa böyle düşüncelere dalıp takımdaki varlıklarını sorgulayabilirler. Bu da tamamen bir motivasyon kaybı yaratacaktır.

Kazım’dan Cafu yaratmak meselesine gelince, yapılan açıklamanın şaka olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü cümlenin içinde bu yönde düşünmeye yönelten şaka unsurları bulunuyor. Mesela “rengi de tutuyor” demek başlı başlına bir espri havası yaratıyor bende.

Fatih Terim yine bir basın toplantısında egosal bir açıklamaya imza atarak, “Ümit Davala santrafordu sağ bek yaptık, Abdullah Ercan 10 numaraydı sol bek yaptık, Ergün Penbe orta sahaydı onu da sol bek yaptık…” demişti. Evet bu oyuncular futbola başladıkları mevkilerin çok uzağında devam ettiler kariyerlerine ancak bu onların “komple” futbolcu olmalarından kaynaklanıyordu. Hangi mevkide ne yapacaklarını bilen ve oynama hırsına sahip oyuncular olmaları onları oynamaları istenen mevkinin oyuncuları yaptı. Elbette ki onlardaki bu altyapıyı görüp oyun yapılarına şekil veren hocanın katkısı büyük. Ama Kazımdan sağ kanat savunucusu yaratmak bana hiç doğru gelmiyor.

Avrupa Şampiyonası kadrosundaki süpriz oyunculardan olan Kazım’ın Almanya maçı dışında göze batan bir oyunu yok. İlk şansını bulduğu Portekiz maçında mağlup durumdayken ve topun bizde durması gereken dakikalarda kendisine gönderilen uzun topları arkasında duran oyuncuyu itip yok yere bir çok faul yaparak topu rakibe teslim etti. Zaten konrtolüne alması çok rahat olan poziyonlarda bu hatayı aynı maç içinde 5 defa yapması o maçta beni çileden çıkardı. Ancak bu durumu sanırım Fatih Terim o maçın stresinden algılayamadı.

Defansif anlayışı da bir hayli zayıf olan Kazım, şu anda oynadığı pozisyonda kaptırdığı toplardan sonra takım defansına yardım etmeyerek, takım içi defansif görev dengelerini tamamen bozarken kendi futbol anlayışında defansa yer olmadığını bir çok kez kanıtladı. Bunları göz ardı edip bu açıklamayı uygulamaya geçirecekse saygı duyarım en azından sözünün arkasında durduğu için. Ama Kazım’dan Cafu yaratma düşüncesi benim hiç aklıma yatmıyor. Eğer bu mevkide oynatılacaksa Bosna-Hersek maçında ters kademe hatalarına, geri dönmeyeceği için sağ savunma bölgesinde açılacak boş alanlara hazır olun.

Kazım’dan Anelka olur,Tuncay olur,Deivid olur, Theo Walcott olur ama bu oyun disiplinsizliğiyle Cafu olabileceğini düşünmek ütopiktir…

Read Full Post »


In qualification Turkey didn’t play so well against their rivals from the group. But apart from the game in Istanbul against Greece, the side did begin to show they have the ability to change the result of a game with great comebacks. This has been repeated and for us Turkey fans the three group games have been like deja-vu. (insidefutbol)

Against Portugal Fatih Terim tried to go down as a hero. He played an attacking line-up starting with Mevlut and Kazim on the wings and Gokhan Zan in the centre of the defence (I expressed my doubts about him in my preview of the squad). For the first 15 minutes Turkey couldn’t find that goal, although our attacks looked quick and dangerous. Even though the attacks of Ronaldo, Simao and Deco were stopped in the first half, the defence forgot about Pepe who was a huge threat from set-pieces. After the Portuguese goal, Kazim made a number of fouls which constantly gave the play back to Portugal. After going behind in this game it was all over.

Going into the game against Switzerland neither team could afford to lose. Fatih Terim learnt from his tactical mistakes in the first game and started with Arda and Gokdeniz on the wings. But, with the heavy rain, the tactics of both teams were washed down the drain. Switzerland found the goal due to adapting better and playing a long ball up field, that with Emre Asik and Volkan’s positional mistakes helped Turkey go behind.

Turkey learnt and began too to play with long balls, in order to play this way Terim brought on Semih to replace Gokdeniz and importantly, Mehmet Topal for Aurelio, to hold the midfield against the Swiss. These substitutions and the change in style helped Turkey to change the game and play around the Swiss 18 yard area.

