Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İtalyan Futbolu’ Category


j-mourinho1Inter Milan teknik direktörü Jose Mourinho, gelecek yıl avrupada başarılı olmak için takımı gençleştirmenin gerektiğini söylemiş. Takımda 33 ve 34 yaşında -Ben baktım hatta 37 bile var.. – birçok oyuncu olduğunu belirten Mourinho, “Chelsea’de bunu yaptık ve başarılı olduk. Zaten şu anda da benim kurduğum takımın iskeleti oynamaya devam ediyor. Yani geleceğin takımını kurmak şart…” demiş… (devamını oku…)

Read Full Post »


Germany Soccer UEFA Cup

David Beckham’ın gitmeden önceki son UEFA Kupası maçıydı belki de.. Werder Bremen maçının ardından taraftarlara formasını atan Beckham ardından sanırım eline bir objektif almış, bir ışık kaynayğı var orada yüzüne tutuyor. Ya da öyle bir mizansen oluşmuş ki sanki taraftarlara “Son kez iyice bakın, istemesem de gidiyorum..” der gibi duruyor… Peki eğer  gidecekse adı neden UEFA’ya bildirildi? Ancelotti ve Berlusconi’nin bu konuda bir bilidiği var diye düşünmekten başka bir şey gelmiyor desem de ne yapabilirler ki Beckham’ın Milan’da kalabilmesi için? En fazla Beckham’a denir ki git sözleşmeni fesh et, boşa çık zararını biz ödeyeceğiz? Bu sanırım yasal olarak bir açık ama kapanabilir mi şüpheli… Bir nevi minimum transfer ücreti ödemek gibi bir şey. Ancak şu var ki bu parayı Beckham’a cep harçlığı gibi verilmesi mümkün değil sanki? İnsana sorarlar bu milyon dolarları bir anda nereden buldun diye. Beckham’da diyemez ki Berlusconi amcamın elini öptüm Paskalya harçlığı verdi.. Bu paranın nereye gittiğinin belgelerle kanıtlanabilmesi için Beckham’la 5 değil de 10’luk anlaşma yapılır… Ama böyle bir adım atılır mı bilemiyorum.. Son kez iyice bakıyorum giderse diye..

Read Full Post »


ITALY SOCCER SERIE ABeckham Milan’dan ayrılmak istemiyor. 2 yıl sonra avrupada futbol oynayınca futboldan daha fazla zevk aldığı çok belli. Özellikle daha zorlu maçlar oynayıp, daha zorlu goller attıktan sonra yaşadığı sevinçlerden daha da belli oluyor. Fotoğrafa bakınca Milan’da sevildiğini, özellikle de hayranlık duyulduğunu daha da fazla hissediyor anlaşılan… Senderos ve Flamini, Beckham’a moral vermek, göz kontağa kurmak için sıraya girişlerine bakın.

Senderos,Flamini: Abi gitmeden bi imza be…

Read Full Post »


Ntvspor ilk defa yaptığı ancak klasik bir adımla 15 şubat 2009’da oynanan İnter-Milan derbisini Fatih Terim’e yorumlattı. Klasik Fatih Terim yorumları hakimdi. Ama gerçekten oyunu iyi okuyan bir yanı olduğunu tekrar kanıtladı Fatih Hoca… En güzelleri de Inzaghi için dedikleri idi…

*Milan 4+3 düzenini alıp bekleyecek.

*Şu anda zone defans yapıyor ki bu da arkadaşlarını defansa çağırıyor demektir bu.

*Brezilya’dan kaleci çıkmaz derler ama Julio Cesar son yıllardaki en iyi brezilyalı kaleci.

*Bakıyoruz bir arada oynatmayı düşünmediğimiz iki kişinin yerine belki de 5 kişi bir arada oynuyor. Pato, Ronaldinho, Seedorf. Keza İnter’de aynanda Stankovic,Adriano, İbrahimovic…

*Şu bi gerçek ki topu ayağa oynamak gerek. Artık tabuları yıkmak lazım.FBL-ITA-INTER-AC MILAN

*Şöhreti ismi potansiyeli ne olursa olsun herkes edebildiği kadar mücadele ediyor… En önemlisi bu.

