Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Fatih Terim’


İstanbul dün sabaha “renksiz” uyandı. Trabzonspor’un Türkiye 1. Ligi’ni şampiyonlukla tamamladığı 1984 yılından bu yana İstanbul’da her apartmanın en az bir penceresinden bayraklar sarkardı. Sarı kırmızı, sarı lacivert ya da siyah beyaz… En olmadı yoldan geçen arabalar ya da şampiyon takımın taraftarları gururla renklerini belli ederdi. En büyük tartışmayı ise şampiyon takımın bayrağının Boğaz Köprüsü’ne çekilmesi, çekilen bayrağın fail-i meçhul kişilerce indirilmesi oluştururdu. Şampiyon İstanbul’dan çıkmadığı için sanki lig henüz bitmemiş gibiydi… Önceki gece sonlanan Turkcell Süper Lig’i Bursaspor’un şampiyon bitirmesiyle o bayrak mevzusu fiilen gerçekleşek mi bilemesek de yeşil beyazlı takım elde ettiği başarıyla o bayrağı mecazi anlamda İstanbul’un tam ortasına dikerek “Ulubatlı timsah” unvanını hak etti.

“Anadolu”nun ayak sesleri

Türk futbolundaki zihniyetin değişmesi için Anadolu’dan bir şampiyon çıkması gerekliliği yıllardır konuşulurdu. Son 10 yıllık sürece baktığımızda bunun gerçekleşebileceğinin sinyallerini aldığımız zamanlar olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz. Lig arşivlerine girip incelediğimizde 1999-2000 sezonundan bu güne dek Gaziantepspor, Denizlispor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Manisaspor, Kayserispor ve Sivasspor’un sezon boyunca şampiyonluğu kovalayıp son düzlükte nefesi tükenen takımlar arasında yer aldığını görülmekte. Bu takımlar değişmeli olarak bir kaç haftalığına birinci sıraya yerleşip sezonu da ilk beş içerisinde bitirmeyi başarmış. Bu isimlerin en önemlisi tabi ki Sivasspor. Son iki sezonda yaptıklarıyla Anadolu’dan şampiyon çıkması yolundaki en büyük umut ve değişmesi gerektiği söylenen “o” zihniyetin değiştirilebileceğine en çok inandıran takım oldu. Bu yıl da lige aynı ümitlerle başladılarsa da ligden düşmekten zor kurtular. Fakat başardıkları ile diğer takımlarda oluşturdukları umut 10 yıllık sürecin ardından Trabzonspor’dan sonra sonunda kupayı Anadolu’ya getirdi.

Bursaspor’un farkı

Sıradan bir Anadolu takımı görüntüsüyle başladı Bursaspor sezona. Sahasında oynadığı ilk iki maçı kazanıp ilk iki deplasmanından bir puanla döndüler. Ardından içeride alınan Fenerbahçe mağlubiyeti gidişatın diğer sezonlardan farksız olacağı yönünde bir görüntü veriyordu. Fakat şampiyonluk yolundaki en büyük rakipleri konumundaki İstanbul’un büyükleri ve Trabzonspor’a bir daha yenilmediler. Galatasaray’ı içeride yenip deplasmanda berabere kaldılar. Trabzonspor’a yenilmediler. Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 2-0 geriden gelerek 2-3 yendiler. Aynı başarıyı İnönü’de de Beşiktaş’a karşı gerçekleştirmişlerdi ve şampiyonluğa inandıran maçların mihenk taşı olarak gösterilebilir bu maçta alınan sonuç… Bursaspor’u şampiyonluk yolunda son yıllarda Kayseri ve Sivas’tan farklı kılan en önemli şey bu idi. Ki şampiyonluğu kovalayan Kayseri’de, Ertuğrul Sağlam tam iki sezon geçirmişti… Anlaşılan o ki Ertuğrul Hoca 2005 ve 2007 yılları arasında sarı kırmızılı takımda yaşadıklarından kendisine “sağlam” dersler çıkararak bu günlere gelmiş.