Crosses coming from the wings allowed Turkey to get the important goal, and though the Swiss did find some goalscoring positions, Volkan was at his best to deny them. His save in the 83rd minute was particularly important and many Turkish fans believe this is the moment when destiny intervened. The rest is history as Turkey threatened more and more and eventually Arda, the young shining star from Galatasaray, got the goal in the 92nd minute. If he continues such displays you have to wonder whether Galatasaray will be able to hold onto him for much longer.

The final group game against the Czech Republic was a final game that deserved its name. If the scores were level then it would go to penalties and neither team really wanted that. Turkey struggled to cope with Jan Koller and the ball stuck to him up. Nothing passed the big man as he held the ball up, he was like a wall. His goal in the 34th minute was not a surprise.

After the first half we again saw Terim change the game. He brought on Sabri who offered much more of an attacking threat. Sabri swapped positions with Hamit. This confused the Czechs as Hamit charged forward at will. The opposition still throught he was a right-back. Through playing closely with Sabri and constantly swapping position, both players were able to attack more effectively. The participation of Kazim too, meant that Turkey were able to own the right wing.

Turkey’s domination of that wing helped the second goal arrive, with the help of Cech and the rain of course! But we should not forget the follow up work of Nihat. He was acting like all good poachers do and waiting for the mistake.

The Czechs were of course puzzled to lose their two goal lead and the incredible through ball from Hamit followed by an amazing finish from Nihat gave Turkey their third and sent the Czechs out.

Looking at the Croatian game, all Turkish fans know they obtained fantastic results against England in qualification. This play has been repeated against Germany, so we all know it was no flash in the pan.

With their players like Modric, Kranjcar and Corluka, they seem to have re-discovered something of the spirit they had in the 1998 World Cup, which brought them third place.

Both Turkey and Croatia will fight hard because both are trying to make a place for themselves between the traditional footballing giants. Croatia coach Slaven Bilic’s admission that he fears Turkey’s ability to play in an unsystematic way (swapping positions constantly) makes many in Turkey believe that they are one step closer to victory.
Turkish fans are sure that thanks to the comebacks against Switzerland and the Czech Republic, the team are sure to go into the game with so much confidence. The feeling is that even if Turkey went a goal behind, it is never over and the players always feel they can win.

Of course the decisions of the managers of each team will be crucial. For Turkey though, the position in which Hamit will play will be very important, and missing Servet for the match is a real blow. But I cannot help but think that the match will in fact be decided by the number 14’s of each team, that is to say Modric and Arda. One will continue their journey in the Euros to become a star, but even if one is left behind, we will not forget their excellent play.

Read Full Post »


Milli takımın yeni futbol çabası, Türk futbolu için Euro 2008’de başarılı olmanın ötesinde önemli. Bu turnuva bir “artık Hakan Şükür’ü tartışmama” fırsatı.  (MedyaKronik)

Sadece saatler kaldı. Sekiz yıl aradan sonra Türk Milli Takımı, Avrupa şampiyonluğu için mücadele verecek. “Bu değil de, şu olsaydı” gibi yorumların artık bir anlamı yok. (Milli takım başarılı olamazsa elbette kadro tercihi de tartışılacak. Başarılı olursak, elbette, bu konu hatırlanmayacak.) Bu noktada, mevcut kadrodaki oyunculardan beklentilerimizi, tek tek değerlendirmek istiyorum.

Kalede Rüştü Reçber ve Volkan Demirel’in tercih edilmesi, elbette bu ikilinin uluslararası maç tecrübesinin fazlalığına dayanıyor. Ancak yine her ikisinin ortak özelliği, umulmadık hatalar yapabilmesi. Bunların en aza inmesini ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Rüştü, katıldığı ilk Dünya Kupası’nın bir çok yorumcuya göre en iyi kalecisi olmayı başarmış bir futbolcu. Volkan’ın Chelsea karşılaşmasındaki performansı da, kalede sorun yaşamayacağımız konusunda bizi umutlandıran bir başka neden. Trabzonspor’da iyi bir sezon geçiren Tolga Zengin’i büyük ihtimalle sahada göremeyeceğiz. Ancak bu isim de bizi olumsuz düşünmeye sevk etmiyor.

Endişe veren hat: Defans

Tartışmaya en müsait mevkiimiz defans. Sakatlığı ile korkutan ama 10 gün topa değmeden, sabırla tedavi olup geri dönen Servet Çetin, sadece azmiyle bile bu hatta en güvenilecek isim. Servet’e Çek Cumhuriyeti maçında çok iş düşecek. Forvet Jan Koller’i durdurabilecek bir oyuncu Servet. Kullandığımız korner atışlarında onun kafayla gol attığını görmek, eminim hiçbirimiz için sürpriz olmayacak.

