Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘alex’


Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »


Ülke futbolu olarak ilerlememizi Anadolu’dan bir şampiyonun çıkmasına bağlıyorduk. Gelin görün ki üç aylık özlemin ardından çok şeyin değişmediğini gördük. Oysa ligin adını bile değiştirmiştik! Yeni adıyla Spor Toto Süper Lig, 2010/11 sezonunu seyircisiz iki maç, verilmeyen penaltı tartışmaları ile açtı. Haftanın “ toplu fotoğrafı” üç ay önce çektirdiğimiz son resme o kadar benziyordu ki, Sivas’taki açılış karşılaşması geçen sezonun rövanşı niteliğinde karşı karşıya getirdi Rijkaard ile Sivasspor antrenörü Hayati Soydaş’ı. Geçen sezon son anda lige tutunmayı başaran Sivasspor ise geçmişe sünger çekmiş bir görüntü verdi. Büyük güç kaybeden takımın orta sahasını şahlandıran emektar Ceyhun Eriş, ikinci gol öncesi verdiği pasla takımının güzel oyununu 3 puanla taçlandırmasında başrolü oynadı. Maça hızlı başlayan taraf Galatasaray’dı. Fakat klasik bir skoru koruyamama konçertosu izlettiler bize. Orta sahanın dermanını uzaklarda arayan sarı kırmızılı ekip, derdini çözebilecek oyuncuyu 15 yıl evvel kendi içinden çıkarmıştı bile. Ama Ceyhun Eriş’i değil, Mustafa Sarp’ı izletmeyi tercih ediyordu Polat ve Sezgin!

İngiliz takımları gibi semt geleneğine bağlı kalabilen yegane takımlarımızdan, geçen sezonun güzel futbol temsilcisi Kasımpaşa ve “Kafkas”lardan gelen Güney Amerika ekolü Gaziantepspor karşı karşıya geldi Kamil Ocak’ta. “En çok gol kralı barındıran„ ligimizin Arjantin ligi eski gol kralı Sosa da maçın golsüz bitmesine engel olamadı. Kasımpaşalı Varela ise çok canlar yakar ilerleyen haftalarda.

Gece maçında seyirci etkisi!

Gerek tribünü, gerek oyuncuları ve teknik kadrosuyla Beşiktaş’ın pilot takımı görüntüsü veren Eskişehir, kendi sahasındaki Gençlerbirliği karşılaşması ve elektrik kesintisiyle başladı lige. Her şeye karşın taraftarın cep telefonlarıyla stadyumu aydınlatma çabası yaz gecesi ateş böceği etkisi yarattı da seyircili maçın nimetlerinden yararlandık. Geçen yılın problem çocuğu Batuhan’a sahip çıkan Rıza Çalımbay, Jaycee ile de maraz çıkaran Youla’nın yerini doldurmuş. Adı bile taratar çekmeye yeter olan Pele ile güçlenen orta sahasıyla ikinci yarı iyice baskı kursa da gol kaydına erişemedi Eskişehir. Keza Bundesliga esintili G.Birliği ise kaybettiği oyuncusu Mustafa Pektemek’i mumla arayacak gibi görünüyor.


Süper ligimizin tek gerçek işçi takımı Karabükspor’ün, Amokachi ekolü forveti Emenike gol krallığı unvanına bu ligde de aday olduğunu gösterdi. Rumen futbolunda bir dönemin „“yeni Hagi„si“ Florin Cernat iki asistiyle göz doldurup takımının galibiyetinde önemli rol oynarken, rakip Manisa’nın golcüsü Kahe de sezonun ilk serbest vuruş golünü izletti bizlere.

Guti’den Alex’e selam

Yedi yılın ardından günlük değil, süreli bir ilişki yaşayacağımız güzel İzmir’e ligin futbol tekniği açısından yakışıklısı Beşiktaş konuk olmuştu. Bucaspor’sa “Uygun” bir felsefe lige ile arz-ı endam ederek kolay lokma olmayacağının sinyallerini verdi. Quaresma ve Guti’nin ilk resmi lig karşılaşmaları olması açısından ayrı bir önem taşıyan maçta Guti, Türkiye serüvenine asistle başlayarak Fenerbahçeli Alex’e selam gönderdi. Buca maçında gerçekten genç Necip tekmeye kafa sokan futbol ve forma aşkıyla Çarşı’nın yeni prensi oldu.

Alex deyince… Kadıköy’deki sessiz geceyi gol sesleri ile doldurdu Fenerbahçe. Lig öncesi bu kaos ortamından ancak böyle temize çıkabilirlerdi. Hafta içi yönetimin Niang restine, restle cevap veren Semih, attığı iki golle tüm fişleri kasasına sezonluk kredi olarak koydu. Takımın en çok “cıvıldayan“ (twitter, cıvıldamak demek) kanaryası Alex ise maç öncesi “Twitter’a yazdığı “Süper Lig tarihinde 100 gol, 100 asist” hedefine birer gol ve asist daha yaklaştı.

Ankaraspor’u sessizliğe gömen Ankaragücü de renkdaşı gibi sessiz ağırladı Trabzonspor’u. Ligin en genç teknik direktörü Ümit Özat da cezası nedeniyle tribünden izledi maçı. Slovak ağırlıklı Ankaragücü, futbolu Akdeniz kanı taşıyan Karadenizli’ye boyun eğdi. Önceki takımında 43 maçta 30 gol atıp gelen Teo, bu sezon ilk iki resmi maçında 5 gol atarak tribünle barıştı. Colman’ın iki golde de verdiği Xavivari arapasları ve Yattara’nın takıma dönüşü sezon boyunca seyredilesi bir Trabzon vaad ediyor.