Ertuğrul Sağlam

Şampiyonluğun Bursaspor’la Anadolu’ya gelmesinin farklı bir anlamı daha var. Geçen iki yıl boyunca zirveyi kovalayan Sivasspor, istikrarlı futbolundan çok özellikle sezonun sonlarına doğru Bülent Uygun’un ilginç ve antipatik açıklamaları öne çıkmaktaydı. Sivasspor’un güzel oyunu ve başarılı sonuçları Fatih Terim ekolünden gelen Bülent Uygun’un sözleriyle gölgede kalıyordu. Sırf bu yüzden Sivasspor’un şampiyon olmasını istemediğini söyleyen kişi sayısı hiç de az değildi. Yıllarca Fatih Terim’in egosantrik tavırlarından çokça çeken Türk futbol seyircisi Sivasspor’un olası şampiyonluğu durumunda uzun bir süre daha benzer bir “şiddete” maruz kalabilirdi. Hele bir de kulüp başkanlarının şampiyonluğun bu şekilde geldiğini düşünerek Fatih Terim ve Bülent Uygun türevlerini teknik direktör olarak takımlarının başına geçirdiklerini düşünün…

Ertuğrul Sağlam’ınsa Beşiktaş’tan ayrılırken verdiği demeçler, Bursaspor’la yürüdüğü şampiyonluk yolundaki duruşu ve efendi kişiliği tam ters bir örnek olarak karşımıza çıktı. Sessiz sakin duruşu ile herkese Rumen Teknik Adam Mircea Lucescu’yu andırıyordu. Sağlam’ın, ligin son haftalarına doğru başarılı hocayla bir araya gelip fikir alışverişinde bulunması da kendisine kimi örnek aldığını ortaya koydu. Genç teknik adam elde ettiği başarıyla doğrunun, dürüstün, haklının yanında olanın, hakkını sahada arayanın da şampiyon olabileceğini göstererek Türk futbolunda önemli bir akımın başlangıcına adım attı. Diliyoruz ki Bursaspor’un şampiyon olmasının yarattığı enerji ile Türk futbolunda farklı Anadolu takımları da şampiyonluklar yaşar. Ve umuyoruz ki Fatih Terim ve Bülent Uygun örneklerini devam ettiren değil de, Şenol Güneş, Ertuğrul Sağlam örneklerini devam ettirebilecek Aykut Kocaman, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek, Oğuz Çetin gibi isimler Süper Lig’de daha fazla “forma şansı” bulabilsinler…

***

Not: Çisem Çelikel’in Facebook’ta yaptığı yorum, pazar akşamının güzel bir özeti:

“Son düdükle birlikte herkesi mutlu eden bir lig finali yaşadık. Şampiyonluğu kutlayan Bursaspor, şampiyon olduğunu sanarak kutlama yapan Fenerbahçe, neyi kutladığını anlayamadığım Beşiktaş ve Galatasaray ve 1996’dan beri tek hedefi Fenerbahçe’yi şampiyonluktan etme başarısına ulaşıp sevinç yaşayan Trabzonspor…”

Tebrikler Bursaspor

Reklamlar

Read Full Post »


TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Manşette ‘Yazık!‘ dedik. Bence yazık mazık değil! Bilakis hak ettik biz bunu. Bakalım ders çıkarabilecek miyiz? Ya da yine bir mucize –veya Afrika büyüsü– gerçekleşir de gidersek hataları pas pas altı mı edeceğiz? Bunu zaman gösterecek.

İlk yarı hızlı başlayıp golü getirmemiz hayra alamet değildi. Çünkü biz skor olarak öndeyken oynamasını bilmiyoruz. Topu ayağımızda tutamıyoruz. Baskıyı görünce ayaklarımız birbirine dolaşıyor. Yıllardır bu durum böyle ve biz çözüm üretemedik. Euro 2008’den itibaren sayarsak, (daha&helliip;)

Read Full Post »


