Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Tribün’ Category


information-guideBaşvurduğumda 15-24 Nisan tarihleri arasında size ulaştırılacatır yazıyordu belgede. Tarihler muazzamdı çünkü bahar tatiline denk geliyordu ve ben hep evdeydim. Ama gel gör ki geçen hafta biletimi teslim etmek için kimse kapımı çalmadı. Ben de 24 Nisan cuma günü aradım Futbol Federasyonu’nu, nerede biletlerim diye sormak için, başka bir telefon verdiler. Onlara sordum. Pazartesi ya da Salı gelmezse bir daha arayın dedi telefondaki ses… Pazartesi oldu, e okul da açıldı. Eve geldim annem biletixten geldiler ama biletini vermediler kimliğin lazımmış dediler dedi… Salı günü gene geliceklermiş kimliğini bırak dedi. Bıraktım. Salı günü biletlerime kavuştum!!! Evet evet bir değil iki tane =) Tek başına gidilmez ki final maçına! Fiyatı da çok değil. Her sene oynanan bir derbinin maç bileti 300 liraya satılıyorken ben 350 liraya 2 kişilik UEFA Kupası bileti alıyorum… Neyse onu ben değil de 300 lirayı aynı kavga gürültüyü izlemek için verenler düşünsün… UEFA Finali’nde kimin oynayacağı benim için mühim değil ben gidiyorum finale metrobüsle güzergahım da belli, nasıl gideceğim de … Öncee (daha&helliip;)

Read Full Post »


en-ilginc-protesto1Fotoğrafın Sıvasspor maçında çekildiği belli. Hatta taraftarın Sıvas maçından bile ümitsiz olduğu çok açık. Lig birincisini yense bile devamının geleceğinden emin değil. Hatta devam etmeyeceğini düşünüyor. Ne olacak ki Sıvas’a 4 günde 7 gol atsam… Az buz bir şey değil Sıvas’ı yenmek iki maçta da ikişer farkla. Hiç zorlanmadan… Taraftarı tebrik ediyorum bu cesur protestoyu yapabildiği için. Bu gerçeği hiç çekinmeden söyleyebildiği için. Ama F.Bahçe bu yıl oldukça dengesiz. O n’apsın?! Bir kaç dakika sonra Kayseri maçı başlayacak. Kayseri’de Aghagowa ve Cangele forvette. Fenerbahçe’de de Semih sonunda Güiza’yı kulübeye oturttu. F.Bahçe formda ama kendi evinde. Deplasmanda son iki maçında gol atamadı… Kayserispor ise evindeki maçlar 6 gol yemiş. Daha ilginci ise bu maçlarda sadece 8 –yazıyla SEKİZ– gol atabilmiş… Bu maç alt olur!

Read Full Post »


yaser_kasim_2008Çok tesadüfen buldum bu ismi. Acaba Robbie Keane ve Defoe uefa kupası maçları için bildirilen listede bulunuyorlar mı diye bakmak için uefa’nın sitesinden son 32 listesinde bulunan Tottenham’a tıkladım. Kadroya iki üç kez baktım gözden kaçırmayayım diye. O arada tanıdık isimler çarptı gözüme… Coşkun Ekim(sağdaki) ve Yaser Kasim(soldaki).  İsimlerinden dolayı heyecan  duydum hemen tıkladım baktım. İki tane türk asıllı oyunucu var diye sevinirken gördüm ki Yaser Baghdad doğumlu imiş. Olsun o da bizden sayılır. Komşudur en nihayetinde. Keşfedilip Londra’ya getirilmiş. 2007-08 sezonunda sadece iki tane akademi ligi maçı kaçırmış, 22 maça da ilk 11’de başlamış. Yetenekli orta-saha oyuncusu bu yıl Tottenham’ın Hollanda’da oynadığı Nijmegen maçının da kadrosunda yer almış. Rezerv kadroda sıkça yer bulan 10 Mayıs 1991 doğumlu oyuncu, ilk kez rezerv takıma 2006-07 de çıkmış.Akademi takımında ikinci yılı

Bir diğer isim Coskun Ekim’se bildiğin Türk asıllı futbolcu. Ama o Londra doğumlu. Park View Akademide okumuş genç oyuncu. Geçen sezon da Londra Gençlik Oyunları’nda 800 metre birincisi olmuş. Potansiyel bir Aaron Lennon yani.. Ama tip olarak daha bir Jamie O’Hara’ya benziyor. Tottenham akademisinde ilk yılı olan Coşkun takcoskun_ekim_2008ıma katılmadan önce, Pazar Ligi’nde mücadele eden  Broadwater Farm‘da top koşturuyormuş.Geçen sezon Tottenham’ın U-18 takımında forma giymiş. Bu yıl da Türkiye 17 Yaşaltı Ulusal Takımı’na çağırılmış. Ama oynamamış..