Servet’in yanında ise Emre Güngör’ün oynaması taraftarıyım. Çünkü özellikle defansın göbeğindeki iki oyuncunun uyumu, savunma hattı için en önemli gereklilik. Bülent Korkmaz ve Alpay Özalan ikilisi, bu uyumun önemini bize gösteren en iyi örnek. Emre Galatasaray’da Servet’le kısa sürede harika bir ikili oluşturup Kamerunlu Song’u bile kesti. Milli takımdaki yerini de, Fenerbahçe maçlarında sergilediği oyunla hak etti.

Ama korkarım ki sahada Emre Güngör yerine, Gökhan Zan’ı göreceğiz. Sık sakatlanması nedeniyle “cam adam” lakabı takılan Zan, kulübü Beşiktaş’ta da endişeyle karşılanıyor. Nitekim Beşiktaş geçen onun mevkiine iki yabancı ve bir de Türk stoper transfer etti. Zan’ın, Uruguay maçında kaptırdığı topla kalemizde gole neden olması endişelerimi arttırıyor.

Savunmadaki dördüncü oyuncu Emre Aşık, mevkisinin en tecrübelisi. Euro 2000’de de Rüştü ile forma giyen iki oyuncudan biri. Nitekim onun sorunu da, çok iyi oynadığında bile kontrolsüz hareketlerle penaltıya ya da oyunda dışında kalmasına neden olabilmesi. Emre de Uruguay maçında bu tehlikeyi hissettirdi.

Hakan Balta sakatlanmamalı

Sol savunma kanadında Hakan Balta alternatifsiz görünüyor. Fatih Terim, üç hazırlık maçında da ilk 11’de onu oynattı. Hakan’ı Uğur Boral’a göre daha güçlü kılan tarafı, savunmada daha iyi olması. Slovakya maçındaki golleriyle atakta da verimli olabileceğini gösterdi. Sakatlanırsa, yerini doldurmak için en çok zorlanacağımız mevki.

Sağ tarafta ise Gökhan Gönül’ün sakatlığı, Süper Lig’in son düzlüğünde eski günlerine dönen Sabri Sarıoğlu’nu birinci tercih haline getirdi. Sabri, Slovakya maçındaki gol pasıyla kendisine güvenenleri selamladı. Hamit Altıntop’un daha çok orta sahaya destek vereceğini düşünürsek onun koridorunda da alternatif oyuncu sıkıntısına girebiliriz. Sabri sadece milli takım için değil, tribünde onu izleyen İtalyanları da düşünerek sinirlerine hakim olmalı.

Orta saha, iki yöne de hakim

Orta sahaya geldik. Burası en güvendiğimiz bölge. Mehmet Aurelio, Emre Belezoğlu ve Hamit Altıntop’tan oluşması beklenen orta üçlü, mevcutların en iyisi. Futbolda, iki yönlü ve efektif oynayabilen orta saha oyuncularının öneminin arttığı bu dönemde Emre ve Hamit bu ihtiyacı karşılıyor. Aurelio ise sağ ve sol kanat defans oyuncularının atağa çıktığı dakikalarda, defanstaki orta ikiliye vereceği destekle orta saha ve defans bloğunun kopmasını engellemeye çalışacak. Alternatifi Mehmet Topal da bu işin üstesinden gelebilecek kapasitede.

Çok tartışılan Emre, takım kaptanı olarak sahaya çıkacak. Kaptanlık bandı onu daha arzulu ve sakin oynamaya itiyor. Premier League’de kendine kattığı, çapraz uzun top atma özelliği ile takımı bir anda atağa kaldırabilir. Yine de bu bölgede Hamit, ataklarda en etkili olacak isim. Uzaktan şutları, ceza alanı çevresinde duvar pasları, ortaları, duran top becerisi ve sakinliği ile en güvenilen oyuncular arasında.

Ayhan Akman, son dönemlerdeki performansıyla iyi bir alternatif. Ama sadece alternatif. Çünkü topu yavaşlatıyor. Tümer Metin, 2006 Dünya Kupası elemelerindeki grup maçlarında ne kadar verimli olabileceğini gösterdi. Maçın gidişatına göre Emre Belezoğlu’yla değişebilir.

