Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ocak 2010


Bayern, Mario Gomez saolsun, pozisyonları harcadıkça harcadı ve maç 2-2’ye geldi. Bu durum ‘büyük yorumcu’ Ömer Üründül’ün ağzına mahalle futbolu tabiri olarak yapıştı ve sürekli ‘atamayana atarlar’ diyip durdu. Hatta en baba yorumu “Bak futbolu görüyor musun? Maç 6-1 olacakken 2-2 oldu. Futbol böyle bir şey işte…” idi. Neyse maçın son 10 dakikası. Bayern kalecinin solundan, Bayern’in sağından serbest atış kazandı. Robben ne vurdun sen öyle!!! Arka direkte biri tamamladı, ya da kaleci ufak bir dokunuşla topu direğin hemen üstünden kornere çeldi diye düşünürken meğer herkes kalenin içine girmiş. Hakkaten şahane bir gol… İzlemeye doyamam. Gol sonrası van Gaal ile sevinç de nefis. Gerçi Yılmaz Vural gibi gol oldu diye kendini yere atmadı van Gaal. Sadece geri geri gelirken takıldı ve düştü. Fakat ne farkeder. Medyanın çarpıtmasına geldi bir kere =)

(açamayana link >> http://www.youtube.com/watch?v=S02LHknOb5Q)

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.more about “Arjen Robben – Amazing Freekick“, posted with vodpod

Read Full Post »


Uruguay maçı sonrası Maradona (Arjantin Milli Takımı Teknik Direktörü)

Werder Bremen maçında Arjen Robben’in golü sonrası Louis van Gaal (Hollanda Milli Takımı eski Teknik Direktörü)

Uçan-kaçan fotoğrafını bulamadım -olan varsa göndersin-

bu da herhalde Ankaragücü Teknik Direktörüyken Yılmaz Vural

Read Full Post »


Sevilla karşısında ilk defa izlemiştim bu çocuğu. Sahadaki en genç isimdi. Uzun, ince, güçlü, dengeli, bileklerine hakim bir görüntüsü belli oluyordu. Ama ilk 4 şutunu dışarı atmıştı. Henüz 18 yaşında ama özgüveni yüksekti. Bu da onu cesur yapıyordu ve takımının ilk şutlarını atan isim olmaktan çekinmedi. Şutlarının dışarı gitmesindeki en büyük etken topu ayağına tam oturtamamış olmasıydı. Uzaktan şut atarak değil de kaleciyle karşı karşıya kaldığında yaptıkları beni oldukça şaşırtmıştı. Sevilla’ya attığı ilk gol nefis bir incelik içeriyordu. İkinci gol ise harika bir zekaya sahip olduğunu gösteriyordu Canales’in. İki gol de özgüven ön plandaydı. Takımın abisi ve kaptanı Pedro Munitis’e de teşekkür etsin Sergio. Bayramda bir çikolata, kolonya alıp elini öpmeye gitsin. Böyle paslar verilmez bir forvete. Gollerden sonra Chelsea, Real Madrid, Manchester City falan sıraya girmiş… İlk ben buldum bu çocuğu demek istiyorum!

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

more about “Sergio Canales -Sevilla-R.Santander- …“, posted with vodpod

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.
more about “Sergio Canales -Sevilla-R.Santander- …“, posted with vodpod

Read Full Post »


Messi geçen hafta 101. golünü attı. 6. sezonunda böyle bir sayıya ulaşmasına şaşıranların sayısı çok. Nedeni ilginç. Bu adam santrafor değilmiş! Bu yüzden 187 maçta 101 golü geçmesi anormal bir durum olarak görülüyor. Bu savı  üzerine basa basa dile getirmek çağdaş futbolda çok doğru değil. Değişen futbolda, artık golcü oyuncu tanımı da değişiyor. Santrafor olmak çok gol atmak anlamına gelmediği gibi, forvet ya da kanat oyuncusu olmak da az gol atmak anlamına gelmiyor artık.