Naparsın Türk futbolu böyle.. Bu çocuğu çağırdığına göre beğendin. Eğer oynadığını hiç görmeden çağırdıysan neden çağırdın? Oynadığını hiç görmeden bir bakalım demek için çağırdıysan neden oynatmadın? En azından bir forma ver de çocuğı kendi gözlerinle gör. Kafandakileri yapabilecek düzeyde mi diye çıplak gözle bir test et… He tabi ki illa maça çağırmamış olabilir Abdullah Ercan Coşkun’u.. Neyse U-17’de parlayan gençlerini söndürmeyi çok iyi bildiğimiz için tepki doldum… (Bknz. Nuri Şahin, Özgürcan Özcan, Tevfik Köse, İlhan Parlak)

Benimle aynı gün, 17 Kasım’da doğduğu için ayrıca ısındığım Coşkun’u takipteyim…

Read Full Post »


Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

more about "rakipsiz olmuyor – no rival no game", posted with vodpod

Read Full Post »


Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

Read Full Post »


Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

Read Full Post »


Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

more about "hakemsiz olmuyor – no reff no game", posted with vodpod

Read Full Post »


Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

Read Full Post »


Ethem Özgüven 1962 yılında doğdu. Akademi İstanbul, Beykent Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Viyanaethem_ozguven Gazetecilik Enstitüsü, Yıldız Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi’nde ders verdi. Vega film, Antalya Altın Portakal vakfı, şizofreni dostları derneği, Vehbi koç vakfı, kas hastalıkları derneği, mayın karşıtı platform, barışa rock, şizofreni dostları derneği, gibi kurum ve derneklerle projeler gerçekleştirdi. kısa, deneysel, belgesel filmleri var. Contra diye tabir edilen sosyal reklamları var. İnsanların yüzleşmek istemediği konularda yaptığı bir çok sosyal reklam yapmış şimdiye dek. Ancak bu konular hakkında bir duyarlılığa sahip olduğundan değil. Bencil olduğundan. Genellikle sanatın, sanatçının bencil bir şey olduğunu, hatta hiç de duyarlı olmadığını söylüyor. Filmleri de duyarlılıkla yapmıyor. Çünkü duyarlılıkta bir problem vardır diyor. Çünkü duyarlılıktan yola çıkarsan bir işi yaparken o bir  göreve dönüşür ve bu da yapacağın işlerden alacağın zevki azaltır diyor. Portekiz’de, İspanya’da, Brezilya’daki film arşivlerinde çektiği bu sosyal reklamlar yer alıyormuş.

Şu anda da okulumda, Bilgi Üniversitesi’nde Televizyon Gazeteciliği bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Geçen yıl şu anda üyesi olduğum Bilgi Üniversitesi Toplum Gönüllülerinin organize ettiği yarım konserinde rastladım bu kendisinin adına. Studio Live‘da yapılan konser sırasında etraftaki televizyonlarda futbol üzerinde çektiği sosyal reklamlar dönüyordu. Sahnede Gevende ve Replikas vardı ama elbette ilk defa gördüğüm ve futboldaki şiddeti çok güzel eleştiren kısa filmlerden gözümü alamadım. -Sonradan öğrendim ki, aslında o ekranlarda Ethem Hoca’nın kadına karşı şiddeti eleştiren sosyal reklamların dönmesi gerekiyormuş.- O arada da şimdi habervesaire olan Medyakronik için haberler yazmaya başlamıştım ve işte yeni güzel bir haberdi bu tam benlik. Gittim ropörtaj yaptım hocayla tabi. Gerçi haber haline getirmedim ancak kaydımı da silmedim elbet bir gün çözücektim yani ropörtajı. O gün bugünmüş.

Ethem Hocanın 6 tane sosyal reklamı bulunuyor futboldaki şiddet üzerine. Rakipsiz olmuyor, hakemsiz olmuyor, taraftarsız olmuyor, bu sadece bir oyun, sadece işini yapıyor mesajları veriyor bu 6 kısa filmde de. Konuşma yok. Ünlü sima nerdeyse yok. Bir kaçında futbol topu, futbol sahası bile yok. Ancak 50 saniyede futboldaki şiddetin manasızlığını ve gündelik yaşamla içiçeliğini çok şahane bir şekilde anlatıyor. Peki diyorum nereden esti bu konu hakkında bir şeyler yapmak?