*Benim zamanımdan kalan Abbiati, Maldini, Kaladze, Pirlo, Ambrosini o zaman sakattı. Bunlar kalmış… (Ne zaman ben Milan’dayken diye konuşacaktı diye bekliyorduk..)

*(Stankovic’in kaçırdığı gol için-yandaki fotoğraf) Yani burada Stankovic için çok farklı bir tanımlama bulmak lazım. Topu düzeltmek için zamanın var. Her şey müsait. (Ercan Taner: Beceriksizlik mi? ) E, evet beceriksizlik artık orada atacaksın…

*Ronaldinho iyi futbolcuğu olduğu bir gerçek ancak sahanın içinde daha realist dağılmalı.  Ya oynar, ya oynamaz. Ortası yok… Onu bir şekilde sahada tutabiliyorsanız verim alırsınız.

* (Gol için) El daha net, yönü de vermiş. Ama Milan defansı dah iç bir şeyi doğru yapmamış. Ne Zambrotta’nın kademesi ne de stoperle arasındaki mesafe doğru…

F.T.: Eline çarptı gol oldu abbiati de 5 saniyelik duraklama dışında ititraz etti mi?

Ercan Taner: Yok

F.T.: Yan hakeme giden?

E.T.: Yok

F.T.: Hakemin etrafını saran?

E.T.: Yok

F.T.: Olması gereken de bu zaten…

*18’in içinde çoğalmazsanız gol atamazsınız. çünkü gol genelde oralardan atılıyor!

*Maicon çok önemli bir oyuncu.

*Bir parantez de Pirlo ya açalım. Birebir top kapmada çok iyi değil ama top dağıtması çok iyi bir oyuncu. Ancak defansın arkasına ölü yaprağı diye nitelendireceğimiz pasları atabileceği bir tek Pato var. Pirlo oynatabilen bir oyuncu. bir tek Pato oynadığı için önünde sanki defansa dönük oynuyormuş gibi gözüküyor. Seçeneği fazla olursa illa ki birini topla buluşturur.

FBL-ITA-INTER-AC MILAN*(Golden sonra) Bir forvet düşünün ki defans oyuncusunda olması gereken hava hakimiyetine sahip, bir orta saha oyuncusundaki tekniğe sahip, inanılmaz şutlar atabiliyor. İnter’de bundan iki tane var. Golü atan Stankovic’te Sırbistan’ın kaptanı… (ardından gelişen pozisyonda) Buyrun yine kafa yine indirdi.

Rakip sahaya yerleşip çeşitli boşluklar arayan bir Milan var 4-3-3 şeklinde…

Burada yapılacak değişiklik Inzaghi şeklinde olur. Pato’nun yanına alır çıkan oyuncu Ronaldinho olur, 4-3-1-2 oynayabilir Milan. Seedorf veya Beckham da çıkabilir…

Evet Inzaghi giriyor, Beckham çıkıyor… 4-3-1-2 ye döndü takım.. Ronaldinho arkasında olacak 2 forvetin…

E.T.:İnter çok pozisyon bulmaya başladı

F.T.: Evet çünkü bir üçüncü devre yok… Mağlubiyetin 2-0’ı da 5-0’ı da farksız.. Milan’da orta sahadan biri eksildi.. Böyle düşünürsek bu çok doğal.
*İşin içinde İnzaghi oldu mu penaltı pozisyonuları daha fazla incelemek lazım…

*80. dakika oldukça geç bir zaman Vieira’nın oyuna girmesi için. Orta saha çok koştu İnter’de bu yüzden yorgun orta sahayı 70’te tazelemek gerekti. Golden önce yapmak gerekiyordu bu işi…

E.T.: İnzaghi pozisyon ofsayt değil diye itiraz ediyordu biraz önce..