Barcelona’nın oynadığı taktikte santrafor yok! İleri üçlü yani forvet elemanları var. Ve doğal olarak bu üç isim, bu takımın gol yükünü çekecek isimler. Aralarından biri de illa ki öne çıkacaktır. Bu da Messi oldu. Dünyanın en iyi takımının, belki de futbol tarihinin en iyi takımının forvet oyuncusunun 101 gole ulaşmasına santrafor olmadığı için şaşırmak kimi kalıplardan hala kurtulunamadığının göstergesi olsa gerek. Bu konuda soru işareti oluştu kafamda:

  • Messi santrafor değilse nedir?
  • Santrafor Güiza’ysa neden Messi kadar gol atamaz?
  • Gol atmak için Santrafor mu olmak lazımdır yoksa Messi mi olmak lazımdır?

Messi dönüşen futbolda santraforsuz oynanan sistemin gol ayağıdır. 101 gol atmasına şaşırmak zekilik ile delilik arasındaki ince çizgide olmaktır. Dönüşen futbolda santraforlar değil, forvetler gol kralı olmaktadır artık. Forlan, C.Ronaldo, Anelka… Gol krallığını zorlamaktadır… Tevez, Totti, Ronaldinho…

Asıl şaşırılması gereken konunun, hakiki bir sağ kanat oyuncusu olan, gerçekten bir santrafor olmayan George Best’in Manchester United kariyerinde 361 maçta 137 gol atması değil midir? Messi’nin bu kadar çok gol atmasına şaşıran kişilerin George Best’in bu yaptığı karşısında şaşkınlıktan o ince çizginin dışına çıkmaları gerekmez mi?

Kendi döneminde sağ kanat oyuncularının giydiği 7 numaralı formayı efsaneleştiren George Best Manchester United kariyerinde 361 maçta 137 gol attı. Kariyeri boyunca oynadığı 579 maçta ise 205 gole ulaştı. Üstelik santrafor  değil… Gel de şaşırma!

Read Full Post »

Bu aralar Aurelio gibiyim


Bir kaç yazı önce de kendimi Xavi gibi hissettiğimi söyleyen bir başlık altında tuşlamıştım klavyeyi. Fakat tamamen o gün oynadığım maça dair bir hissiyattı bu. Bu seferki böyle değil. Bu sefer hayata dair bir Aurelio’luk var bende. Birşeyler yazmama engel olan bir şeyler var sanki ve bu ne bulamıyorum. Kimi tahminlerim var beni tutan şeylere dair. Ama tam bulamıyorum bunun nedenini… Bulana kadar da yan pas yapmaktayım Aurelio gibi. Yazamıyorum yani gole gidemiyorum. Sürekli yan pas… Al ver, sağa bak, sola bak, öne bak… Baktın dolu, kimse boşa kaçmıyor, pas atacak kimse yok geri dön, yan pas ver. Sonra en çok topa dokunan adam ol, en çok isabetli pas atan adam ol… Şu anda aynen böyleyim… Du bakalım ne zaman bitecek bu durgunluk. Herhalde ne zaman yine yeni şeyler söyleyebildiğimi hissettiğim zamanda gaza basabileceğim.

Bu arada şu istatistikleri ölçme şeklini değiştirin allah aşkına. Sırf bu yüzden Aurelio gibi adamlar sükse yapıyor. O tarz adamlar beğeniliyor. Bakınız Mustafa Sarp! Türk futbolunun önündeki en büyük engel şu istatistikler…

Read Full Post »