E.Ö.: Ben zaten eskiden futbolcuydum. Ve futbolda da çok büyük bir tribün terörü var. Aslında galiba bütün terörü de televizyonlardaki yorumcular yaratıyor. Büyük kulüplerin başkanları ve yönetimleri de buna dahil. Ama en başta da medya buılunuyor. Herkesi dolduruşa getiriyorlar. Bunla ilgili napabiliriz diye düşünürken bir kaç öykü yazdım ve sanki güzel geldi bana bunlar. Bu filmleri çekmek için dışarıdan destek gerekiyor illa ki . Sonra bu kısa filmleri çekebilmek için federasyona başvurdum. Ancak oralar dipsiz kuyular. Araştırdık ancak bulamadık derken, bir çok işimde destek olduğu gibi Bilgi Üniversitesi destek verdi. Bir kısmına okul destek oldu, bir kısmına da Filmakas diye bir reklam şiruykusuz-kapakketi var. Oğuz Peri adında çok sevdiğim bir arkadaşım var. 250bin dolarlık bir kaynak sağladı bana ve 1 hafta içinde 6 kısa filmi de çektik. Sonra bunları yayınlamak için medya kuruluşlarıyla iletişime geçtik. Bizim medyamızı nereden baktığınıza göre hem iyi hem de kötü olarak eleştirebilirsiniz. İyidir çünkü bir anda yayınlama imkanı bulabilirsiniz. Biri beğenir ve yayınlar. Bazen de çok az gösterilir ve rafa kaldırılır ama Brezilya’da 3-4 yıldır gösterilmeye devam ediyor. Bu arada FIFA ve UEFA ile iletişime geçtik. Oradan İtalyan bir görevliyle temas kurduk. Ancak çok pişman oldum. Şenes Erzik‘le iletişime geçtik ona da pişman oldum. Çünkü dönüp bakmadılar bile. İddialı konuşacağım ama dönüp bakılmayacak filmler değil bunlar. Biz maddi karşılık da istemiyoruz ancak Federasyon çok büyük bütçeler harcayıp, çok kötü filmler yapıyorlar. Bence bir pasta var. Ve eğer iyi bir şey yaparsan o pastaya zarar verebileceğini düşünerek kabul etmediklerini düşünüyorum. Bunları görünce futbol dünyasının korkulması gereken bir yer olduğunu düşünmeye başladım. Bir altı tane daha öykü yazdım futbolla alakalı. Eğer vaktim olursa bunları da çekmeye başlayacağım…

Kısa filmler gerçekten şahane. Ve Federasyonun, UEFA’nın, FIFA’nın bu konudaki tavrı gerçekten kabul edilemez. Belki de bu yüzden tribün teröründen, futbol oyununun içindeki şiddetten bir türlü kurtulamıyoruz…

ekşisözlük’te hakkında bir entry:

tonton, çok kral muhabbeti olan zat-ı şahane bir abimdir. şöyle bir ayarını almış (mübalağanın vebali boynumadır), baş köşeme koymuşumdur:

– baba, senin bu sosyal reklamcılık işlerin[*] muazzam işler olmuş. lakin bizim zanaatte 30 saniyede ne anlatacaksın? olmaz ki.
– yahu siz sosyal bilimciler bi sunuşta 35 dakka vır vır anlatıyorsunuz, kaç kişinin aklında ne kalıyor? uyuyor millet.
– ama ben 30 saniyede ne sosyolojiisi anlatayım baba?
– 30 saniyeye 7 cümle sığıyor. üstüne de görüntü. mahareti sanatı bu işin.
– 7 cümlede bourdieu?
– olur güzelim. anlatırsın.

bir ara istanbul’un avrupa’dan içeri muhalif lakırdı ithal etmeye bayılan sol-sosyetesi hakkında kısa film projesi var idi. gerçekleştirirse bilgi’den boğaziçi’ne taşlar yerinden oynar gerçi ya, keşkelerle beklemedeyiz.