F.T.: Eder…. Ama işte böyle hep ofsayta düşüyor sanıyorsunuz bakmışsınız gol olmuş…

*Milan Shevchenko’yu arıyor…

*Oyunu durdurmak adına yapılmış, taktiksel bir forvet ki Vieira da haklı.. Hakem de direk sarı kartını veriyor.. Çok normal..

*Abbiati şu anda formda.. Ancak Julio Cesar çok yetenekli, refleksi, sufleksi çok iyi bir kaleci…

*Bugün Kaka olsa çok şeyi değiştirebilirdi. Ama uzatmalara baktığımızda Milan yine de maçı 3-2 lehine çevirebilirdi.

kakadm_468x351Saol Fatih Hocam ben burdayken Milan’ın kapıları senin için her zaman açık..

Read Full Post »


Dün oynanan Lazio – Torino maçında ev sahibi ekibin sol beki Kolarov öyle bir şut attı ki topun gideceği yönde bulunan hakem Saccani top çarpar çarpmaz kendini yerde buldu. Ben geçici olarak hafıza kaybı yaşayabileceğini maça devam edemeyeceğini bile düşündüm. Benzer bir durum kuzenimin başına gelmişti. Maç sonu havaalanına gidip ağabeyimi almıştık. Hatırlamıyordu hiç bir şey… Video’yu aradığım için geç oldu blog’a eklemek. Maçı sunan Brezilyalı spikerlerin top çarpar çarpmaz “Hoppa” tepkisi de çok sıcak, çok bizden… Maç sonucu: Lazio-Torino: 1-1

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

more about "Lazio-Torino: Talihsiz Hakem ", posted with vodpod

Read Full Post »


Avrupa futbolununun kronikleşen sorunu bu kez Vicente Calderon’da kendini gösterdi. Atletico Madrid’le Marsilya arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Madridli taraftarların yaptığı tezahüratlar sonrası ırkçılık yine yeşil sahaların gündemine oturdu. Yaşananlardan sıkıntı duyan İspanyol Luis Garcia, “Artık herkes İspanyolların dünyadaki en kötü millet olduğunu düşünecek. Oturup düşünmek ve ülkenin imajını düzeltmekte yarar var” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Garcia endişelerinde oldukça haklı. Çünkü bu olay son birkaç yıldaki İspanyol tabanlı ırkçı sorunlardan sadece biri… (Cumhuriyet Spor Eki:117 / 21.10.2008)

Kamerunlu Samuel Eto’o, Real Zaragoza maçındaki ırkçı tezahüratlar sonrası sahayı terk etmek istemişti. Ancak Ronaldinho ve Larsson tarafından ikna edilen futbolcu oyundan çıkmadı, 1 golün asistini yaptı. Goller sonrası tüm futbolcuların Eto’o’ya gitmesi de ırkçılığa karşı omuz omuza verilmesi gerektiğine güzel bir örnekti. Birçok farklı etnik kökeni içinde barındıran İspanya’da Athletic Bilbao da Bask kökenli olmayan futbolcuları kadrosunda bulundurmayarak farklı ırklara kapalı bir tutum sergiliyor.

Kökleri “Napolyon Savaşları” ve Darwinizm’e dek uzanan ırkçılık olgusunun spor ve futbolla tanışması faşist liderler Mussolini ve Hitler dönemlerine denk geliyor. Mussolini’nin desteklediği Lazio, ‘gestapo’ları anımsatan ‘SS’ (aslında Societa Sportiva anlamına gelen) takısını değiştirmeyip kulüp politikasını açıkça gösterdi. Bu duruşunu devam ettirmekte olan kulüp, 2001’de kadrosuna babası İtalyan olan siyahi Liverani’yi katana dek siyah tenli oyuncu bulundurmuyordu. Bu tutumları da “Tüm Lazio taraftarları ırkçı değildir ama tüm ırkçılar Lazio taraftarıdır” sözünün oluşmasına yol açtı. İtalyan Paolo Di Canio da 2005’te Lazio’da oynarken bir maçta gol sevincini faşist selamıyla kutlayarak yeşil sahalarda politik görüşünü açıklamaktan çekinmedi. Aynı yıl Messina’da forma giyen Fildişi Sahilli Marco Zoro, ırkçı tezahüratlara dayanamayarak Eto’o’nunkine benzer bir tepki göstermişti.

