Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘PSG’


SoccerFabio_468x328Liverpool’un defans oyuncusu Fabio Aurelio, yaz tatilinde çocuklarıyla futbol oynarken sakatlanmış. Ama öyle, kol-bacak şişmesi ya da 2 hafta da geçecek bir kırık değil sakatlığı. Bayaa dizi dönmüş adamın. Artık çocukları makasa mı aldılar, dize taban mı kaldırdılar naptılar anlamadım. Ama Aurelio’nun bu sakatlığı ısınmadan top oynayanlara ders olsun kardeşim. Artık ameliyathane mecburi istikamet oldu Brezilyalı için. Nereden baksan 6 ay sahalardan uzak. Bu da sezon açılışını kaçırdı demek anlamına geliyor. Hani diyorduk ya Rüştü’ye kramponunu temizlerken elini falçatayla kestiğinde geçirdiği sakatlık yüzünden “Sen profesyonel oyuncusun sağlığına dikkat edeceksin. Bu yüzden avrupada oynayamıyor bizimkiler efendim… peh keh teh…” Geçelim bunları arkadaşlar. Hepimiz insanız. Yumurta kırarken tavaya elimiz çarpabilir ve elimiz yanabilir, çay koyarken evdeki köpeğin çaydanlığı üzerine devirebilir vs… Bunlar normal şeyler… Bu haberin ardından Aurelio’nun sakatlığına benzer sakatlıklar ilk 10’u çıkarmış telegraph.co.uk. Of akıllara zarar…

Neyse biraz futbol yönüne dönelim işin. Bu sakatlığın Benitez için farklı anlamları da var tabi ki… Kendisinden istediği verimi alamadığı İtalyan Dossena’yı 7 milyon paund karşılığında Juventus’a satmanın hesaplarını yaparken planlar altüst oldu. Şimdi n’apsam diye kara kara düşünüyordur İspanyol. Bence hiç tereddüt etmeden satma kararının arkasında durabilir. Çünkü geçen yıldan yetiştirmeye başladığı Arjantinli Emilliano Insua o bölgeyi kapatabilecek yetenekte bir isim. Tecrübesi elbette tartışılır ama Arsenalli Kieran Gibbs, benim izlediğim maçlarda formasının ve bölgesinin hakkını vermişti. Ayrıca aynı bölgeye yazın PSG’den transfer edilen Chris Mavinga’nın da önemli katkı sağlayabileceği düşüncesindeyim. Hiç izlemedim 1991 doğumlu oyuncuyu ama Benitez onu Arsene Wenger’in elinden kaptıysa bu çocukta iş vardır.

Fabio Aurelio’ya acil şifalar dileklerimi iletirken, onu en kısa zamanda sahalarda bu güzel-alttaki golüne benzer golleriyle dönmesini bekliyor olacağım.

Fabio_Aurelio_1384250i

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

BU MAÇIN GOLLERİ İÇİN TIKLA!!-  CLICK TO WATCH 8 GOALS OF THIS GAME!!

Reklamlar

Read Full Post »


uefa_cup_logo13

Çarşamba ve Peşiembe yapılan 16 maç sonunda UEFA gruplarında son sıralamalar belli oldu. Gruplardan çıkmayı başaran takımlar gruptaki sıralamalarına göre aşağıdaki gibidir.
A Grubu: M.City, Twente, PSG
B Grubu: Metalist Kharkiv, Galatasaray, Olympiakos
C Grubu: Standard Liege, Stuttgart, Sampdoria
D Grubu: Udinese, Tottenham, NEC Nijmegen
E Grubu: Wolfsburg, Milan, Braga
F Grubu: Hamburg, Ajax, Aston Villa
G Grubu: St. Etienne, Valencia, Kopenhag
H Grubu: CSKA Moskova, Deportivo, Lech