Pazartesi maçları

Pazartesi maçlarına alıştırmak için Pavlov’un köpeği misali ağzımızı sulandıracak maçlar sundu TFF önümüze. Son şampiyon Bursaspor, reklamsız turuncu formasıyla mahallenin ağabeylerinin halı saha maçı varmış havası estirdi bize. Neyse ki oynadıkları tek pas oyunu Barcelona düzeyindeydi de, kimin kim olduğu belli oluyordu. Volkan, Sercan, Ozan İpek ve Nunez hızlı ve dikine atağa çıkarak Konyaspor’u çok rahatsız etti. Ligi üç puanla açan Timsahlar geçen yılın tesadüfi olmadığını gösterdi. Nunez bu sene kaç roveşata atar acaba? Konyaspor’da teknik direktör Ziya Doğan’dı. Ayman’ı gören oldu mu?

Günün son maçında iki hafta sonra İrlanda kökenli rock grubu U2’yi ağırlayacak Olimpiyat Stadı, ligin en renkli iki takımını bir araya getirdi. Dört yıldır kadrosunu koruyarak az takviyelerle ilerleyen istikrar abidesi İstanbul BŞB ve Kayserispor iyi futbol nasıl oynanır dersi verdi. Maçın ikinci yarısında Kayserili Andre Moritz’in iki kişiyi geçip sol ayağıyla verdiği trivela pası Quaresma’ya selam olsun. Pas sonrası gelen golde sarı kırmızılı takımın ön direk, arka direk koşularına da helal olsun. Ligin ilk haftasının son golü de bu maçta geldi. Kayserili Santana’nın dokunuşuyla haftanin gol sayısı 16’ya çıktı. Her golden sonra Kayserispor’un Gürcü hocası Şota’nın sevinci, ligin tüm yedek kulübelerini düşündürdüğünde 90’larda Türk futbol izleyicisi olmanın anlamına anlam kattı.

Lige, 2000’lerin gol açısından en kısır haftasıyla merhaba dedik. Ramazan’a denk geldi, “golcüler oruçlu„ savunmasını yapsak da bugünlerde takımlarımızda Türk golcüye rastlamak Marmara Denizi’nde yunus görmek gibi bir durum. Zira 16 golün 10’u yabancı golcülerden geldi. Önümüzdeki haftalarda bol gollü ve sponsorlu maçlar izlemek dileğiyle…

Spor Toto Süper Lig 2. Hafta Değerlendirme yazısı

Read Full Post »


Juventus– Son Durum:

Sakatlar : Mohamed Sissoko, Cristiano Zanetti, Mauro Camoranesi, Nicola Legrottaglie
Cezalılar: Yok

Sakatlığı bulunup maça yetişme ihtimali olanlar: Marco Marchionni

Juventus Maç Kadrosu:
Buffon, Chiellini, Mellberg, Zebina, Salihamidzic, Amauri, Iaquinta, Del Piero, Nedved, Manninger, Knezevic, Trezeguet, Poulsen, Marchisio, Giovinco, Grygera, Molinaro, Tiago, Ariaudo

Maç Öncesi Dikkat Çeken Beyanatlar:
(daha&helliip;)

Read Full Post »


Portsmouth – Chelsea

Premier Lig’de sona hızla yaklaşılırken, hafta içi seansı hem ligin dibini hem de ilk 5 mücadelesi veren takımların mücadeleleri ile başlıyor. Sezona Harry Redknapp’la başlayan, ardından İngilitere Ulusal Takım eski kaptanı Tony Adams’ı da gönderen Portsmouth yoluna Rushden&Diamonds’un eski hocası Paul Hart’ı geçici olarak göreve getirdi. Hart’ın takımın başındayken çıktığı iki maçtan 4 puanla ayrılan “Pompey” bu sayede maç eksiği olmasına karşın son üç sıradan kendini kurtarmayı bildi. Şimdi önlerinde ligin teknik direktör değişikliğine giden bir diğer takımı “Chelski” var. Ve işleri oldukça zor gözüküyor. Çünkü son 12 maçta Chelsea’ye karşı bir maç bile kazanamadılar. Londra ekibi de teknik direktörlük değişikliği yapsa da yerine getirilen Guus Hiddink takımın gidişatında önemli bir değişiklik yapmadı ama takıma skoru korumayı ve kazanmayı kısa sürede aşıladı. Son maçında Wigan’ı uzatma dakikalarında 2-1 geçen takım Guus’la çıktığı maçlarda yenilmedi. Chelsea Yöneticisi Bruce Buck sezon sonunda gönderilebilecekler listesine Drogba,Ballack,Deco, Malouda ve Alex’i olduğunu açıkladı. Gerekçe ise takımın yaş ortalamasını düşürmek. Bu haber futbolcuların performansını mutlaka etkileyecektir. Ancak Anelka, Kalou, Mikel gibi oyuncuların da gelecek yıl takımda bulunma hırsını arttıracağından üst düzey performans sergilemeleri mümkün. Şampiyon olma şansı Manchester Utd.’ın olağanüstü performansının ardından ikinciliği ele geçirmek adına maçı kazanmak niyetinde.

West Bromwich – Arsenal

Sezona büyük umutlarla başlayan ancak potansiyelinin oldukça altında bir yıl geçiren Arsenal, bu durgunluğu üzerinden atabilmek adına Arshavin’i devre arasında kadrosuna katsa da, Rusya’da tatilde olan futbol sezonu nedeniyle kondüsyon eksikliği yaşayan Rus yıldız gidişatta fazla bir değişiklik yaratamadı. Son maçlarında Fulham’la golsüz beraber kalmış olmaları Adebayor’un eksikliğini hissettirdiklerini gösterdi. Genç golcüleri Carlos Vela ise West Bromwich maçında kırmızı kart cezası sebebiyle sahada yer alamayacak. Bu maçta en güvendikleri oyuncu Van Persie ve Nasri olacak. Wenger yorgun Arshavin’i  bu maçta yedek başlatabilir. West Bromwich ise devre arasında takımını yeni ve önemli oyuncularla güçlendirse de ligin dibinden bir türlü kurtulamadı. Son Everton maçından da 2-0’lık net bir skorla mağlup ayrıldılar. Son 4 lig maçını kazanamamış olmaları içinde bulundukları durumu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Arsenal ise son 10 maçında tüm eksiklerine karşın yenilgi yüzü görmedi. Bunda oyuncuların olduğu kadar Arsene Wenger’in de payı bulunuyor. Fakat bu maçlarda sadece 10 gol atabildiler. Gol yollarında sıkıntı yaşıyor olmaları golsüz bir maç izleyebileceğimizin habercisi.