Read Full Post »


İstanbul’da Şampiyonlar Ligi finali düzenleneceğini duyduğumda gitmeliyim diye düşünüp hemen girişimlere başladım. Sonra baktım ki başvurmak için kredi kartı üzerindeki isimle stada gitmek gerekiyormuş. O dönemde 17 yaşında olduğumdan adıma bir kredi kartı yoktu. Babama çok yalvardım ama “o gün işim olur gidemeyiz boşuna almayalım bilet falan” demişti. O gün ne mi oldu! O salonda, ben odamda maçı izledik! İkinci yarıdaki her gol de salona koşup babama kızdım! En efsane finali kaçırdım çünkü. Ama bunu kaçıramazdım! Hem kredi kartım vardı, hem de az da olsa biletleri karşılayabilecek kadar param. Üstelik artık bu maçları takip etmek işim de olmuştu. Başvuru bitiminden bir gün önce iki bilet için başvurumu yaptım. Belki çıkar diye. Bu krizde kimsenin bu kadar masrafa girmeyeceğini de hesap ettim. Bir de futbol tutkumuzun sadece fanatizmden ibaret olduğunu hesap edince bilet çıkar dedim. Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin…

Cevap 5 şubat’ta geldi.

Değerli Futbolsever,

20 Mayıs 2009 tarihinde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanacak olan UEFA Kupası Final maçı bilet kurası 29 Ocak 2009 tarihinde noter huzurunda gerçekleşmiştir.

Bu kura sonucunda final maçına bilet almaya hak kazanan talihlilerimiz arasında sizin de bulunduğunuzu belirtmek isteriz. Başvuru Formunuzda belirtmiş olduğunuz biletler için toplam tutar kredi kartınızdan başarıyla tahsil edilmiştir.

Biletleriniz, Başvuru Formunuzda beyan etmiş olduğunuz teslimat adresine 15 – 24 Nisan 2009 tarihleri arasında ekspres kurye servisi vasıtasıyla gönderilecektir.

Finalde görüşmek üzere,

Saygılarımızla,

Müşteri Hizmetleri

UEFA CUP Final İstanbul 2009
E tabi ki gerisayıma başladım! Tamam maddi olarak sarsıldım ancak buna fazlasıyla değer!! Heyecan dorukta… Hele bir de Galatasaray’ı sahada görürsem! Uf çok fena olur ama Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanma şansını değerlendireceğim farklı bir bakışla…. İlk UEFA Kupasını kazanan Tottenham’ın 126 yıllık tarihini de yazacaktım ama olmadı… saatin kadranında sıkışmış hayallerim…

uefa2009_logoBilet gelsin onun da fotoğrafını koyacağım…

Read Full Post »


Şu anda dinliyorum sadece Burcu Esmersoy’un Ntvspor’daki programını. Konuğu ise bilmemkaçıncı Kırkpınar ağası biri.. adını duyamadım. Stadlarda küfürü önlemek için kadınları stada çekelim diyorlar… Yıllardır kadınlar stada gidiyor ve küfür önlendi mi? Önlemedi. Galatasaray’ın yeni açık tribününde maç izlerken maça iki kız arkadaşıyla gelen genç kimse, takıma olan tepkisini, koltuğu tekmeleyip kırdıktan sonra küfürü savurabiliyor.. Ayrıca bir çok kadın da tribünü geçtim normal hayatlarında okkalı küfürler ediyorlar.. Birini tribüne çekecekseniz çocukları çekin.. Çocuğuyla maça gelecek kişiye promosyon yapılsın ve 50 TL olan biletin ikisini 30’a alsın.. misal tabi bu.. Herkes bunu yaparsa daha etkili bir çözüm olabilir bu.. Tabi bunun kontrolü nasıl yapılacak onu da düşünmek lazım.. He bi de şu var ki; okulumun  Kuştepe’deki kampüsüne giderken etrafta “.mına .odumun çocuğu” diye gezinen 3-5 yaşında çocuklar varken küfürü önlemek çok zor .. =) Bize böyle gençler gerek…trb_tribun_cocuk_kirmizi_kart

Read Full Post »


sivas-gs-taraftar Fotoğrafta ön plana çıkan tabi ki turuncu formasıyla Ümit Karan, sonra hakem ve hakemin elindeki kırmızı kart. Fakat her zaman ön plana çıkan şeyler çok fazla şey ifade etmiyor. Bu fotoğrafta “arka planda” kalanlar aslında futbolun her alanında ön plandalar. Rakibinin kırmızı kart görmesinden ötürü büyük haz duyan Sıvasspor taraftarlarının yüzlerine yansıyan neşeye, el kol hareketlerine yansıyan sevince bakın! Arada yuhlayanlar da var gibi gözüme çarpıyor. Ama burada en süper tepkiyi veren üçü, hakemin kafasının solunda kalan bereli amcadan, hakemin kafasıyla sağ kolu arasında kalan kot takımlı çocuktan ve bu ikilinin arsında kalan kahverengili amcadan geliyor…