TURKIYE-ESTONYA MILLI MACI

Akşamki maç kader maçı diyorlar. Doğrudur. Ama kader maçı derken aslında normal bir maç olması gereken Bosna maçını bu hale getiren Fatih Terim’i eleştiren yok. Tek başlı yönetim sergilediğini söyleyerek bu tutumu eleştirenler şimdi ‘O işini bilir‘ tadında başlıklar atılyor. Evet şu durumda bir adamı koltuğundan etmeye kadar varabilecek eleştirilerin yapılması Türk futbolunun gelişimine taş koymak olacaktır. Fakat birini ‘yüceltirken’ yaptığı hataları paspas altı etmek bu durumu kısır döngü haline getiriyor ve biz her dönem hep ‘lokum gibi‘ kura çekip, grubun son karşılaşmalarında kader maçları oynuyoruz. (daha&helliip;)

Read Full Post »


arda-semih2Derbinin son dakikalarında yaşananlar hakkında tuşlara fazla basmak içimden gelmedi. Aynı safsatalardı bir de benden duyacaktınız. Oyuna dair yorumlarımı ise oyun oynanırken tuşladığım için (ilk yarıikinci yarı) gerek duymadım oyunu da yorumlamaya…

Benim canımı en çok maç sonrası yapılan açıklamalar sıktı. Arda çıkıyor, “ilk o bana vurdu, sonra ben ona vurdum,sonra o bana , ben ona….” Volkan çıkıyor, (daha&helliip;)

Read Full Post »


baris-ozbekBarış’ı Werder Bremen istiyormuş. Çok hoş! Etrafımdaki bir çok kişi de bu transferin gerçekleşmesi için can atıyordur. Çünkü “kimse Barış’tan söz etmiyor“… (daha&helliip;)

Read Full Post »


bulentkorkmaz2(24.02.2009 tarihli basın toplantısında Bülent Korkmaz: ) “Galatasaray taraftarının nasıl futboldan hoşlandığını biliyorum, öyle oynatmaya çalışacağım. Önümüze hangi takım çıkarsa çıksın her maçı kazanmak istiyoruz. Galatasaray kulübü her zaman kazanmak ve iyi futbol oynamak zorundadır. En iyi yerli oyuncular Galatasaray’da, kaliteli yabancılar ile birlikte çok iyi bir takım olduğunu her zaman söylüyordum. Bu kaliteli takımı, benim oyun şeklime nasıl sokacağımı düşünmem lazım. Ben kendi oyun yapımı takıma yansıtmaya çalışacağım.”

(daha&helliip;)

Read Full Post »


smiley-msncom-football-44024Televizyonların futbol programları işgali altında olduğu bir dönemde futbol programı olmayan bir futbol programı vardı CNNTurk’te .. Ortaokuldan beri izlediğim 90. Dakika programı bu yüzden ikinci plana düştü. Uzun bir süredir her pazartesi oturup izliyordum CNNTurk’ü. Zaman zaman ıskalıyordum topu ama bunun tekrarı vardı. Gece tekrarlarını yakalıyordum. Zaman zaman top ayağıma oturduğumda attığım golün tekrarını da izliyordum. Çift dikişi severim bilen bilir. Fakat ne hikmetse 3 hafta önce bir anda bitiverdi. Programı kaparken de Bağış Erten çok şık bir hareket yaparak “Bu programa şapka çıkarıyorum” diyerek çıkardı yıllardır programlarda çıkarmadığı şapkasını… Banu’suz France Football’u takip ederken yelkovanımız şaşkıın gezinecek sayfalarda.  Prpgram neden kapandı sorusunun cevabını ararken  “Kanalın tasarrufu” dedi Alp Özgen 4,5 yıllık Futbol Ekstra’nın son programında. Biz de yedik… Bekledim bakalım yerine nasıl bir program getirecekler diye. Başlayan program İlker Yasin’le “3. Devre” idi. Bu muydu yani? Bunun için miydi? Çok de seviniyordum İlker Yasin’i televizyonlarda az görüyorum diye. Ama bir de baktım ki ekranda o. İlk konukları ise Erman Toroğlu ve Fatih Terim’di. Çok özlemiştik ikisini de… Özellikle pazar gecesi ERman hocayla yattıktan sonra pazartesi gecesi onu çok özlemiştik.