Liverpool – Sunderland

Haftasonu 15 maçtır kazanamayan Middlesbrough’dan önemli bir darbe yedi Liverpool. Geçen haftaiçinde Real Madrid’i deplasmanda yendikten sonra bu mağlubiyetin gelmiş olması alınan yenilgiyi daha şaşırtıcı hale getirdi. Elbette kornerden gelen top Xabi Alonso’ya çarpıp kendi kalesine girmemiş olsaydı durum daha farklı olabilirdi. Futbolun güzelliklerinden biri de bu zaten. Ancak Kırmızılar bu maça dek, ligde 15 maçlık bir yenilmezlik serisi yakalamıştı. Anfield Road’da bu yıl yenilgi yüzü görmeyen takımda durgunluk döneminde olan Torres, Sunderland maçında bileğinden yaşadığı sakatlık sebebiyle takımdaki yerini alamayacak. Yerine ise ileride Kuyt ve destekçileri olarak da Benayoun ve Rieara’nın oynaması bekleniyor. Sunderland ise haftasonunu boş geçirdi. Ve bu boşluk sakatların takıma dönmesi açısından takıma oldukça yaradı. Liverpool karşısına ideale yakın bir takımla çıkması beklenen takımın başında Roy Keane’in gönderilmesinden sonra geçici olarak göreve getirilen Ricky Sabridge bulunuyor. Sabridge ile sadece bir mağlubiyet alan takım düşme potasından uzaklaştı. Alt sıralardaki takımların puanlarının birbirine çok yakın olması herhangi bir puan kaybında “Kara Kedi”leri tekrar aşağı çekebilir. Bu yüzden Liverpool karşısında oldukça temkinli oynayacaklardır. Torres’in eksikliğine karşın kaptan Gerrard gemisine üç puanı getirir.

Manchester City-Aston Villa


Parayla saadet olmadığının “ayaklı” kanıtlarından Manchester City bu yılı istikrarsız bir şekilde bitireceğe benziyor. Sezon sonunda en azından ligde kalmış olmak yeterli olacak onlar için. Devre arasında da 40 milyon pound harcayıp ligde olumlu işler yapamayan takımın en önemli özelliği evinde oynadığı maçlarda çok rahat kazanabiliyor olması. Ligdeki iç saha maçlarının 5’inden yenik ayrıldılar. Ancak alınan bu yenilgileri Manchester Utd. , Liverpool, Chelsea, Aston Villa ve Tottenham gibi güçlü takımlara karşı aldıklarını hatırlatmakta yarar var. Gelecek yıl için daha büyük planlar yapan takım Klinsmann ile temasa geçti. Robinho’yu ise Terry ile takas edebilecekleri konuşuluyor. Bunların yanında son maçında West Ham deplasmanından eli boş dönen takımda Robinho ve Bellamy’nin sakatlıkları sebebiyle Villa karşısında sahada olması beklenmiyor. Bu maçta Villa’nın ilk dört sırada kalma baskısı yaşayacağını söyleyen Man. City Teknik Patronu Mark Hughes “Son beş maçta kazanamadılar ancak Ashley Young ve Agbonlahor iyiyse kötü olsalar bile kazanabiliyorlar” diyerek rakibini oldukça ciddiye alan bir görüntü verdi. Aston Villa’nın deplasman performansı da Hughes’un bu açıklamaları yapmasında önemli bir etki yaratmış olabilir. Çünkü Martin O’Neill’in takımı rakip sahada oynadığı maçların 10’unu kazanırken sadece 3’ünü kaybetti. Bunda da en büyük sebep hızlı forvetlere sahip olmaları. A.Young ve Agbonlahor bu konuda takımın en önemli silahları. Son maçlarında Stoke City ile 2-2 beraber kaldılar. Yedikleri iki golün de 88 ve 90’da gelmiş olması takımın hafta içinde oynadığı zorlu UEFA Kupası macerasına bağlanabilir. Bu maça biraz daha dinlenmiş olarak çıkacak deplasman fatihi Villa, eksik Man. City karşısında hızlı gol ayakları ile sonuca gidecektir.

Newcastle Utd. – Manchester Utd.

Ligin belki de en iyi forvet oyunucularını kadrosunda bulunduran Newcastle ligin başında teknik direktör Kevin Keagen’ın ayrılmasından bu yana oldukça talihsiz bir sezon yaşamaya devam ediyor. Manchester United’a karşı oynayacakları maçta sahada olamayacak oyuncular Danny Guthrie, Kevin Nolan, Joey Barton, Michael Owen, Damien Duff ve Nicky Butt takımın en önemli oyuncuları arasında yer alıyor. Geremi ve Alan Smith’in oynayıp oynayamayacağı ise maç saatinde belli olacak. Alt sıralarla puan farkının az olduğu bir dönemde, 15 maçtır ligde kaybetmeyen Manchester United’la oynayacak olmaları oldukça talihsiz bir durum kuzey ekibi için. Manchester United kusursuz çalışan bir makine gibi yoluna devam ederken haftasonu bunun mükafatını de Carling Kupası’nı kaldırarak aldı. Bu yolda da takıma Ben Foster gibi genç ve yetenekli bir kaleciyi kazandırdı. Genç sağ bek Rafael’in sakatlığı sebebiyle oynayamayacağı maçta yerine John O’Shea veya Brown forma giyecektir. İç saha deplasman demeden maçlarını kazanan Kırmızı Şeytanlar’da Ronaldo yine çok formda ve Rooney ile beraber takımını ileriye galibiyete taşıyan isim olacaktır.