Read Full Post »


In Turkey, it is often hard to watch a game in a stadium from the seat which you bought the ticket for (except in specific numbered stands). The reason for this is that often the seat or section your ticket shows has already been occupied by the “fan group” of that particular club. Members of these fan groups believe they have the right to take your place simply because they arrived at the ground earlier than you. These fan groups also believe they have added power because many are supported directly by the clubs, who give them free tickets and often pay for them to attend away matches. (insidefutbol)

Earlier this season, the Genc Fenerbahceliler (GFB – Young Supporters of Fenerbahce), a group with very close ties to Fenerbahce president Aziz Yıldırım, came into dispute with the club. The problem was that GFB were demanding season tickets be issued to them in the area of the ground where they group together.

Since 2001, GFB have always grouped behind the goal at one end of the ground, however, season tickets are not available for that section, so any Fenerbahce fans have the right to sit there. This gave GFB a problem, since they are constantly struggling to find tickets together in their chosen stand. GFB met with Aziz Yıldırım and asked for season tickets, in their favourite stand, just for them. The president of Fenerbahce refused.

GFB decided soon after to buy season tickets, together, for another stand. As soon as Aziz Yıldırım realised what GFB were attempting to do he stopped the sale of season tickets for the entire stand. What was behind Aziz Yıldırım’s wish to stop GFB buying up all the season tickets in a specific area? The reason given is that GFB sell products with Fenerbahce’s logo and name on. The Fenerbahce president is one of the most forward thinking presidents in the whole of Turkey where commerical matters are concerned, and he has said he feels that GFB harms the identity of Fenerbahce by selling products like scarves and hats with GFB’s name and logo on them. Yıldırım believes that every Fenerbahce fan should only have official Fenerbahce products, otherwise the identity of the club will be harmed.

It is a well-known fact in Turkey that Aziz Yıldırım and GFB have a close relationship. Aziz Yıldırım confirmed as much by stating recently: “In the past circumstances needed this.” The president surely knows what he is talking about because when he resigned some time ago, he ordered GFB to commence propaganda efforts to “persuade” him to change his decision. GFB have played an important role in other events too, such as in 2001 when they were largely credited with forcing Mustafa Denizli from his job as manager. Aziz Yıldırım has further backed the group in the past by giving them 3,000 tickets to allow GFB to become the most dominant fan group amongst Fenerbahce supporters.

Season ticket crisis

According to Ferhat Eren, the leader of GFB, the season ticket crisis, as it is now known, began on the 30th July 2008, with the game against MTK Budapest: “Before the season we had a meeting with Aziz Yıldırım. We said that we are coming to all the games to support our team. But we are struggling to find tickets in the same areas. And there is no season ticket sale where we watch our games. We asked him to prepare season tickets only for us, to be paid for by us. But he didn’t accept it, without any reason. And then we decided to buy tickets for the Maraton up-side Block E [the stand parallel to the throw-in line].”

According to Ferhat Eren’s claims, Aziz Yıldırım cancelled the sales of season tickets in that area when he heard GFB had started to buy them. And instead, he added, Yıldırım gave the tickets from that block to sponsors.

People punished even if they didn’t enter the stadium

Since the Champions League qualifier against Partizan Belgrade, GFB have been protesting against the Fenerbahce board. Ferhat Eren again has an opinion as to how Aziz Yıldırım is trying to take on the club’s main fan group. In regards to the MTK Budapest game he had this to say: “Seats that are close to where we sit are handed out to people who are brought in by Aziz Yıldırım. And they have started to shout at us and challenge us. Our group shouldn’t reply to them, but even after we tried to move away from them some fights have taken place.”

Ferhat Eren’s most interesting claim is about the people who have been punished after these fights, even if they were not involved in the incidents. “One of the ten people who were later punished was in the stand at the back of the goal. Two of them did not even attend the game. The leader of the group was in the corridor. Even after these people had proven that they were not involved in the incidents, Aziz Yıldırım achieved the purpose of his scenario. Ten people have been punished with a one year ban from the stadium and ordered to pay 1,117 YTL. And we ask ourselves: Why was the footage from the security cameras in the ground not used for the investigation?”

The only one identity is Fenerbahçe

From the banners displayed at Fenerbahce home games it is easy to see that the board of the club and its supporters are in crisis. The most unforgettable banner appeared on the 27th August at the Partizan Belgrade game, saying “There is only one identitiy: Fenerbahce”.

