Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Pino vs. Keita


Gidişi sonrası fazlasıyla yükseldi sesler. Geçen senenin en iyi oyuncusuydu diyebiliriz. Yırtıcı, savaşçı, bitirici, cambaz ve asistçi özelliğiyle çok şey katmıştı takıma gidişi de ekonomik açıdan az şey katmadı. Önemli tartışma gelenin ilk başlarda yeteri kadar bekleneni karşılamayışı oldu. Henüz takıma yeni gelmiş ve sisteme ayak uydurma çabasına giren Pino son iki maçta elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtarak Galatasaraylıların gönlünde yavaş yavaş yer edinmeye başladı. Peki gerçekten Keita’mı daha iyi Pino mu? Objektif olması zor bir gözle karşılaştırmaya başlayalım bu ikiliyi.

İkisi de kanat oyuncuları oldukları için önce hızlarına bakalım. Okumaya Devam »

Reklamlar

Özlemişim böyle takımı


Ali Sami Yen’deki son maçlardan biri daha geride kaldı. Lige iyi başlayamamıştık ancak son iki maçta oynanan futbol ve bir çok sakata karşın alınan 4 puan bir şeylerin yoluna girdiğini göstermekte sanki. Hele de orta sahada savaşan zaman zaman da dövüşen bir Galatasaray olduğunu görmek buna işaret gibi sanki.

Maçın başında Kadıköy’deki baskıyı yine gördük. Harika bir baskı kuruldu ileride ve Antalyaspor kitlendi bir şey yapamadı. İlk 10 dakika böyle geçtikten sonra biraz daha ortaya taşındı maç. Bu sırada maç öncesi dediğimiz gibi gelişmeler oldu ve Misimovic’in hızlı ara paslarına Pino ve Sabri müthiş hareketlendiler. Paslar golle sonuçlanmadı ama olsun. Pino’nun muhteşem deparlarını görmek bile heyecan kattı. Okumaya Devam »

Bir efsane doğar


Her gün efsane doğmuyor. Her doğan efsane olmuyor. Her efsane de doğmuyor. Bazıları lafta kalıyor yani. Bu lafta kalmayanlarından. Ama yeni efsane dediği bir çok kişi var onlar da doğamayanlar oluyorlar. Doğanların bazısını da kıskanıyor belki de…

Tek başına şampiyonluk kazandıranların son parçası diyebileceğimiz biri. Napoli gibi küçük ve fakir bir şehir takımının kuzeydeki zenginlere kafa tutuşunun simgesi oluveriyor bir anda, bazen de kontrolsüz davranışlarının bağımlısı bir serseri.

Futbolculuğuna yetişemedim. Amerika’daki ’94 Dünya Kupası’nı izledim bir kaç maçı hatırlıyorum o turnuvadan ancak onun oynadığı maçlara yetişemedim. Bu yüzden en çok sevdiğim yanı saha dışındakilerden. Teknik direktörken sahaya uçarak kayarak sevinmesi, Palermo’nun sırtına çıkması. Ya da Boca Juniors tribünlerinde formasını çıkarıp sallayarak çılgınca sevinmesi. Purosu ve Che dövmesiyle de ayrı bir yerden yakalıyor hayatı ve futbolu.

Tanrı’nın ona elini dokundurduğu da çok açık. O da bunu kanıtlamak için olacak ki yeri geldi Tanrı’nın eli de oldu. Bugün Maradona doğdu. 50 yaşına girdi. Yarım asır olmuş be abi!

Ben onun futbolculuk tarzını beğenmiyorum. Tek başına topu alıp gidenlerle futbol oynamayı sevmem. Ama arada sırada lazım oluyor onun gibileri. Zira tek başına blogumun 10bin’e yakın kişinin ziyeret etmesini sağladı. Belki de yüzlerce müridinin bağlı bulunduğu dininin takipçileridir onlar da… Bir insan adına bir din yaratılmış olması ne kadar da ilginç değil mi? Hiç kimseye ya da hiç bir şeye inanmıyorsan ona inan. O, maçı sana bir şekilde kazandırır. İyi ki doğdun Maradona.


Maça kısa bir süre kaldı. Kadroyu öğrendim. Yazmak için kadroyu öğrenmeyi beklediğimi söylersem yalan olur hacı. Tahmin edilemeyecek bir kadro da çıkarmamış Hagi. Ayhan yerine Barış, Elano yerine Serkan!

Geçen haftanın iyi isimlerinden Ayhan sonunda kart cezalısı oldu ve yedek kaldı. Yerine oynayacak kişinin ondan iyi olduğu için gerçekleşen bir sevincim yok. Bir şekilde ilk 11’de giyemeyecek ya Ayhan o yeter… Elano’nun hastalanıp oynamayacak olması da ne üzdü ne de sevindirdi. Bugüne dek bir şey yapmamıştı zaten. İlginç olan dizilişimizin nasıl olacağı… Okumaya Devam »

Çalışmak gerek…


Yıllardır göremediğimiz belki de hasretini çektiğimiz bir puan tablosuyla karşı karşıyayız. Bursaspor, Trabzonspor, Kayserispor,… diye devam ediyor. Devamını kesip attığımı sanmayın en önemli kısmı orası. Fenerbahçe ve Antalyaspor diğer sıraları doluruyor. İlk 3 sırada İstanbul takımlarının bir tanesinin bile bulunamamasının nedeni bu sıralamada yatıyor.