Tottenham-Middlesborough

Kovulan adam Juande Ramos Real Madrid’i şampiyonluğa doğru yaklaştırırken, Harry Redknapp’ın gelişi Tottenham’da neredeyse hiçbir şeyi değiştirmedi. Takım biraz daha fazla borçlandı. Gidenler geri geldi ancak hiçbir başarı elde edilmiş değil. Hala küme düşmeme mücadelesi veren takım son lig maçında Hull City’yı 2-1’le geçmişti. Haftasonunda dünyanın en iyi takımı Manchester Utd.’ye Carling Kupasını penaltılarda kaptıran takımda Ledley King, Woodgate, Jermaine Defoe sakat oyuncular arasında. Ancak Robbie Keane, Darren Bent ve Pavyuchenko Defoe’nun eksikliğini hissettirmeyecek isimler. Son dört lig maçında yenilmeyen Tottenham, Middlesborough’yu konuk ettiği son 8 maçın 6’sında kaybetmedi. Fakat Tuncay’ın takımı M’Borough son Liverpool galibiyeti ile oldukça morallendi. Tuncay ise yine büyük bir maçta takımı adına önemli bir işe imza attı. Bu maçta da son haftaların kısır golcüsü Afonso Alves’in yerinde oynacak olması halinde mutlaka fark yaratacaktır. Düşme hattını fazlasıyla ilgilendiren mücadelede bireysel olarak daha kaliteli oyunculara sahip Tottenham evinde bu maçı kazanmaya yakın tarafmış gibi gözükse de M’Borough defansında eksikler bulunan rakibini oldukça zorlayacaktır.

Wigan-West Ham

Bir süreliğine düşme tehlikesinde uzak seyredecek olan iki ekipten West Ham son maçında Manchester City’yi 1-0 yenerek evine eli boş göndermişti. Bu galbiyetle 5 maçlık galibiyet hasretine son vermişti West Ham. Ara transferde Manchester City’ye geçen Bellamy, West Ham taraftarları top ayağına her geldiğinde yuhalamıştı. Rakip forvetin moralini bozan taraftarından uzakta mücadele edecek takımın deplasmandaki performansı vasatın altında. Sadece 3 galibiyet alabildiler dışarıda. Takımın önemli forvet oyuncusu Behrami Man. City maçında sakatlandığından Wigan karşısında sahada olamayacak. Ayrıca James Collins , Luis Boa Morte, Kieron Dyer, Danny Gabbidon , Dean Ashton da sakatlıkları yüzünden sahada olamayacak isimler. Orta sahanın önemli ismi Mark Noble da kart cezası sebebiyle kadroda bulunmuyor. Wigan ise son maçında Chelsea’ye son dakika golüyle mağlup olmuştu. Bu maçta sakatlıkları sebebiyle oynayamayan Mido ve Antonio Valencia West Ham karşısında kadroya alındı. Ancak bu oyuncuların da takımın uzun süren kötü gidişatına dur diyemeyeceğini söylemek mümkün. Son 10 maçının 8’ini kazanan takım bu maçlarda sadece 4 gol atabildi. Mısırlı golcü Amr Zaki’nin durgun formu takımı oldukça etkiledi.  Aldığı beraberlikler sayesinde üst sıralarda kalmayı başaran takım bu maçta da beraberliğe hayır demez. West Ham da bu konuda onlara katılıp bu kadar eksikle gideceği deplasmanda alacağı bir puana şükreder.

Blackburn-Everton

Küme düşmemeye oynayan Blackburn Bentley’nin eksikliğini bir türlü dolduramadı. Belki de bu yüzden kötü bir sezon geçirdiler. Son hafta Hull City karşısında aldıkları galibiyetle haftayı aynı puanda oldukları Middlesborough’nun üstünde kapatmış olmaları, takımı psikolojik olarak rahatlatmıştır. Blackburn’ün kalecisi Paul Robinson omzundaki ciddi sakatlıktan dolayı sahada olamayacağını söyleyelim. Ayrıca Norveçli Pedersen kart cezası, Brett Emerton ve Steven Reid’de sakatlıkları sebebiyle kadroda olmayan isimler. Everton karşısında Blackburn’ün gol ayakları Santa Curz,Roberts ve McCarthy takımlarının en önemli silahları olacaktır. Destekçi olarak da Diouf’un formu ise takımın kaderini belirleyecektir. Ancak güçlü ve formda olan Everton karşısında ne kadar yeterli olacağını sanmıyorum. Liverpool’un “Mavi” takımı son beş maçının sadece birinden beraberlikle ayrıldı. Aston Villa ve Bolton’u üç golle evine gönderirken, Liverpool’u da Federasyon Kupası’nın dışına itmişlerdi. Everton’ın Arteta ve Yakubu gibi yıldız isimlerin yokluğunda iyi performansına devam ediyor olması, takımın diğer oyuncularının da ne kadar kaliteli olduğunu gösteriyor. Pienaar ve Saha, ilk 11’de maça başladıkları sürece takımlarını sürükleyen isimler. Ara transferde takıma katılan Jo uyum sürecini henüz aşamayan bir görüntü sergilemişti bir önceki maçta. Bu kadar eksiği bulunan Blackburn’e karşı sıralama olarak da rahat bir konuma sahip Everton evine güle oynaya döner.