Aziz Yıldırım himself commented on this banner in an issue of Fenerbahce’s official club magazine in October 2008: “Our fight is against the fan who tries to accumulate support and show that they are the authority. And we will continue to fight no matter who is against us. Whoever tries to use opportunities for their advantage as with such things [the banner] is cheering against us, and not with us.” But the question is – who is “us”?

There is no sultanate at Fenerbahce

After the banner incidents the board of Fenerbahce banned fans from hanging banners at the ground. The stated reason given by the board was that the fan groups should not write their name on the banner. This, they argued, harms the “Fenerbahce identity“. After fan groups let the board know in no uncertain terms about their outrage, the board reversed their decision, but said any fan group text should be small. Even this didn’t last long…

In the sixth week of the Super Lig, before the game against Kayserispor (which Fenerbahce lost 4-1), the ban was cancelled by the board. The result was very interesting because the board then sent faxes to invite all the fan groups supporting Fenerbahce calling on them to support their team. Yet all of the banners displayed from then said: “We will support you every time.” The GFB leader says that this was organised by Aziz Yıldırım.

At the same game GFB unfurled a banner which acted as an answer to all the other banners on display. The banner stated: “Everybody should know that there is no sultanate at Fenerbahce. Fenerbahce is a republic.”

GFB’s leader Ferhat Eren said that the group, along with all other fan groups, thought about organising a boycott of the stadium. However, in the end, he felt it would not make a huge difference in a ground with a 50,000 capacity.

Of course, the president of Fenerbahce has the right to prevent groups which annoy and pester ordinary fans simply trying to support their team from coming to the stadium. But this should not be done by hiring cameramen to follow and spy on the fan groups. Also, preventing the fan groups from attending the games goes against the very spirit of a democracy and republic, which Turkey is.

GFB need to be questioned too though, because they gave legitimacy to Aziz Yıldırım and his leadership in the past.

Identity is on the scarf!

During his time in charge as president, Aziz Yıldırım has pushed Fenerbahce forward with the building of new facilities, improving the economics of the club, marketing the club properly, and of course, with the most modern stadium in Turkey, the 50,000 capacity Şükrü Saracoğlu.

But Aziz Yıldırım has, some would say, failed the test of democracy. Aziz Yıldırım has worked to remove his critics from the board, and now, is also working to remove them from the stands. No dissent of his regime will be allowed it seems.

The president has succeeded in so much, but in his attempt to change the culture on the stands he is moving forward in an outdated way. Aziz Yıldırım’s new motto (just as the banner) is: “There is only one identity: Fenerbahce.” One reason for the club’s success has been its supporters and Aziz Yıldırım is risking his relationship with them by seeming to look down on them and enforce his authority so blatantly. This kind of thinking puts Aziz Yıldırım into a ridiculous position. Is a GFB member not a Fenerbahce fan? Or can they only be considered a Fenerbahce fan when they buy their scarf from the club’s chain of superstores, Fenerium?

Read Full Post »


(SantralHaber) Türkiye’de stadyumda numaralı tribün dışında bilet aldığınız yerden maç izlemek neredeyse imkânsızdır. Çünkü satın aldığınız koltuk bir taraftar grubu veya sizden önce geldiği için yerinize oturma hakkını kendinde bulan kişilerce kapılmıştır ya da bilet sahibini oturduğu yerden kaldırmaya çalışan taraftar grupları vardır. Bu gruplar, özellikle büyük kulüp yöneticilerinin para, bedava bilet ya da deplasman masrafları karşılığında takımlarını desteklemesi için stada topladığı taraftardan oluşur.

Bu gruplardan, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yakınlığıyla bilinen Genç Fenerbahçeliler (GFB) içinde bulunduğumuz sezonun başında kulüp yönetimi ile sorunlar yaşadı. Çatışmanın nedeni bu grubun kulüpten ücretsiz kombine ve bilet talep etmeleri, talep karşılanmayınca kendi paralarıyla aldıkları kombinelerin ise kulüp tarafından iptal edilmesi ve Ggfbenç Fenerbahçelilerin üzerinde kendi isimlerini ve logolarını taşıyan ürünleri kullanmalarına engel olunmak istenmesiydi.

İki taraf, konu hakkında sadece kendi web sitelerinde konuştu. Taraftar grubu http://www.gencfb.org adresinde, kulüp ise http://www.fenerbahce.org adresinde açıklama yapmakla yetindi. Doğrusu medya da, bu konuyu yeterince kaşımadı.