Galatasaray’ın grubunu 1. bitirmesini elbette istiyorduk. Biraz prestij meselesi tabi ki ve ayrıca da son 32’de UEFA gruplarından 3. olan takımlarla eşleşmeyi, Şampiyonlar Ligi’nde takımlarla eşlemeye tercih ettiğimizdendi.. İstanbul’da Metalist’e yenilerek grup birinciliğini tehlikeye soktuk. En azından bir beraberlik bizi birinci yapıyordu. Son maçta hepimiz Benficalı olduk. Maçı pek izlemedim ama Benfica’nın direkten dönen iki topunu ve Nuno Gomes’in kaçırdığı golü gördüm. Metalist’in ise tek atağını gördüm. O da gerçekten güzeldi. Benfica yarı sahasında  çapraz toplar yaparak defansın dengesini bozdular ve Benfica’nın sol bekindeki kademe boşluğundan yararlanıp düzgün bir şutla golü buldular. Metalist’in şansıyla buraya geldiğini iddia edenler olabilir. Ama Beşiktaş maçları şans mıydı? Gruplarından hiç yenilmeden bir takım olmaları şans mıydı? Hala inatla şans olduğunu söyleyenlere hak verebilirim. Ama bu takımın şansını zorladığını iddia edemez miyiz? Şans onlardan yanaydı direkten dönen toplarda, Servet’in kaptırdığı topta… Ama Benfica maçında direkten dönen toplara vuran adamları rahatsız etmeleri yüzünden o adamlar toplara rahat vuramamış olamazlar mı? Servet’in geride tek olduğunu ve topu ıskalama ihtimalini ya da şansını düşünüp pres yapıp topu kapmaları şanslarını zorlamak değil midir ki? Metalist hakkıyla birinci oldu,şansıyla değil..

Grubumuzu ikinci bitirmenin çok büyük bir talihsizlik olduğunu düşünenler var. “Eyvah Şampiyonlar Ligi’nden gelenlerle eşleşeceğiz mahvolduk” diye düşünenler var. Etikete bakıp yanılgıya düşmeyelim. Bu konuda küçük bir araştırma yaptım.

Gruplu şekilde 2004’ten beri oynanmaya başladı UEFA Kupası.Bu statüyle oynanan kupanın ilk sahibi CSKA Moskova olmuştu. Şampiyonlar Ligi’ndeki grubunda 3. olan takım şanslı kurasıyla şampiyon olabilmiş diyebiliriz. İlk turda eledikleri Benfica bu yıl UEFA grubunda sonuncu old. Mesela Parma şimdilerde Serie B’de. Partizan hep figüran. Auxerre de dengesiz bir ekip. Bir var bir yok. Finali az çok hatırlıyorum. İkinci yarıda 1-0’dan 3-1 yaparak enfes bir maç çıkarmışlardı. Sanırım ardarda iki kontra atakla bitirmişti Sporting’i kendi evinde. Sporting ise o yıl grubunda sonuncu olmuş.. Feyenoord,M.Brough,Newcastle ve AZ’yi eleyip finale çıkmış. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Sonrasında Sevilla şampiyon oldu. Beşiktaş’ın da bulunduğu  grupta averajla ve sadece 7 puanla birinci olmuş. Yani Galatasaray’dan 2 puan az toplamışlar. Grubun ikincisi ise son şampiyon Zenit. Finalde karşılaştığı Middlesbrough da grubunu birinci bitirmiş.  Son dörde kalan Steaua da grubunu 8 puanla 1. bitirmiş. Son dörde Ş.L.’den sadece bir takım kalabilmiş o da Schalke 04. Alman takımı çok ilginç bir şekilde bu sene UEFA’ya veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Ertesi yıl yine kupaya uzanan Sevilla bu sefer grubunu 2. bitirmiş. Ş.L.’den gelen Steaua ve Shakhtar’ı ardarda elemişler. Ardından yine Beşiktaş’ın grubunda bulunan ve birinci olan Tottenhamımı elemişler. Sonra da grubunu ikinci bitiren Ossasuna’yı elemiş. Finalde de grubundan birinci çıkan Espanyol’u elemiş. Bu sene ise Sevilla gerçekten dramatik bir şekilde gruplara veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Son şampiyon Zenit ise grubundan tek puan farkla ve neredeyse mucize ile çıkmayı başarmış. AZ son maçında 3-3 berabere kalsa puanları, averajları, attığı ve yediği gol sayıları eşit olacaktı. Öyle olsaydı UEFA nası bir uygulama yapardı bilinmez.. O derece bir mucize.. Zorlu gruptan birinci çıkan geçen yılın flaş takımı Villareal’i elemişler ilk turda. Sonra Şampiyonlar Ligi’nden gelen Marsilya’yı, Skibbe’nin Leverkusen’ini ve Bayern’i eleyip finale çıkmışlar. Finalde ise Ş.L.’den gelen Rangers’ın Fatih Tekke’nin yıldızlaştığı maçta yenerek kupayı aldılar. Son şampiyon bu yıl Galatasaray’ın muhtemel rakibi.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan bu sefer 5’i son 16’ya kalabilmiş.