Hitler Almanya’sının ‘saf ırk’ politikası ise günümüzde ütopik kaldı. Zira bugün Almanya Ulusal Futbol Takımı’nda ‘safkan’ bir Almana rastlamak pek mümkün değil. Polonya, Brezilya, Gana asıllı oyuncular çoğunlukta… Bu futbolculardan Gana asıllı Asamoah, 2006’da oynanan Hansa Rostock (am.) sınavında ırkçı tezahüratlara uğrasa da 9-1 biten maçta 2 gol atıp 3 golün de asistini yaparak yanıtını sahada verdi. Ancak söylemlere dayanamayan Sachsen Leipzig’in Nijeryalı oyuncusu Adebowale Ogungbure ise tepkisini bir eliyle Hitler bıyığını yapıp diğer eliyle de faşist selamı vererek gösterdi.

Sömürgeci devletler arasında başı çeken Fransa, bunun sonuçlarını sahada hem avantaj hem de dezavantaj olarak yaşıyor. Fransa’ya ilk ve tek Dünya Kupası’nı kazandıran kadronun birçoğunun Afrika asıllı olmasını sindiremeyen Fransız ırkçı lider Le Pen bu büyük zaferi, “Bu takım 5 para etmez” diyerek karalamaya çalışmıştı. Yeşil sahalarda Le Pen’e Paris Saint Germain (PSG) taraftarları ‘Sadece beyazlara ait’ pankartı açarak eşlik ediyor. Siyah – beyaz ayrımcılığı dışında etnik kökenleri yüzünden ülkede ırkçı sorunlar yaşayan futbolcular da var.

Fransa – Tunus maçında yaşanan olaylar ise ırkçılığı ülkede yeniden gündeme taşıdı. Kuzey Afrika kökenli taraftarların protesto amacıyla Fransa Ulusal Marşı ‘Le Marseillaise’i ıslıklamalarına kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Fransa Başbakanı Sarkozy, ırkçı söylemlerle tepki verdi. Fransa’nın 3-1 kazandığı maçta Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir asıllı Karim Benzema’nın 2 gole imza atmış olması, ‘futbolun ırkçıları’na güzel bir yanıt oldu.

Günümüzde kadrolarında yerli futbolcudan çok yabancı oyuncu bulunduran İngiliz kulüpleri, 1970 ve 1980’lerde şimdiki kadar ‘açık’ değildi. İlk olarak West Bromwich Albion Kulübü, cesaret edip 3 siyahi oyuncu birden kadrosuna katmıştı. Birçok takım taraftar tepkisinden çekinerek uzun yıllar aynı davranışı gösteremedi. Tepkilere en iyi örnek ise Liverpool’un kadrosunda 1987-97 yılları arasında bulunan Jamaika doğumlu John Barnes’a yapılanlar… Siyahi oyuncu Arsenal deplasmanında maç öncesi ısınma hareketleri yaparken Liverpool taraftarları sahaya fıstık ve muz atarak kendi oyuncuları aleyhine tezahürat yapmıştı.

Uzun süre futboldaki ırkçılıktan fazlasıyla nasibini alan İngiltere, şimdilerde bu konuda karşı propaganda üretmedeki en aktif ülke konumunda. 90’lı yılların başından itibaren kurulmaya başlanan kuruluşlar arasında öncü olarak göze çarpan ‘kick it out’, ırkçılığı yeşil sahalardan uzak tutmak için UEFA ve FIFA’yla ortak projeler yürütüyor. Bir spor firması da Thierry Henry, Rio Ferdinand gibi futbolcuların önderliğinde ‘Stand up, Speak up’ sloganıyla ırkçılık karşıtı bileklik promosyonuyla bir farkındalık yaratmıştı.