Aziz Yıldırım’ın daha önce Genç Fenerbahçelilerle yakın bir temas içinde olduğu bir sır değil. Aziz başkan da bu durumu “O zaman şartlar öyle gerektiriyordu” diyerek doğruluyor.
Nitekim Genç Fenerbahçeliler, 2001’deki ilk istifasının ardından Aziz Yıldırım’ın, kendi lehine ve istifa etmesini istediği Mustafa Denizli’nin aleyhine tezahürat yaptırdığını, hoşlanmadığı grupları engellemesi için kendilerine direktif verdiğini, takımın kötü gidişatından sonra stadyumda oluşacak tepkiyi azaltmak kendilerine için 3 bin bilet verdiği iddiasında.

Kombine krizi

Yaşananları ilk ağızdan öğrenmek için temasa geçtiğimiz Genç Fenerbahçelilerin önde gelen isimlerinden Ferhat Eren, taraflar arasındaki gerginlik 30 Temmuz 2008’de Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanan MTK Budapeşte maçında su yüzüne çıksa da gerçekte 2008-2009 futbol sezonuna ait kombine kart satışlarının başladığı nisan ayına kadar dayandığını söylüyor:

“Sezon öncesi Aziz Yıldırım ile bir görüşme yaptık. Bütün maçlara geldiğimizi ve her maç öncesi aynı yerden bilet bulmakta zorluk yaşadığımızı belirttik. Her zaman oturduğumuz Migros tarafındaki kale arkası tribününde, grubumuz için karşılıksız kombine kart verilmesi talebinde bulunduk. Ancak gerekçesiz bir şekilde kabul edilmedi. Bunun üzerine grup olarak Maraton Üst Tribünü E Blok’tan kombine almaya karar verdik.”

GFB’nin girişimini öğrenen Yıldırım, Ferhat Eren iddiasına göre hem kombine hem de günlük bilet satışlarını, GFB etrafındakilere rahatsızlık verdiği gerekçesiyle durdurmuş. Eren, o bölümündeki biletlerin sponsorlara dağıtıldığı dile getiriyor.

“Stadyumda olmayanlara bile ceza kesildi”

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi üçüncü ön eleme turunda oynadığı FK Partizan karşılaşmasından itibaren yönetimi protesto ettiklerini söyleyen Eren, MTK Budapeşte maçında yaşananların ise Aziz Yıldırım’ın yarattığı bir senaryo olduğunu söylüyor: “Bizim oturduğumuz tribüne yakın olan boş yerlerin biletlerini kendisine yakın kişilere dağıtarak, ‘Burayı Migros tribününe çeviremezsiniz’ söylemleriyle bizi kışkırtmalarını istedi. Karşılık vermemeliydik ama ne kadar ayırmaya çalışsak da bir takım sürtüşmeler oldu”.

Eren’in en çarpıcı iddiası MTK Budapeşte karşılaşmasında yaşanan olaylar sonrasında ceza alan GFB’li taraftarların bir kısmının o anda stadyumda dahi olmadığı: “Ceza alantekkimlik_banner_ 10 kişiden sadece biri o anda Migros tribünündeydi. İkisi maça gelmemişti bile. Tribün lideri Sega Reis ise koridordaydı. Bu isimler olay anında nerede olduklarını kanıtlasalar da Aziz Yıldırım’ın senaryosu amacına ulaştı. Arkadaşlarımız bir yıl boyunca stadyumlara girmeme ve 1.117 YTL para cezası aldı. Akılları kurcalayan soru ise stadyumda bulunan güvenlik kameralarının bu olayları görüntülemesine karşın kayıtların kontrol edilmesine izin verilmeyişi.

Tek kimlik Fenerbahçe

Fenerbahçe’deki krizin en görünür hale geldiği yer pankartlar. Bu pankartların sanırız yıllarca unutulmayacak olanı, kulübün 27 Ağustos’taki FK Partizan karşılaşmasında maraton tribününe astırdığı dev “Tek kimlik Fenerbahçe” yazısıydı.

Aziz Yıldırım bu çok tartışılan yazıyı Fenerbahçe dergisinin Ekim 2008 sayısında şu sözlerle açıklıyordu: “Bizim mücadelemiz taraftarlık kisvesi adı altında kendilerine rant sağlayanlara yöneliktir ki, bu mücadelemiz karşımızdaki güç kim olursa olsun sürecektir… Ortaya çıkan fırsatları kendi menfaatleri için kullanarak bu şekilde başkanına tezahüratta bulunanlar neye hizmet ettiklerini elbette bilmektedir. Rakiplerimiz ile süren lig mücadelesinde kendi çıkarları için kulübüne ait değerler aleyhine tezahürat yapanlar asla bizden değildir.”