Stoke City-Bolton Wanderers

Ligin 19’uncu sırasında bulunan takım sezon başında aldığı süpriz sonuçlarla herkesi şaşırtmıştı fakat ardınan gelen düşüş, gelecek sezon Championship’te mücadele edeceklerinin sinyallerini veriyor gibi. Son on maçta tak galibiyet alabilen takım gol atmakta zorluk çekmiyor.  Son iki maçta Portsmouth ve Aston Villa ağlarına 2’şer gol atmayı başardılar. Uzun taç gol getirir mantığıyla en az 35 metrelik taçlar atabilen Rory Delap’in üç maçlık kart cezası sona ermiş durumda. Fakat maça ilk 11’de çıkmayabileceği söyleniyor. Aston Villa deplasmanında sonradan oyuna girip başarılı bir futbol segileyen Fuller ve Whelan ilk 11’de yer alması beklenen isimler. Kaleci Sorensen ise sakatlığından kurtuldu ve bu maçta eldivenlerini tekrar geçirecek gibi duruyor. Bolton Wanderers ise son haftalarda aldığı 3 galibiyet sayesinde alt sıralardan kurtulmayı başardı. Fakat deplasmanda tek beraberliği bulunan takımın 8 de mağlubiyetinin olması bu maçta işlerini zorlaştırıyor. Ancak son 2 maçında Tottenham ve Newcastle’ı mağlup etmiş olmaları takımın moral düzeyini yükseltmiş durumda. Ayrıca kadroda hiç sakat oyuncunun bulunmaması teknik direktör Gary Megson’ın işini kolaylaştıran bir durum. Bu maçta yine kaleci Jaaskalainen Bolton’un en önemli ismi olacaktır. Forvet Elmander ve Smolarek takımlarını galibiyete taşıyabilirler.

Fulham – Hull City

Londra’nın mutevazı takımı Fulham ligin en verimli ekibi. Sadece 24 gol atmış olmasına karşın ligde 9’uncu  sırada bulunuyor. Küme düşme ihtimalleri bu performanslarıyla çok uzakta gözüküyor. İç sahada ise tek mağlubiyetlerinin olması kendi sahalarında ne kadar iyi bir oyun sergilediklerini gösteriyor. Çok fazla isim yapmamış ve çok fazla para harcanmamış transferlerle bunu başarmış olmaları teknik direktörlerinin bir başarısı. Takımda önemli bir eksiğin olmaması Roy Hodgson’ı maç öncesi rahatlatan bir durum. Takımının gösterdiği performanstan da oldukça memnun gözüken menejer, bu maçta haftasonu Manchester United’la oynanacak olan Federasyon kupası maçını düşünüp bir kaç oyuncusunu dinlendirebilir. “Kaplanlar” lakaplı konuk ekip de Stoke City gibi düşüş içinde olan bir ekip.  11 maçtır kazanamamaları da oldukça şaşırtıcı bir durum. Sezon başında 6 maçlık yenilmemezlik serileri sayesinde 13’üncü sırada. Fakat her an gerileyebilirler. Bu maçta kaptan Ian Ashbee, Craig Fagan, Michael Turner, Dean Marney, Andy Dawson gibi önemli oyuncuların kadroda yer alamayacak olması Hull City’yi oldukça güçsüz bırakacak. Londralı taraftarlar Çarşamba günü takımlarının rahatça galip geldiği bir maçı izlemekten kuşkusuz mutluluk duyacaklardır.

Read Full Post »


o_1160eede37d92946ff944016116eebfc1Maç öncesi yorumumu mecburiyetten kısaca yazmıştım. Kısa zamanda yazdıklarımın kısmen maçda yaşananlarla örtüşmesi hem sevindirdi hem de üzdü. Deivid’in kilit oyuncu olması, Emre Aşık’ın ise defanstaki kilit adam rolünü başka bir sahnede yerine getirmiş olması, doğru tercih Josico’nun iyi performans sergilemesi, Volkan’ın devam eden Arsenal performansı, Sarı-Lacivertli takımın Alex ve Emresiz sahaya çıkacak olmasının sahada koşan 11 Fenerbahçeli olacağını söylemem, Galatasaray’ın ileri dörtlüsünün Benfica maçındaki presini maçın ilk yarısında devam ettirip rakibi zorlaması, “ben demiştim” bölümünde değerlendirilecek gerçekleşenler.