Irkçı holiganlar olduğu sürece yeşil sahalarda ırkçı tezahüratların devam edeceği de bir gerçek… Ancak ırkçılığa karşı propagandada başı çeken İngiltere’nin bu olgunun kötü etkilerini azaltmak için futbol altyapı okullarında farklı etnik yapıdaki çocuklara bir arada eğitim veriyor. Bu uygulama ırkçılığın kötü etkilerini azaltma yolunda ileriye dönük en verimli çözüm olarak göze çarpıyor.

Read Full Post »


Avrupa Şampiyonası’ndan sonra futbolseverleri futbol açısından fazlasıyla tatmin eden Şampiyonlar ligi de sonunda başladı. Bu sene dört tane süpriz takım var bu ligde. Rumen CFR Cluj, Güney Kıbrıs’tan Anorthosis, Danimarka’dan Aalborg ve Beyaz Rus ekibi BATE Brisov. Averaj takımı olur gözüyle bakılan bu dört takımdan ikisi ilk maçlarında hiç de öyle olmayacaklarını kanıtlarcasına performans gösterdi. Yıllardır hem kendi liginde hem de Avrupa arenasında gol yollarında hiç problem yaşamayan Bremen Anorthosis’e bir gol atamadı. CFR Cluj ise İtalyan devi Roma’ya acımadı! Üstelik deplasmanda ve 1-0 geriden gelerek başardılar bu işi. İyi de kim abi bunlar?

Herkeste merak uyandıran bu takıma hemen bir göz attım. Kulüp Cluj şehrinin Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna dahil olduğu 1907 yılında kurulmuş. Orijinal adı da Demiryolu Çalışanları manasına gelen Kolozsvári Vasutas Sport Club (K.V.S.C.) müş. Kurulduğu yıldan 1970’lere kadar elle tutulur bir başarısı yok. Araya giren dünya savaşları, sınır çizimi vs. gibi siyasi, politik sebeplerle bi Romanya ligi, bir Macaristan ligi, bir Transilvanya kupası gezmiş dolaşmış.

1976 senesine kadar, bizim de yaptığımız gibi en parlak dönemini ballandıra ballandıra anlatmış wikipedia’da. Şuna üç attık, buna beş attık falan. Fakat 1976-2002 dönemi arasında asansör takım kim olmak ister diyince ilk parmak kaldıranlardan biri olup alt liglerin gediklisi olmuşlar. Bu arada finansal problemlerle de boğuşan kulüp 90’lara doğru “özkaynak”tan gelen yetenekleriyle belini doğrultmaya başlamış.

2002 yılında da gözünü sevdiğim endüstriyel futbolun “batağına” düşüp ECOMAX’ın hem kulübe sponsor hem de ortak olmasıyla Roma galibiyeti’nin temelleri atılmaya başlanmış. Bu arada paranın her şeyi yapabileceğini düşünen kulüp yöneticileri muhakkak bir haltlar karıştırmışlar ki, kulübün ana sponsorunun adı hakem ayartma skandalına karışmış.  Sonra teknik direktörü bunu reddetmiş ama onu da devre arası göndermişler. Yerine gelen Aurel Sunda’da 15 maçta tek beraberlik alarak takımı birinciliğe sonra birinci lige taşımış. Tam 28 yıl sonra birinci lige çıkan Cluj’un yerel olarak en büyük başarılarından biri bu.

2005 sezonunda Intertoto’ya katılma başarısı göstermişler. Maça rezerv kadrosuyla çıkan Athletic Bilbao’yu 1-0 ve ne maçtı be dedikleri St. Etienne’i yenemeden elemişler. Ancak Zalgiris Vilnius’u rahat geçebilmişler. Final maçında da Fransız Lens’a 89. dk.da yedikleri frikik golüyle elenmişler. Bu dönemde de takımın başında bulunan Rumen futbolunun önemli isimlerinden Dorinel Muntenau, aynı anda futbolcu olarak görev yapmış.