Nihat Kahveci ortada olmamalı

İleri üçlüdeki üç formanın yedi adayı var. Nihat Kahveci forması en garanti oyuncu. Onu bu üçlünün sağında oynatmak, ortada olmasından çok daha fazla şey katacaktır takıma. Ortada oynatılıp, verimli olamaması Nihat’ı kaybetmemize bile neden olabilir. Çünkü Nihat kaleye sırtı dönük oynamayı becerebilen bir oyuncu tipi değil. Önüne atılan hızlı toplarda adam eksiltip gol atabiliyor. Ayrıca serbest vuruşlarda gole en yakın oyuncumuz.

Üçlünün ortasında hedef adam olarak oynayabilecek tek isim Semih Şentürk. Büyük turnuva eksikliği ve sonradan oyuna girdiğinde daha verimli olması, onu bu bölgede ikinci sıraya itiyor. Solda Tuncay Şanlı’nın oynaması kesin. Sağın ise dört adayı var: Kazım Kazım, Mevlüt Erdinç, Arda Turan ve Gökdeniz Karadeniz. belirsizliği mevcut.

Hazırlık maçlarında forma şansını yeterince bulamayan Gökdeniz, hızlı oyunda takıma çok şeyler katabilecek bir oyuncu. Mevlüt ve Kazım, sadece bu mevkinin değil, tüm takımın en sürpriz isimleri. Hazırlık maçlarında bu formanın hakkını verebilecekleri gösterdiler. Neredeyse aynı tipteler: Hızlı, adam geçebilen ve sert şutları ile gol kovalayabilin. Rakiplerin bu ikiliyi daha az tanıyor olmaları bence avantaj. Belki de Fatih Terim iki oyuncuyu bu yüzden tercih etti.

Arda, öyle ya da böyle bu turnuvada oynayacak. Ona ne kadar güvensek de ilk 11’de girmesi kesin değil. Üst düzey bir turnuvaya ilk defa katılıyor olması ekliği olarak gözükebilir. Oysa Genç milli takımlarla Avrupa şampiyonluğu, dünya dördüncülüğü görmüş bir oyuncu. Yani aslında, hafife alınmayacak kadar tecrübeli.

Hakan Şükür “geleneği” sona erecek mi?

1990’dan beri, milli takımla ilgili hemen her tartışmanın Hakan Şükür’e çıktığı futbol vizyonumuz bu turnuvada genişleyecek mi? Ben öyle umuyorum. Kadro ve hazırlık maçları da beni doğruluyor. Ayağa, hızlı, alan daraltan, derinlemesine çapraz uzun paslarla kanat bindirmeleri bol, uzaktan şutları bol, havadan ileriye şişirmesi az, geride pas hatası az, defansif zaafı az, yan toplarda zaafı az bir milli takım var olmaya çalışıyor.

Bu anlaşışı, Manchester United ve Roma’nın oynadığı, yarım forvet özellikli üç ileri uç oyuncusuyla yapmaya çalışacak Fatih Terim. Bunları yapabilirsek Fatih Terim’in dediği gibi kendimizi hatırlatabiliriz. Ama bir de milli takım bu taktikle başarılı olamazsa, o zaman vay halimize! İşte o zaman takıma giremeyenler, hazırlık kampından döndürülenler, İsviçre maçında rakibi dövenler, basın tribününe yumruk kaldıranlar ve elbette Hakan Şükür hatırlanacak.

Read Full Post »


2006 sonbaharıydı. Her zamanki gibi aynı hevesle koşup gidip aldım oyunu. Yükledim, başladım oynamaya. Galatasaraylıyız ya, ilk o takımı yönetmeye başladık. Para var, kaynak var, genç yetenek bol, eh bu koşullarda rahatça şampiyonluklar ve kupalar birbiri ardına geliyordu. Başarıya doyunca tat vermedi oyun ve hemen yine Türkiye Ligi’nde kötü bir takım alayım diye düşündüm. Uzun süre bakındım ama bütün takımlar iyiydi – bana göre – , ya da ben mi gözümde büyütüyorum bizim bu Türkiye Ligi’ni? En kolay çare olarak gazeteye baktım ve sonuncu olan takımı seçtim. Kayseri Erciyesspor’a sempatim böyle başladı. İlk sezonu, 7.lik ve Türkiye Kupası ile bitirince ayrı bir bağ oluştu aramızda.