Maç nasıl geçer geyiklerine daha başlayamadan ofsayt mı değil mi tartışmaları arasında kısmen şans,kısmen de akıl dolu bir gol buldu Galatasaray. Ümit’in kafasıyla verdiği pas pek bilinçli durmuyor ama Arda’nın attığı pas ofsayt olma ihtimalini hesap etmeden verilmiş olsa da akıl doluydu. Lincoln’de bitiricilik dersi verdi. Hazır bulmuşken kasım maçlarının rövanşını alır mıyız diye düşünmeye başladık ama maçın bir diğer kilit adamı olacağını tahmin ettiğim Ayhan’ın kale ağzından çıkardığı top kendine gel tadında, enseye şaplak modundaydı. Ancak bu durumu algılamakta zorluk çeken Galatasaray defansı, maçın yıldızlarından Selçuk Şahin’in sağ ayak dış denemesinde topu ağlarında gördü. Kimsenin Selçuk’u takip etmemesi sezon başından beri kornerlerde adam paylaşımı sorunu yaşayan Galatasaray’ın bu durumu çözmeye yönelik bir adım atmadığının göstergesi oldu. Maçtan çıkacak sonucu takımların ilk 10 dakikadaki performansı belirleyecek diye düşünmeye devam ederken maçta çabucak biri sayılmayan 3 golün olması derbilerin en ilginçlerinden birine şahit olacağımızın habercisiydi. (klişemsi cümlelerin hastasıyız!..) İlk 10 dakikada yaşananların maçın genel özetini nasıl yansıttığını biraz derinlemeTurkey Soccersine değinelim.
Galatasaray’ın ilk dakikalarda bulduğu gol, maçı istediklerine ve ilk golü atarsak istatistiklere göre kazanırız düşüncesinde olduklarını gösteriyordu. Benfica maçından sonra alınan övgülerle de kazanılan özgüven ve rahatlık Arda’nın ceza yayı üstünde o hareketleri yapabilmesinin sebebiydi. Fenerbahçe’nin golünden önce kazandığı kornerlerde yarattığı tehlikeler kolay yem olmayacaklarının sinyallerini vermişti. Bu ataklardan birinde de Ayhan topu kale ağzından çıkararak maçtaki tek artısını gerçekleştirdi. Selçuk’un golünde ise adam paylaşımındaki hata aylardır çözülemeyen eksiğimiz. Belki bireysel bir hata ama rakibin Fenerbahçe olduğunu düşünerek hareket etmek gerekli. Kimi maçta rakibinı boş bırakman golle sonuçlanmayabilir ama topa vuran kim olursa olsun rakibin Fenerbahçe olduğunu unutulmamalı.
Bence maçın en kritik dakikası yine ilk 10 dakikada yaşanan ve Galatasaray’ın maçtaki genel ruh halinin bir yansıması olduğunu düşündüğüm Lincoln’ün frikiği idi. Derbilerde atılmış en güzel golü görmüş olmanın heyecanıyla herkesi ayağa kaldıran gol, çift vuruş olduğu gerekçesiyle sayılmadı. Burada suçu hakeme atmak da mümkün eğer kolaycıysanız. Fakat buradaki en büyük hata Lincoln’ün dikkatsizliğidir. Hakem topa vurabileceğin bir yerden faule hükmetmişse ve eğer sen kaleye vurmayı kafana koymuşsan verilen kararın çift vuruş mu, tek vuruş mu olduğuna dikkat etmek zorundasın. Çünkü gördüldüğü üzere maçın gidişatını, takımının kaderini etkileyen bir pozisyonun yaşanmasına sebep olabiliyorsun. Lincoln’ün bu dikkatsiz, konsantrasyon eksikliği hakim, laubali ruh halinin tüm takıma yansıdığının düşüncesindeyim. Yoksa Baros ve Nonda’nın topa kritik dakikalarda elle müdahale etmesinin, yenilen üçüncü golde Galatasaray’ın ceza alanında 6 Fenerbahçeli varken bir Galatasaraylı’nın olmasının başka bir açıklması yok! Bu adamları birileri çıkıp uyarmalı. Baros daha önce de topu önüne eliyle alarak sarı kart görmüştü. Şimdi de bu yüzden sarı kart sınırında!
Galatasaray’ın ilk yarıda Fenerbahçe’ye göre daha atak bir oyun sergilediğini söyleyebiliriz ama Fenerbahçe’nin Arsenal maçındaki defansif oyununu devam ettirmesi Galatasaray’ı zorladı. Galatasaray kanatlardan gelmeye çalışırken o bölgeye çok iyi toplanıp alanı daraltan Fenerbahçe’nin bu planını bozmanın en kolay yolu oyunun yönünü terse çevirmekti. Ancak bunu yapması beklenen Ayhan bu maçlık al gülüm ver gülüm (klişeleri seviyoruz!..) oyunu tercih edip, Lincoln de ceza alanına gömülünce topu diğer kanada taşıma şansını bulamadı Galatasaray. Böyle olunca da atak yolları tıkandı ve ikinci golü bulmak için teşebbüste bile bulunamadılar. Galatasaray da Fenerbahçe’nin alan daraltma planını uygulamak istese de, topu hızlıca ters kanada taşımayı başaran Sarı-Lacivertli ekip böylece daha kolay rahatsız etti rakip kaleyi. Kendi yarı alanının sol tarafından alıp sağ kanada aktarılan paslarla Fenerbahçe biraz da şansıyla ikinci golü bulunca çok rahatladı. İkinci gol için suçlanacak birini aramaya gerek yok. O top Emre’yi aşsa Güiza’nın önüne düşecekti. De Sanctis’in o topu çıkarma ihtimali veya “okçu”nun o golü kaçırma ihtimali elbette vardı. Ama olasılıklar üzerine konuşmak bir tek istatistikte işe yarar. Fenerbahçe maçlarının talihsiz adamı Emre Aşık bu golden sonra da belini doğrultamadı. Yenilen ikinci golden sonra Galatasaray’ın bir penaltısının verilmediğini belirtmeli. Selçuk’un altıpasta kafa topunda kambura yattığını söylemek gerek. Ümit Karan o pozisyondaki itirazında haklı. Ama yenilginin sebebi tabi ki bu değil. (Hakem hataları ile alakalı ayrıntılı yazı için durma tıkla!)
o_e63067a66d91bcbc6c5a6388d0e00c6e İkinci yarının başında gelen gol maçın bitiş düdüğünü çaldı. De Sanctis’in baraj yaptırmamasını eleştirenlere “Barthez baraj yaptırdı da ne oldu?” demek istiyorum. Böyle şutlarda topun nereye gideceğini topun vurulduğu 35. metreden görerek pozisyon almak isteyen kaleci sayısı çok. Yamulmuyorsam Van Hoijdonk’a da baraj yaptırmayan bir kaleci vardı. (Mondragon?) De Sanctis ile Roberto Carlos, o şutun ilk topta gol olup olmayacağına bahse girse kazanan İtalyan olacaktı. Çok da kolay olmayan bir topu çıkarmayı başardı. Asıl hatalı olduğu yer topu çeldiği bölge. O topu aldı direğin kenarından altıpasa doğru Lugano’nun önüne tokatladı. Hadi şutu atan Carlos olduğu için topu çeleceği yönü hesaplayamadığını varsayalım ama ceza alanına giren 6 Fenerbahçeli’yi takip etmemek nasıl bir rahatlıktır! nasıl bir koyvermişlik, umursamazlık, laubaliliktir!!! O dakikada bıraktı işte maçı Galatasaray.