Yani istatistiki bir veri var yukarıda ve Ş.L.’den gelen sadece bir takım şampiyon olabilmiş gruplu statüye geçildiğinden beri. O da CSKA Moskova.. Daha önceki statüde sadece Şampiyonlar Ligi’nden gelip kupayı kazanan Galatasaray,Feyenoord’un şampiyonluğu var.. Yani bu kupayı kazanma şansı UEFA’dan gelen takımların daha yüksek..

Ayrıca Ş.L’den gelen Bordeaux, W.Bremen, Shaktar Donetsk, Marsilya, Aab Aalborg, Fiorentina, Dinamo Kiev, Zenit ile UEFA gruplarının 3.’leri PSG,Olympiakos,Sampdoria,NEC Nijmegen,Braga,Aston Villa,Kopenhag,Lech takımları arasında çok büyük farklar olduğunu iddia edebilir miyiz?

Galatasaray ‘ın grubunu ikinci bitirmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bir kere “çok güçlü” olduğu iddia edilen takımlardan birini eleyecek ve “çok güçlü” rakiplerinden birini saf dışı edecek. 8’den biri gidecek. Galatasaray, son haftalarda sunduğu 10’ar dakikalık resitalleri tüm maça yaymayı başarabilirse “çok güçlü” rakiplerinden hangisini yenemez? Son haftalarda maçların son 10 dakikalarında oynadığı futbolu oynarsa hiç birini eleyemez orası ayrı bir yazı konusu..

Peki grubu birinci bitirip “Ş.L.’den geliyorlar yandık, çok güçlüler” dediğimiz takımlarla eşlememiş olduğumuzu düşünelim. Ve hepsinin de “çok güçlü” oldukları için son 16’ya kaldığımızı düşünelim. 8 tane “bela gibi, çok güçlü” takımın karşımıza çıkma ihtimali olacaktı. Öyle daha mı iyi mi olacaktı ki acaba?

Kuradan kim çıkarsa çıksın hiç bir şekilde şüpheniz olmasın Galatasaray Ş.L.’den gelen 8 takımı da yenebilecek güçte.. Takımın başında UEFA’da son sekize kalmayı başarmış Skibbe var. Ne çabuk unutuyoruz..

Read Full Post »


Avrupa futbolununun kronikleşen sorunu bu kez Vicente Calderon’da kendini gösterdi. Atletico Madrid’le Marsilya arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Madridli taraftarların yaptığı tezahüratlar sonrası ırkçılık yine yeşil sahaların gündemine oturdu. Yaşananlardan sıkıntı duyan İspanyol Luis Garcia, “Artık herkes İspanyolların dünyadaki en kötü millet olduğunu düşünecek. Oturup düşünmek ve ülkenin imajını düzeltmekte yarar var” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Garcia endişelerinde oldukça haklı. Çünkü bu olay son birkaç yıldaki İspanyol tabanlı ırkçı sorunlardan sadece biri… (Cumhuriyet Spor Eki:117 / 21.10.2008)

Kamerunlu Samuel Eto’o, Real Zaragoza maçındaki ırkçı tezahüratlar sonrası sahayı terk etmek istemişti. Ancak Ronaldinho ve Larsson tarafından ikna edilen futbolcu oyundan çıkmadı, 1 golün asistini yaptı. Goller sonrası tüm futbolcuların Eto’o’ya gitmesi de ırkçılığa karşı omuz omuza verilmesi gerektiğine güzel bir örnekti. Birçok farklı etnik kökeni içinde barındıran İspanya’da Athletic Bilbao da Bask kökenli olmayan futbolcuları kadrosunda bulundurmayarak farklı ırklara kapalı bir tutum sergiliyor.

Kökleri “Napolyon Savaşları” ve Darwinizm’e dek uzanan ırkçılık olgusunun spor ve futbolla tanışması faşist liderler Mussolini ve Hitler dönemlerine denk geliyor. Mussolini’nin desteklediği Lazio, ‘gestapo’ları anımsatan ‘SS’ (aslında Societa Sportiva anlamına gelen) takısını değiştirmeyip kulüp politikasını açıkça gösterdi. Bu duruşunu devam ettirmekte olan kulüp, 2001’de kadrosuna babası İtalyan olan siyahi Liverani’yi katana dek siyah tenli oyuncu bulundurmuyordu. Bu tutumları da “Tüm Lazio taraftarları ırkçı değildir ama tüm ırkçılar Lazio taraftarıdır” sözünün oluşmasına yol açtı. İtalyan Paolo Di Canio da 2005’te Lazio’da oynarken bir maçta gol sevincini faşist selamıyla kutlayarak yeşil sahalarda politik görüşünü açıklamaktan çekinmedi. Aynı yıl Messina’da forma giyen Fildişi Sahilli Marco Zoro, ırkçı tezahüratlara dayanamayarak Eto’o’nunkine benzer bir tepki göstermişti.