Bir dönemin Sevilla’sıydı. Hatta bunlar şampiyon bile olmuşlardı. Valencia’yla kapışıyorlardı… Çok da geçmedi ki üzerinden. Geçen 10 yılın içerisinde gelmişti şampiyonluk kupası. İspanya’da kupaları kazanırken yakalanan iyi jenerasyonun skor üretmesini sağlayan isimdi. Ekürisi Roy Makaay ulusal takım düzeyinde ondan daha başarılı olabilmişse bunun tek nedeni Raul ve Morientes’te aynı dönemde oynamış olmasıdır. Bahsettiğimiz isimse sıkı bir İspanya ligi takipçisinin kolayca tahmin edebileceği bir isim: Diego Tristan. (daha&helliip;)

Read Full Post »


Italyan futbolunun isimsiz kahramanlarindan.En azindan ve muhtemelen benim jenerasyonum icin isimsiz bir kahraman-di. Fakat yeni baslayan serimin ikinci yazi konusu oldu ve artik isimsiz degil benim icin de… Belki de bundan sonra her 4 ocakta kendisini rahmetle anacagim…

Sandro Salvadore 15 yasindayken Milan’in yetenek avcilari tarafindan kesfedilmis. 1955’te baslayip 3 yil suren altyapi macerasi 1958 yilinda nihayete ermis. A takima ciktiktan sonra 4 yil boyunca 72 defa formasini giymis siyah-kirmizililarin. Bir de nazar boncugu takmis rakip aglara. Bu sure icerisinde 1960 yilinda Roma’da yapilan Olimpiyat oyunlarinda 4. olan Italyan takiminda forma giyen isimlerden biri olmayi basarmis. O donemdeki iki takim arkadasi da tanidik isimler: Giovanni Trapattoni ve Gianni Rivera… 10 yil boyunca formasini giydigi ulusal takimda 17 kez kaptanlik yaparak bu alanda 10. sirayi alan Salvadore 62 ve 66 yillarindaki Dunya Kupalarinda forma giyen isimlerden. 68 yilinda Italya’da organize edilen Avrupa Kupasi’ni kaldiran takimin icinde de yer almis. Takimin diger onemli arasinda ise Dino Zoff, Fachetti, Rivera ve Riva gibi onemli isimler bulunuyor…

Milan’da baslayan futbol hayatina 62’den sonra Juventus’ta devam eden Salvadore siyah-beyazli takimda ise toplam 12 yil sureyle futbol oynamis. Tam anlamiyla oynadigi mevkiinin vazgecilmezi, diger deyisle de defansin bel kemigi bir isim olmus. Oyle ki bu surede 331 maca cikmis. Bu sefer gol sayisi da artmis elbette: 14…

Ulusal takimda 36 maca cikan Sandro’nun ulusal takim kariyerinin bitis hikayesi ilginc otesi. 1970 yilinda Meksika’da yapilacak Dunya Kupasi’na hazirlanan Italya, kupaya aylar kala Ispanya ile subat ayinda karsilasir. Macin 23 ve 25inci dakikalarinda Italya kalesinde iki gol gorur. Gok mavilileri yikan goller Sandro Salvadore’den gelmistir. Karsilasma 2-2 sonuclanir. Italya’nin o donemdeki teknik direktoru Ferrucio Valcareggi mucadele sonrasinda Sandro’nun ulusal takim kariyerini bitiren aciklamayi yapar: Sandro artik guvenebilecegimiz bir isim degil. Onu artik takima almayi dusunmuyorum. Bu aciklamanin ardindan 1939 dogumlu sporcu erken bir yasta ulusal takima veda etmek zorunda birakilir…

Futbolu 1974 yilinda biraktiktan sonra kosesine cekilir ve kendi capinda bir sarap dukkani acar. Hayatini bu sekilde kazanan Salvadore en son 1 Kasim 2006’da Juventus’un 109. yil etkinliklerinde stadyumda gorulur ve o gunden sonra oynarken giydigi 6 numara onunla anilmaya baslanir. 3 ay sonra da 4 Ocak sabaha karsi 2007 yilinda uyurken gecirdigi kalp krizine yenik duser. Futbola veda ettikten sonra kendi haline cekilen bu sessiz libero, hayata da yillarini verdigi Juventus tarafindan efsanelestirildikten sonra sessizce veda eder…