İkinci yarıya bir gol daha yiyerek başlamak tüm planları suya düşürdü haliyle. İlk yarıdaki oyun umut vermişti. Ama derbilerin ruhunu çok iyi bilen Ümit Karan’ın oyundan çıkmasıyla Galatasaray’ın rakip derfansla dövüşen gücü yok oldu. Yine Ümit gibi savaşçı oyun yapısına sahip Baros’un çıkması aynı etkiyi yaratmadı çünkü sağ kanada hapsedildi. Bana kalırsa akıllı bir oyunla Baros, hızıyla o kanatta daha verimli kullanılabilirdi. Tottenham’daki Robbie Keane tadında bir oyun sergilettirilebilirdi. İkinci yarıya Baros-Kewell değişikliği ile başlamak yeterli olurdu. Ama Nonda, Lincoln, Kewell gibi sakatlanmama korkusuyla Ümit kadar boğuşmayan oyuncuların sayısı arttığı için ceza alanını zorlayamadı sarı-kırmızılı takım. Oyuna ikinci yarı giren Kewell da topla bu yüzden 60. dakikada buluşabildi. Onun da ne yazık ki tek hareketi kullandığı serbest vuruştu.

Skor farkı 2 olunca Galatasaraylı oyuncuların sinirleri hemen bozuldu. Arda’nın bazı pozisyonlarda gereksiz itirazları, Ayhan’ın Volkan’ın sakatlığından sonra Carlos’un önünde prese devam etmesi centilmenliğe sığmayan bir hareketti. Benfica’daki güzel oyunuyla kilit  bir rol oynamasını beklediğim Ayhan, tam tersi bir şekilde çirkef oyunuyla takımının sinirlerini gererek kilti bir rol üstlendi.

Skora bakarak Fenerbahçe’nin ezici bir oyun oynadığını ve bu galibiyetle artık bileğinin bükülmeyeceğini düşünmek yanıltıcı olur. Çünkü Fenerbahçe gollerini planlanmış veya atağın gidişatına göre harika organizasyonlarla bulmadı. Galatasaray’ın hatalarını çok iyi değerlendirdiler. Ve daha istekli, özgüvenli bir oyunla haklı bir galibiyet aldılar. Oyun olarak Arsenal maçındaki defansif dirençlerinin üstüne koyarak oynadılar. Josico ve Deivid’in ilk 11’de oyuna başlaması Londra’daki oyuna atak gücünün eklenmesini sağladı. Aragones’in bu değişikliği (Londra’da bir puanı kazanan bir takım vardı), Skibbe’nin “kazanan 11’i değiştirmeme tezini” çok iyi çürüttü. Akıllı, verimli, ne yaptığını bilerek oynayan Fenerbahçe’yi tebrik etmek gerek. Önlerinde zor bir dönemeç var. Eskiden Alexsiz varlık gösteremeyen Fenerbahçe onsuz da ezeli rakibini yenmeyi başarmış olması Aragones’i zorlu bir tercihe, Galatsaray yönetimini de Skibbe konusunda zor bir karar sürükleyecek…

Read Full Post »


Fenerbahçe’nin 14 milyon euro verip aldığı bu oyuncu gol sayısı olarak hala kimseyi tatmin edemedi. Kaçırdıkları attıkların fazla olan olan ispanyol forvet aslında iyi bir bitirici olmadığını ancak takımı için iyi bir savaşçı olduğunu gösterdi bu süreç içerisinde…

Kariyer olarak ilk defa şampiyonluklara alışmış büyük bir takımın bünyesine giren Güiza’nın geçmişinde çatısı altına girebildiği en büyük kulüp Barcelona olsa da, katalan ekibin B takımından yukarı çıkamamış. A takıma çıkma şansını ise muhtemelen takımın yıldızlar karmasına bürünen yapısından dolayı yakalayamadı.

Kadrosunda bulunup çift haneli maç ve gol sayısını eş zamanlı yakaladığı ilk takım Ciudad Murcia olmuş. 2 yıl içerisinde 81 maçta 36 gol atarak %50’ye yakın bir gol ortalamasını yakalamış bu takımda. Sonra Getafe’de de 2 yıl içinde 61 maçta 20 gole ulaşmış. Asıl patlamasını ise 1 yıl oynamasına karşın Real Mallorca’da yapıyor hepimizin bildiği gibi. Ligde çıktığı 37 maçta penaltıdan gol atmadan takımına toplam 27 sayı kazandırdı. Bu performansıyla da şampiyon olması işten bile olmayan İspanya’nın EURO 2008 kadrosuna girmeyi haketmişti. Şampiyona’da da tek gole imza attı.

Şimdi Fenerbahçe’nin formasını terleten Güiza’yı daha yakından izliyoruz. Her maçında gözümüz onun üstünde.  Her hareketi, her pası, her şutu eleştirilmekte. En çok da aldığı parayı hak ediyor mu tartışması yapıldı, yapılıyor. Kolay değil tabi ki 14 milyon Euro’nun hakkını vermek. Şimdiden en az 10 gol atmış olması gerekiyordu insanları tatmin etmiş olması için. Hele ki ezeli rakibinin son transferi Milan Baros 11 maçta 9 gol atmışsa…

İkisini karşılaştırmaya yönelmeyeceğim bile ki ikisi de kendini kanıtlamış farklı tipte golcüler. Mesela Güiza’nın bir sezonda 27 gol atmış olması golcü olduğunu göstermiyor bence. Top rakipteyken takım defansını ileri uçtan başlatması oyun düşüncesinin bir parçası. Rakibe baskı yapmayı bırakmıyor ve her zaman oyunun içinde. Dalıp başka diyarlara gitmiyor. Çapraza boş koşular yapıp rakip defansı üstüne çekerek topla giden arkadaşının önünü açması aslında bir forvet oyuncusunda olması gereken en önemli özellik. Bu bile asist sayılabilir. “Al da at” dercesine bir “gol yatağı” açıyor takımdaşına. Asistçi yönü de bir hayli ortaya çıktı Fenerbahçe’de.  Son 123 maçında 16 asist yapan “okçu” sarı-lacivertli ekipte 7 asiste çoktan ulaşmış.