“Fenerbahçe’de padişahlık olmaz”

Yönetim, olaylar nedeniyle pankart asılmasını yasaklamıştı. Kulüp, bu yasağa gerekçe olarak, “pankartların altında taraftar gruplarının isimlerinin yazmaması gerektiği”ni gösteriyordu. Tepkiler sonrasında yönetim, alt köşesine göze batmayacak şekilde grup adlarının yazılması koşuluyla pankart asılmasına izin verdi. Ancak bu iznin ömrü de çok kısa oldu.

Derken Turkcell Süper Ligi’nin altıncı haftasında, 5 Ekim’deki Kayserispor karşılaşmasında bu yasak kalktı. Ancak ortaya çıkan tablo son derece ilginçti. Çünkü kulüp, maç öncesinde taraftar derneklerine faks çekip davet etmiş ve destek konusundaki pankartları serbest bırakmıştı. Ne hikmet ise serbest bırakılan pankartların hepsinde “Hep destek tam de1002699wc5wq51stek” yazısı yer alıyordu. Ferhat Eren bunun “Aziz Yıldırım yöntemleriyle” gerçekleştirilen bir organizasyon olduğunu dile getiriyor.

Aynı maçta, GFB’nin “Gerçek Genç Fenerbahçeliler” imzasıyla açtığı pankart ise diğer hepsine bir cevap gibiydi: “Bilmeyenler öğrensin, Fenerbahçe’de padişahlık olmaz. Fenerbahçe, Cumhuriyettir.”

Bu nasıl Cumhuriyet?

Ferhat Eren, yönetimin yaptırımlarına diğer taraftar gruplarıyla birleşerek tepki göstermeyi de düşündüklerini ama bir sonuç alamayacaklarını hissettiklerini belirtiyor: “Bütün gruplar 200 ile 300 kişiden oluşuyor ve farklı tribünlerde oturuyor. Birleşip tepki amaçlı aynı maça gelmemeyi kararlaştırsak bile 50 bin kişilik stadyumda göze çarpmayacağız” diyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım tribündeki grupların önüne, maça eşi dostu ile gelenleri rahatsız ettikleri için geçmek isteyebilir. Gruplar dışındaki taraftarları korumak amacıyla yapacak olması da haklı bir gerekçedir. Fakat bunu tribünlerde kamerayla gezen görevliler tutup, taşkınlık yapanları mimleyerek yapmak oldukça rahatsız edici bir yöntem. Ayrıca “cumhuriyet” diye nitelenen bir camiada, kulübün isteği yönünde hareket etmeyen grupları ortadan kaldırmaya çalışması demokrasiyle hiç bağdaşmıyor.

Bu noktada sorgulanması gereken şeylerden biri de elbette, zamanında çıkar karşılığı onun dediklerini yaparak Aziz Yıldırım’a bu şekilde davranma hakkını veren Genç Fenerbahçeliler.

Kimlik atkıda!

Aziz Yıldırım başkanlık döneminde Fenerbahçe’ye tesisleşme, mali yapı ve sportif başarı alanlarında basamak atlatsa da demokrasi sınavında sınıfta kaldı. Muhalif grupları, gerek tribünden gerek kulüp yönetiminden kendi yöntemleriyle uzaklaştırdı. Nitekim GFB’yi dışlamasında, bu grubun Yıldırım’ın divan kuruluna vererek uzaklaştırdığı eski yönetici Sadettin Saran’la temasının etkili olduğu biliniyor.

baskan446Çağ atlamayı, çağ dışı yöntemlerle başarmasındaki ironi bir yana, aynı birlikteliği bu sefer tribünlerde “Tek gerçek, Fenerbahçe” söylemiyle sağlamaya çalışıyor. Bunu, taraftara rağmen yapmaya çalışıyor. Oysa hem kulübün varlığının hem de mali başarısının nedeni o taraftar. GFB grubunun, üzerinde kendi logoları bulunan atkılar takmasını bir “üst kimlik yaratma çabası” olarak yorumluyor.

İnanılırlık bir yana bu söylem Aziz Yıldırım’ı komik duruma düşürüyor. GFB Fenerium’da satılan ürünleri kullansa acaba gerçek Fenerli mi olacaktı?

Read Full Post »