  • Scudetto.svg Seri A Sampiyonlugu: 5
Milan: 1958-1959, 1961-1962
Juventus: 1966-1967, 1971-1972, 1972-1973
  • Coccarda Coppa Italia.svg Italya Kupasi: 1
Juventus: 1964-1965

Read Full Post »


Yahu bu Higuyeyn valla golcü falan değil. Karşı karşıya iki tane pozisyon harcadı ki akıllara zarar… Pellegrini ne buluyor da ilk 11’de bu adama yer veriyor ve 70 dakika boyunca inanıyor güveniyor. Biri şu adama, “Bak kardeşim seni hep son 20 dakikada oynatacağım. Fakat bunun tek bir ulvi amacı var. Çünkü ayağına gelen gelen fırsatları daha verimli kullanabilmeyi alıgılayabilmen gerek. Bunu da kalan son 15-20 dakikada gol yapmayı tecrübe ederek öğrenebilirsin…

Ossasuna maçında puan kaybederse Pellegrini Higuain’deki ısrarını sorgulamalı. Benzema’ya ya da Van der Vaart’a bu kadar sabretse çok daha fazla verim alınır. Hollandalı’nın Real Zaragoza maçında yaptıklarını gördük. Benzema’nın da… Evet Higuain takımın en çok gol atan oyuncusu olabilir şu anda takımı için ama bu istatistiğe bir örnek vererek selam etmek istiyorum tüm Higuainseverlere. Güiza da iki yıl öncenin gol kralıydı İspanya’da! Real Madrid Sergio Ramos sayesinde bir puan kazandı. Higuain sayesinde 2 puan kaybetti…

Read Full Post »

Los Angelos


Evet evet bir yenilik olacaktı bu yıl blogda. Orası kesin. Yeni bir soluk getirmek gerek illa ki… Ne olsa ne olsa derken, günde en az bir kere olsun yazmak için de bir neden olur düşüncesiyle çıktı bu fikir. Biraz da uzun bir süredir Facebook’umda “tarihte bugün” serimin etkisi oldu fikrin gelişmesinde. Fikir şu: Bugün doğan ya da ölen futbolcular, futbol düşünürleri hakkında kısa bir yazı yazayım… Yani tarihte bugün… Belki bu seri futbol olaylarıyla da genişletilebilir dönem dönem… Böylece hem sevdiğim futbolcuların ne zaman doğduğunu öldüğünü falan öğrenirim dedim… Yılın ilk iki günü için boş geçtik. Doldurabilirim de doldurmayabilirim de… Neyse günde en az 1… yılda en az 365 post bilemedin 366 =)) Neyse ilk isim karşı kıyıdan… Angelos Basinas… (daha&helliip;)

Read Full Post »


Guardiola’yla başladığı söylenen bir trend var. Hani şu “takımın içinden gelen genç teknik adam” modeli… Pep’in Barcelona’nın başına geçmesiyle gelen başarılar Ciro Ferrara, Leonardo, hatta Bülent Korkmaz’ın bile iş bulmasına neden oldu?! Ciro, Juve’yle, Leonardo da Milan’la bir şey yapmaya çalışıyor. İlk teknik direktörlük deneyimlerinde haliyle başarı kazanmak konusunda Pep kadar yükseğe çıkamayınca eleştirilere maruz kalıyorlar. Başarı kazanamayınca eleştirilmek olağan bir şeydir. Fakat Ferrara ve Leonardo’yu Pep ile aynı kefeye koyup eleştirmek haksızlık. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kim bu adam?