En büyük eksikliği ise son vuruşlarda yaşıyor. Arsenal karşılaşmasında Alex’in 5 kez aynı pası vermiş olmasına karşın ancak birini gole çevirebildi. Ayrıca Almunia ile karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda nasıl goller kaçırdığına şahit olduk. Bu kaçan goller bana birini hatırlatıyor. Bu benzetmeyi beğenmeyenler çıkacaktır tabi ki ama sadece oyun tarzı olarak Hakan Şükür’e benziyor. Aynı koşuları yapıp aynı pasları atıyorlar. Aynı golleri kaçırıp, aynı gollere imza atıyorlar. Hakan Şükür de gol atmaktan çok gol attıran bir yapıya sahipti. Bu açıdan Güiza’dan gol beklemek, Hakan Şükür’den gol beklemeye eşdeğer…

Read Full Post »


Bu sezon tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. (MedyaKronik)

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde eşleştiği Chelsea ile bugüne kadar hiç karşılaşmadı. Kuruluşundan bu yana maçlarını 42,055 kapasiteli Stamford Bridge’de oynayan Chelsea, 2004-2005 sezonundan itibaren bu statta oynadığı 118 maçta -ikisi Liverpool, biri Barcelona’dan olmak üzere- sadece üç mağlubiyet aldı. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe’nin Londra’daki maçta işi çok zor. Az gol yeme özelliğine de sahip takım, bu yıl Premier Lig’de bu statta oynadığı maçlarda dokuz yedi. Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarında kendi evinde oynadığı maçlarda yediği tek gol ise Norveç ekibi Rosenborg’dan geldi. Avrupa’nın güçlü ekipleri içinde ismi çok geçmeyen bir takımdan gol yiyebilmesi, Fenerbahçe için bir umut olabilir. Fenerbahçe’nin umudunu arttıran ikinci bir neden ise, Chelsea’ye grup maçlarında gol atamayan hemen tüm takımların, bu sezon istikrarsız performans göstermesi.

Hızlı oynamak şart

Kalesinde Avrupa’nın en iyilerinden Petr Cech bulunan Chelsea’nin defasında John Terry, Ricardo Carvalho, Alex, Ashley Cole, Juliano Belletti gibi çok önemli oyuncular yer alıyor. Özellikle Terry ve Carvalho’nun uyumu takımın yediği gol sayısındaki en önemli etken. Hızlı ve oyun görüşü çok iyi olan bu ikili, birebir mücadelelerde sert ve etkili defanslarıyla rakip forvetleri yıldırıyor. Bu ikilinin karşısında ayakta kalkmak gerekecektir. Ya da akıllıca davranıp, ceza sahasına yakın bölgelerde serbest vuruş kazanılmalı. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise hızlı oynayabilmek. En son, Vestel Manisa maçında hızlı atak yapabileceğini gösteren Fenerbahçe’nin karşısında bu sefer, 24 milyon sterlin ettiğine kendisi bile inanmayan Ganalı yıldız Michael Essien, John Obi Mikel ve son maçta Derby County’ye karşı takımının altı golünün dördünü atıp, bu sezonki en yüksek performansına ulaşan Frank Lampard var. Aurelio, Selçuk, Uğur Boral’lı orta sahanın bu isimler karşısında hataya düşmeleri çok ağır cezalandırılabilir.

Destekçi forvetlere dikkat

Forvet hattında Fildişi Sahilli, “Kara İnci”’ Didier Drogba, Ukraynalı Shevchenko ve eski bir Fenerbahçeli olan Nicolas Anelka var. Oynaması durumunda Drogba’nın karşısında ayakta dimdik durabilmek gerekecek. Dünyanın, fizik kuvvetini en iyi kullanan golcülerden Drogba, uzaktan, sert ve beklenmedik şutlarıyla Volkan’ı avlayabilir. Sevilla maçından sonra bunu deneyeceklerinden şüpheniz olmasın. Topla hareketli ve hızlı olan diğer iki forvet iiçin büyük boşluklar bırakmak da golle cezalandırılacaktır. Anelka’nın bu konuda neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Shevchenko’nun ise Fenerbahçe’ye karşı Milan’da oynadığı maçları hatırlamak yeterli. En tehlikeli atak organizasyonlarını kanatlardan, destekçi forvetleriyle geliştiren Chelsea’de Joe Cole, Salomon Kalou ve bu sezon iyi bir çıkış yakalayan Shaun Wright Phillips’e dikkat edilmeli. Gökhan Gönül ve Vederson’un Sevilla maçlarındaki performansları bu konuda bizi olumlu düşüncelere itiyor. Roberto Carlos oynarsa, sol kanatta daha güvenli durabilir Fenerbahçe. Ayrıca kanatlardan gelişecek hızlı ataklarda ön direğe kesilecek sert ortalarda, Edu’ya dikkat!Bu sezonki performansıyla tüm Avrupa’yı şaşırtan Fenerbahçe, bu maçlarda da şaşırtmaya aday. Ümitlenecek çok şeyleri var. Güzel ve ayağa top oynamaları takımın artısı iken yavaş oynamaları dezavantaj.

Beşiktaş’ın 2003’te Stamford Bridge’de Sergen’in attığı gollerle kazandığı maç, Chelsea’nin üzerinde hâlâ geçerli bir baskı oluşturma ihtimalini de göz ardı etmemek lazım. İlginç bir tesadüfle Chelsea de, tıpkı Sevilla gibi 1905’te kurulmuş. Fenerbahçe’nin bu yılda kurulup, Avrupa’da kupa kazanan ekiplere karşı bir üstünlük sağladığını düşünürsek, bu takımlarla aynı kadere sahip olan Chelsea’yi yenmek çok da uzakta görünmüyor. Bol şans Fenerbahçe.

Read Full Post »