Hitler Almanya’sının ‘saf ırk’ politikası ise günümüzde ütopik kaldı. Zira bugün Almanya Ulusal Futbol Takımı’nda ‘safkan’ bir Almana rastlamak pek mümkün değil. Polonya, Brezilya, Gana asıllı oyuncular çoğunlukta… Bu futbolculardan Gana asıllı Asamoah, 2006’da oynanan Hansa Rostock (am.) sınavında ırkçı tezahüratlara uğrasa da 9-1 biten maçta 2 gol atıp 3 golün de asistini yaparak yanıtını sahada verdi. Ancak söylemlere dayanamayan Sachsen Leipzig’in Nijeryalı oyuncusu Adebowale Ogungbure ise tepkisini bir eliyle Hitler bıyığını yapıp diğer eliyle de faşist selamı vererek gösterdi.

Sömürgeci devletler arasında başı çeken Fransa, bunun sonuçlarını sahada hem avantaj hem de dezavantaj olarak yaşıyor. Fransa’ya ilk ve tek Dünya Kupası’nı kazandıran kadronun birçoğunun Afrika asıllı olmasını sindiremeyen Fransız ırkçı lider Le Pen bu büyük zaferi, “Bu takım 5 para etmez” diyerek karalamaya çalışmıştı. Yeşil sahalarda Le Pen’e Paris Saint Germain (PSG) taraftarları ‘Sadece beyazlara ait’ pankartı açarak eşlik ediyor. Siyah – beyaz ayrımcılığı dışında etnik kökenleri yüzünden ülkede ırkçı sorunlar yaşayan futbolcular da var.

Fransa – Tunus maçında yaşanan olaylar ise ırkçılığı ülkede yeniden gündeme taşıdı. Kuzey Afrika kökenli taraftarların protesto amacıyla Fransa Ulusal Marşı ‘Le Marseillaise’i ıslıklamalarına kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Fransa Başbakanı Sarkozy, ırkçı söylemlerle tepki verdi. Fransa’nın 3-1 kazandığı maçta Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir asıllı Karim Benzema’nın 2 gole imza atmış olması, ‘futbolun ırkçıları’na güzel bir yanıt oldu.

Günümüzde kadrolarında yerli futbolcudan çok yabancı oyuncu bulunduran İngiliz kulüpleri, 1970 ve 1980’lerde şimdiki kadar ‘açık’ değildi. İlk olarak West Bromwich Albion Kulübü, cesaret edip 3 siyahi oyuncu birden kadrosuna katmıştı. Birçok takım taraftar tepkisinden çekinerek uzun yıllar aynı davranışı gösteremedi. Tepkilere en iyi örnek ise Liverpool’un kadrosunda 1987-97 yılları arasında bulunan Jamaika doğumlu John Barnes’a yapılanlar… Siyahi oyuncu Arsenal deplasmanında maç öncesi ısınma hareketleri yaparken Liverpool taraftarları sahaya fıstık ve muz atarak kendi oyuncuları aleyhine tezahürat yapmıştı.

Uzun süre futboldaki ırkçılıktan fazlasıyla nasibini alan İngiltere, şimdilerde bu konuda karşı propaganda üretmedeki en aktif ülke konumunda. 90’lı yılların başından itibaren kurulmaya başlanan kuruluşlar arasında öncü olarak göze çarpan ‘kick it out’, ırkçılığı yeşil sahalardan uzak tutmak için UEFA ve FIFA’yla ortak projeler yürütüyor. Bir spor firması da Thierry Henry, Rio Ferdinand gibi futbolcuların önderliğinde ‘Stand up, Speak up’ sloganıyla ırkçılık karşıtı bileklik promosyonuyla bir farkındalık yaratmıştı.

Irkçı holiganlar olduğu sürece yeşil sahalarda ırkçı tezahüratların devam edeceği de bir gerçek… Ancak ırkçılığa karşı propagandada başı çeken İngiltere’nin bu olgunun kötü etkilerini azaltmak için futbol altyapı okullarında farklı etnik yapıdaki çocuklara bir arada eğitim veriyor. Bu uygulama ırkçılığın kötü etkilerini azaltma yolunda ileriye dönük en verimli çözüm olarak göze çarpıyor.

Read Full Post »