Galatasaraylı olduğumu hissettiğim ilk an ise, sanırım tam olarak Ulubatlı Souness dönemine denk geliyor. O bayrağı oraya dikişi büyük bir cesaret işi idi. Yabancı bir adamın, kültüründen bir haber olduğu yabancı bir ülkede, ezeli rakibinin sahasına takımının dev bayrağını dikmesi yürek ister!
O yürekli insanlardan biri daha vardı o takımda. Florya toprakken , o “Cesur”du. Her yeni teknik direktör ilk onu kesti takımdan. Türk’tü ya, ne anlardı defanstan, yabancı gerekti o bölgeye. Ama bir sürü yabancı geldi ve gitti, o kaldı bir tek. Çalıştı, çabaladı kaptı yine formasını. Heralde adetten olacak ki, onu keşfedenlerden Fatih Terim bile kesmişti takımdan 1999-2000 sezonunun başında. Gidecekti , gönderilecekti derken , boş mukaveleye imza attı. Ya gönlü gitmesine el vermedi ya da kahve fallarında çıkan “haçlı kupa” tuttu onu sarı kırmızılı kulüpte. Takım kamptayken, Ayvalık’taki yazlığında kamp yaptı o da. En nihayetinde sporcuydu, sağlığına dikkat etmeliydi. Kuşlar haber uçurmuş olmalı ki, onun azmini takdir etmek için tekar kadroya girdi.

Mahalle aralarında, toprak sahalarda aşkımızın peşinde koşarken, defansif görevi üstlendiğimden ve herkes gibi kendi takımından kahraman seçme hevesinden onu benimsedim ben de. Sonra ona benzemek için saçımı bile uzattım, Kayseri Erciyes forması bile aldım. Ama onu UEFA Finali’nde, kolu çıkık bir şekilde savaşmasından sonra fena bir şekilde içselleştirdim.

Dillere destan hayranlığımı geçtiğimiz kasım ayında onunla tanışarak, sohbet ederek nihayete erdi. Ve tabi ki futbol konuşup, futbol izledik. Galatasaray”ımız” hakkında konuşmamak olmazdı. Cihan’ın sol bekte oynatılmasına, hem Cihan’a hem de futbola hakaret olarak nitelendirdi. Eh haklıydı. Puan kaybettiğimiz bir haftaydı zannedersem ve o maçı öyle güzel analiz edip, yapılması gerekenleri öyle basit bir dilde açıklamıştı ki bana sadece hak vermek ve hayranlığımı yükseltmek kalmıştı. Gerçi o durumda ne derse hayranlığım artacaktı ya…
Sohbetimiz arasında ufukta transfer olup olmadığını sorduğumda her şey olabilir cevabını verdi. Hemen ardından Eskişehirspor ile anlaşmak üzere olduğu ama anlaşamadığı haberi geldi. Devre arasında ise beni “acaba kaderimizde mi var , yoksa gerçekten hoş bir tesadüf mü bu?” diye düşündürten haberi aldığımda sevincimden dört köşe olmuştum.

Futbolculuk hayatındaki istikrarı,disiplini,hırsı,başarıyı yeni takımına yansıtmakta olduğunu daha ilk maçında Fenerbahçe’ye karşı göstermişti. Ve bunun tesadüf olmadığını da gözlerimin önünde Galatasaray’ı Türkiye Kupası’ndan eleyerek kanıtladı. Cuma gecesi yine aynı şeyi yaptı. 25 senesini verdiği, onu “o” yapan takımını eledi. Ama bu sefer şampiyonluktan…

Kayseri Erciyes ligin ilk yarısını 11 puan toplayarak kapatabilmiş. İkinci yarısında ise topladığı puan sayısı 17 oldu, üstüne bir de Türkiye Kupası’nda son dördü ekleyin. O son dört ki, Galatasaray’ın grubundan gelip, -nasıl olduysa?- tekrar Galatasaray’ı eleyip, üç büyüğün arasında bir son dört. Sezonun başından beri takımın başında olsaydı kim bilir neler yapardı? Belki de yapamazdı ve “yüce” medyamız onu harcardı…

Gerçekten inanmış bir takım çıkmıştı sahaya ve ilk dakikalardan itibaren sıkı pres ile Galatasaray’ı bozmaya başladı. Akılda kalan bir atak bile şansı vermeden Galatasaray’a biraz tesadüf ve biraz şans eseri de olsa golü buldu Kayseri Erciyes. Sonrasında ise hocalarının en iyi bildiği şeyi ve takımına empoze etmeye çalıştığı şeyi yapmaya başladılar. Tatlı , sert defansif oyun oynadılar.