Şampiyonluğa uzandıkları sezonda takıma bu yoldaki en önemli desteği Benfica’dan gelmiş. Portekiz futboluna önemli yetenekler yetiştirmiş takım elindeki genç yetenekleri pişmesi için bu takıma göndermeye başlamış. 2006-2007 yılında yapılan kardeş kulüp anlamasından sonra takıma bir çok portekizli gitmiş gelmiş. Şu anda 5 tane portekizli var ve bu oyunculardan Cadu takımın kaptanı. 28 kişilik takımda zaten 7 rumen futbolcu var. Bu açıdan bakılırsa milli takımlara ne katar bu takım denilebilir. Ancak şu açıdan bakarsak katacağı şeyler var. Avrupa’da es kaza bir yerlere vardı bu takım, ülke puanına katkısı kadrosunda 5 portekizli, 3 brezilyalı 6 arjantinli vs bulundurduğu için bu ülkelerin takımlarına paylaştırılmayacak. Ülke puanına yapılacak katkı ile Romanya’dan daha fazla takımın katılmasını sağlamış olacak Avrupa Kupalarına…

Neyse konumuza dönelim. Takımı şampiyon yapan hocayı kovmuşlar ve yerine İtalyan Maurizio Trombetta’yı getirmişler. Zaten film de burada kopuyor. Trombetta 45 yaşında genç bir teknik adam. Kariyer olarak da daha yolunun başında. 1981-1993 yılları arası alt liglerin seyyah futbolcularından biriymiş. Emekli olur olmaz futbola ilk başladığı Udinese’de altyapı hocalığına başlamış. Kısa süre sonra dönemin teknik direktörü Giovanni Galeone’nin asistanlığına geçmiş. 1999 yılına kadar Galeone nereye, “asistan” Trombetta oraya gitmiş. Perugia ve Napoli bünyelerinde bulunduktan sonra biraz da Bologna’ya gitmek isteyip, haftasonu Roma’nın yenildiği Palermo’nun şu andaki hocası Francesco Guidolin’in Bologna takımında asistanlığına geçmiş. 5 sene burada çalışan tilki kürkçü dükkanına geri dönmüş. Galeone’nin Ancona’da yardımcılığını yapmış.

Kendi ayakları üzerinde durmaya 2007 senesinde karar veren Trombetta amatör kulüplerden Sevegliano’nun 7. haftada başına geçmiş ve son sıradayken aldığı takımla ligi 4. bitirmiş. Ardından da yolu Cluj’la kesişmiş. Nerede nasıl olmuş onu çözemedim. Ama etkileyici bir CV’si olduğunu söyleyebileceğimiz bu hocanın bu düzeyde bir takıma tavsiye edilmesi zor olmamıştır. Sezonu da Dinamo ve Steaua gibi iki köklü ekibin 17 yıllık hegamonyasına son vererek büyük bir adım atmış.

Yukarıda anlattıklarımdan çıkarılacak sonuç şu. Cluj çok mükemmel bir takım değil. Ancak başlarında 12 sene futbolcu, 14 sene de antrenör olarak italyan futbolunun içinde olan bir teknik adam bulunuyor. İtalyan takımlarının sistemini, oyun tarzını ondan iyi bilebilecek birileri elbette vardır ama onun da iyi bildiğini söylemek zorundayız. Bunları düşününce ve üstüne bir asistanlığını yaptığı Guidolin’den Roma’yı nasıl alt ederim başlıklı dersleri aldıysa alınan bu galibiyete şaşırmamalı bence. Tabi ki futbol şansı ve Roma’nın muhtemel çantada keklik takım düşüncesi galibiyete etki etmiştir. Top daha ne kadar yuvarlak olabilir bunu gördük Şampiyonlar Ligi’nin ilk haftasında.

Bakalım Cluj daha neler yapabilecek, Roma galibiyeti tesadüf mü değil mi göreceğiz. Ancak ben Trombetta’nın adını bir köşeye yazdım seneye Seria A takımlarından birinde yeri bence hazır…

Read Full Post »