Bu mudur yani.. Futbolun güzelleşmesi, gelişmesi için bu oyunu yorumlayanların da yenilenmesi gerekirsen biz döndük kürkçü dükkanına. Bugünkü konukları da Acun ve Hakan Şükür’dü. Yahu bıktım zaten Acun her gün evimde. Varlığımla yokluğumlu sorgulayıp duruyor. Halbuki “varlığım da yokluğum da yetmiyooor…” Ve zaten her attığımız golde de Hakan Şükür’üz.. Bu yüzlerini her gün görebileceğimiz, futbol hakkındaki düşüncelerini her zaman bilebildiğimiz adamları tekrar programda yine neden görmek isteyelim ki? Programın başlarında İlker Yasin Fenerbahçe’yi tartışırken Acun’a gidip Aurelio ve Tuncay’ın eksikliğini sordu. Yahu bunun cevabını artık kim merak ediyor? Aylardır aynı soru, aynı cevaplar zaten piyasada çoktan seçmeli olarak soruluyor. Hem atı alan “adalara” geçmiş, lig bitiyor, Marco haftasonu 90 dakika sahada kalıp Barcelona’yı son anda elinden kaçırıyor sen hala tüh gitmeseydi soruları soruyorsun… Neden ki? Bana ne katıyor ki, gidenin ardından ağlamak. Kime ne katıyor ki hala Aurelio’yu sorguluyoruz.

Halbu ki Futbol’un ekstraları var hep. Yazı, çizgi, sanat yönü var. Ben bu ekstralara ulaşıyordum bu güzelim programda. Vedat Özdemiroğlu’nun ne kadar da futbol delisi bir adam olduğunu öğreniyordum. Dilin kemiğinin olmadığını futbol sayesinde bir daha görüp Bağış’la her takımı desteklerken, Alp’le tango izleyip, Banu’yla fransa’dan şarap siparişi veriyorduk… Arada bir İbrahim Altınsay geliyordu, Beşiktaş’a, İngiliz futboluna bakış açılarımıza yeni şeyler katıyorduk. Feridun Düzağaç’ın kurduğu ilk 11’i ezberden sayamasam da  Simon & Garfunkel ile  M.F.Ö.’yü birbirleriyla olan muhteşem uyumu sebebiyle yanyana oynatmasını hiç unutmam. Program bitmeden her hafta yaptığı yarışmalara da bir çok kez katıldım ve payıma düşeni de aldım. Adidas spor kitimin çalınmayan kısmı hala mevcut ve aktif bir biçimde kullanımda. Soru da ezberimde: Şampiyonlar ligi kupasını kaldıran en genç oyuncu kimdir? Şıklar: Iker Casillas,Nwankwo Kanu,Patrick Kluivert, Clarence Seedorf. Cevabı ise mailimde yollarken aynen şöyle yollamışım. futbolekstra

Kanu, Kluivert, Seedorf hepsi 1976 doğumlu 94-95 sezonunda hepsi 19 yaşındayken kupayı kaldırmış Ajax. ama Seedorf nisan , Kluivert temmuz , Kanu da ağustos doğumlu olduğu için en gençleri Kanu imiş o zaman. Casillas da 19 yaşındayken kaldırmış kupayı ama 20 nisan doğumlu olduğu için bu şansı kaybediyor. Yani doğru cevap Nwankwo Kanu idi… Sırf kattığı bu bilgi için bile Futbol Ekstra’nın benim gönlümde çok farklı bir yeri var. Olmaya da devam edecek.. Futbolun gülen yüzü idi onlar. Bir programda kavga gürültü gerilim olduğunu hatırlamıyorum. Hep güldüler hep de güldürdüler. Gülmeden bitirdikleri bir program yoktu… Şimdi kim verecek yılın futbol oscarlarını hiç kayırma yapmadan gönlünden nası geçiyorsa ve tabi ki hakkını vererek? Bu ekibin bir arada farklı bir şeyler yapacağının inancındayım ve bekliyorum…

Read Full Post »

Older Posts »