Üç forvetle ve kanatsız sahaya çıkan Galatasaray, mağlup duruma düştükten sonra klasik çözüm yoluna başvurdu. Erciyes savunması da canhıraş bir şekilde düşme korkusuyla olağanüstü bir performans gösterince olan yine Hakan Şükür’e oldu.

Gerets’in anlamamakta ısrar ettiği “çok forvet,çok gol” düşüncesi ne kadar yanlış bür düşünce olduğunu bu mağlubiyetle bir kez daha kanıtladı. Herkesin doğrusu kendine elbette , ancak neredeyse tüm avrupada futbol tek forvetle oynanıyorken ve çok da gol atılıyorken, Gerets forvetleri besleyecek orta saha oyuncularını eksiltip gole nasıl gidebileceğini düşünüyor, anlayamadık gitti. Biraz olsun hak verebiliriz diyerek empati kurma çabasına girmeye çalışsak bile hemen kendi kendimi çürütecek fikirler üretiyorum.

Hasan, Arda , Aydın, Carrusca yok. Hepsi de kanat oyuncuları. O yüzden ortadan delmeyi düşünmüş olabilir. Ama elinde Sabri’nin yerine oynayabilecek Song var ve böylece Sabri’yi açığa çekebilirsin. Song’u oynatmama inadın mı var? E Cihan var elinde, en kötü onu koy sağ beke ve kendine bir sağ açık yarat. Hiç birini beğenmedin mi? Tamam sağ bekte Sabri olsun, onun önüne içeride oynattığın Okan’ı koy. Gelmiş geçmiş en iyi sağ açıklardan biri Türkiye’de Okan Buruk. Solda mı var problem? Geçen hafta Ayhan Akman kaç kere sol kanattan çizgiye indi de orta yaptı göremedi herhalde Gerets ve o yüzden oynatmadı onu orada…

Boylu boyuna yanlış oynatıldı Galatasaray cuma akşamı. Olan Hakan Şükür’e , Hasan Kabze’ye oldu… Necati’yi maç boyunca gösterdiği iyi performanstan dolayı tebrik ediyorum. Ondan başka da yoktu zaten Galatasaray’da iyi oynayan. Onun bütün çabası da oynatıldığı yerden dolayı boşa gitti. İlic’in bu maç, Hasan Şaş’ın da geçtiğimiz maç yaptığı ihanetlerin derinine inmek bile istemiyorum.

Bu sezon sahasında hiç yenilmeyen, geçen sezonla beraber de 23 maça ulaşan bu yenilmezlik rekorunu, “bence” rahat ama bir o kadar da şanslı bir şekilde sona erdiren Kayseri Erciyesspor’u ve kahramanım BÜLENT KORKMAZ’I tebrik ediyorum. Bütün büyük maçlarını korkmadan oynadı , cesur oynadı. Mükafatını da dört puan olarak hanesine yazdırdı. Ama Galatasaray on kişi kaldıktan sonra çok fazla boş alan bırakmaya başladığı andan itibaren daha cesur davranabilse , 1-0 değil, 3 veya 4-0 bile alabilirdi bu maçı.

Bana kalırsa, o da bu düşünceyi çok kez geçirdi aklından ama kendini dizginledi, çünkü onun için önemli olan kümede kalmaktı. Hem elindeki mevcutları , hem içinde bulunduğu durumu , hem de 4-0 kazanma riskini alayım derken, 4-1 kaybedebilme ihtimalini düşündü hep. Bu yüzden maçlarını 1-0, ya kazandı ya da kaybetti. Bu bile istikrarlı olduğunu göstermiyor mu?

Hayatının bir parçasını şampiyonluktan etti. Ama hayatının yeni parçasını da başarılarla doldurmak zorundaydı. Kimse ona eski takımına, onu “Büyük Kaptan” yapan takımına ihanet etti diye yorumlamasın. O her zaman ki profesyonelliği ile işinin gereğini yaptı. İhanet eden biri varsa o da Trabzon maçında sahaya o çakıyı atan, attıran kişilerdir. Şampiyonluk yolunda takımını yalnız bırakmıştır o taraftarlar…

Kalan yedi maçın hepsini de kazansa Galatasaray şampiyon olamayacak ama Kayseri Erciyes bunu başarırsa kesinlikle Süper Lig’de kalacak ve en az Galatasaray şampiyon olmuş kadar sevineceğim, hele bir de Türkiye Kupası’nı alırsa üstümde Mavi-Siyah Kayseri Erciyes formamla turlara bile çıkarım …

Güzel futbolu paylaşmak için…

Read Full Post »