Sezon başlangıcında Fenerbahçe, Antalyaspor’u Kadıköy’de 4-0 yenerek beklentilerin üzerinde bir açılış yapmıştı.  Şahsen ligin en kötü defansına sahip olduğunu düşündüğüm Antalya ‘nın işinin bu gidişle zor olacağını tahmin ediyordum. Fakat bugüne bakınca 4 yediği takımla 9. hafta sonunda aynı puanda olduklarını görüyorum. Bu durumda Fenerbahçe’nin değil de Antalyaspor’un değişim, gelişim için daha fazla adım attığını, çalıştığını anlıyorum. O zaman “şu iyi, bu kötü” tartışmasındansa Antalya daha çok çalışıyor, bizim daha çok çalışmamız gerek tartışması yapmak gerek. Bu arada Antalyaspor’un, Fenerbahçe’nin fikstürünü takip ettiğini göz önünde bulundurursak karşılaştırmanın anlam kazandığını da görebiliyoruz.

Bakalım Antalyaspor bu akşam Galatasaray karşısında neler yapabilecek.

Sercan olmasa 1-1 bitmezdi…


Maç öncesi bu kadar eksiğiyle Fenerbahçe’nin Bursa’dan puansız döneceğini düşünüyordum. Aksine oyuna hızlı  başlayan taraf da golü bulan taraf da İstanbul temsilcisi oldu. Alex’in şutla karışık vuruşunu  Semih tamamladı.  Golün nasıl olduğunu da tam anlayabilmiş değilim açıkçası. Alex vurduktan sonra Semih nasıl oldu da vurdu çözemedim.

Lugano’nun eksikliğiyle defansta zorlanacaklarını öngörmüştük. Nitekim 2-3 pozisyon defansın arkasına atılan toplarla gerçekleşti ancak Sercan Yıldırım bu fırsatları elinin tersiyle çevirdi. Manşetlere kendi adını yazdırabilecekken Volkan Demirel’in adını yazdırdı. Tribünde oturan babasının bile kendisine atmayacağı pasları son vuruşlardaki berbatlığı nedeniyle harcaya harcaya kendini harcamaya devam etti. Şu maçı bir kez daha izlesin de gol atmak konusunda ne kadar kötü olduğunu anlayıp ehliyetsiz Ferrari sürme hevesine gireceğine şut çalışsın…

Bursaspor namağlup unvanını koruyarak önemli bir puan kazandı. İlk defa Şampiyonlar Ligi ve Lig temposunu bir arada götüren bir takım için hafife alınmayacak bir iş gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Sercan biraz taş koyuyor önlerine de neyse…

Maçın yıldızını kestiremedim ama Emre B. ve Gökhan Gönül Fenerbahçe’de en çok mücadele eden isimlerdi. Ergic ve Volkan Şen de Bursa adına iyi işler çıkardı. Ayrıca Ivankov’un zaman zaman gösterdiği reflekslerini takdir ediyorum.


Bursaspor’un şampiyon olduğu günü, dakikaları dün gibi hatırlıyorum. Aynı şekilde Fenerbahçe’nin de nasıl şampiyon olduğunu sandığını. O günden bu yana iki takım da birbiriyle karşılaşmadı. Sadece Vederson transferinde karşı karşıya geldiler diyebiliriz ki onda da Vederson kendi isteğiyle ayrıldı takımdan. Bugünkü maçta ne olursa olsun şampiyonun belirlendiği günün baskısı özellikle Fenerbahçe’nin üzerinde olacak. Bursaspor’da ise puan farkının getirdiği rahatlık, ev sahibine derli toplu oynama olanağı sağlayacak.

Fener’in eksikleri çok daha kilit bölgelerde. Lugano ve Niang olmayınca çok zorlanacakları aşikar. Lugano’nun olmayışı sonrası Cristian’ın da ilk 11’de kendine yer bulması Aykut Kocaman’ın defansına güveninin olmayışının bir göstergesi. Defansta verilmesi muhtemel zaaflar, maçta forma giyeceği açıklanan Volkan Şen’e denk gelirse Fener’in çekeceği var. Bursaspor’da eksikler sadece yeni yabancılar. İdeal kadroyla sahadalar.

Sonuç ne olursa olsun geçen sezon sonu yaşananlara göndermeler yapılarak yarın gazetelerin manşetleri süslenecek. Fenerbahçe bir pozisyonda ofsayt düdüğünü duymayıp gol atıp bir de sevinirse ve hakem de golü iptal ederse başlasın geyikler. Hele twitter’da fena dönecektir bunlar. Denk geldiklerim olursa ileteceğim.

Maçın yıldızı Batalla, Gökhan Gönül, Volkan Şen ve Emre B.’dem biri olur… Bursaspor kazanırsa şaşırmam. Fenerbahçe kazanırsa üzülürüm Anadolu’dan şampiyon çıkma ihtimaline taş konacağı için…