KOD ADI: SHREK

Read Full Post »


İzlediğim en kötü Liverpool’du. Lucas Leiva, Xabi Alonso gidince, Giunti’siz Yasin Sülün’e dönmüş… Koskoca Liverpool orta sahası bu adama kalmamalı. Bir Mascherano da yetmez bu orta sahaya. Aquiliani de kalan maçlarda bir fark getiremez bu takıma. Çok anlamsız bir transfer olmuş bu sezon için. Belki de ilk maçlarından biriydi ama topla çok yavaş kaldı. “Burası Premier Lig olm bekletmezler adamı ayağında topla…” Bu takım artık sadece Gerrard’ın ayağına bakıyor. Çok fena alışmışlar bu adama… Aslında olumsuz bir manada kullanılan bir sözdür ama Gerrard şu anda “Atsan atılmaz, satsan satılmaz…” konumda. Atsan derken atamazsın zaten. Satsan zaten satamıyorsun taraftar baskısı falanı bırakın alternatifi de yok… Giderse yeri de dolmaz. Liverpool anlamsız kalır… Satılacaksa da 80 milyon Euro’ya Real Madrid’e gider… Torres ise yine Ümit Karan döneminde. Atamıyor bir türlü, maç boyunca dayak yediği gerçeği dışında düşük motivasyonla çıkmıştı sahaya. Torres de belki de her şeyin kendi üstüne yıkılmış olduğunu hissetti ve bunu kaldıramıyor şu aralar… Rafael Benitez’in altyapı hamlesine ihtiyacı var. Ama bu iş Insua, Darby, Ngog gibi ipe sapa gelmez adamlarla olmaz. Bu çocuklardan yıldız çıkması çok zor gözüküyor. Özellikle Darby’den. Aldığı her topu ileri salladı ve hiç biri de bir takım arkadaşına ulaşmadı.

Liverpool’un ligde işi çok zor. Kupada da bu futbolla bu düşünceyle fazla ileri gidemezler. Devre arasında Arda’yı mı alırlar bilemem ama iyi bir kaç genç yetenek ya da Harry Kewell gibi adamlar bulmalılar… Aman bizimkinden uzak dursunlar da nası bir hamle yapacaklarsa yapsınlar…

Read Full Post »


Senenin açılış maçı Middlesborough ve Manchester City arasında oynanan Federasyon Kupası karşılaşması oldu. Sıkıcıydı aslında. Mücadelenin sert geçmesinin tek nedeni yağan karın zemini kayganlaştırmasıydı. Maçın başlarında şiddetli yağan kar ilk 20 dakikada futbolcuların ayağını bolca kaydırdı.

Karşılaşmanın ilk yarım saatinde izleyebilme şansını bulduk Adam Johnson’ı. Çünkü Alex Ferguson kanından M’boro hocası Gordon Strachan, Johnson’ın havalı tavırlarına tahammül etmedi ve hemen oyundan aldı. Maça solda başlayan ve sonrasında da sağ kanada gelen Johnson bir pozisyon sonrası rakibi faulsüz müdahale etmesine karşın topu takip etmeyi bıraktı ve hakeme itiraz etti. Üstelik oyunu takip etse top boşta kalmış ve önüne alması için onu bekliyordu. Fakat Strachan bunu yemedi. Oyuncusunu hemen kenara çekti soyunma odasına gönderdi. Yerine Emnes’i oyuna aldı. Spiker ise bu durumu Johnson’ın sakatlanmasına bağladı ama öyle bir hali yoktu… Neyse oyunda kaldığı sürede yaptıklarıyla iz bıraktı bende… Daha da büyük izler bırakacak bir adam. Yeni Downing denmiyor muydu bu adama zaten? İzledim tatmin oldum…

M.City ise aşağı yukarı yedek bir kadroyla çıkmıştı. Özellikle atak gücü olarak. İsmini bilemediğim bir tek Vladimir Weiss vardı. Ama öyle bir oynadı ki artık ismini unutmam. Bileklerine oldukça hakim bir çocuk. Hızlı da. Biraz cılız kalıyor ikili mücadelelerde. Şimdi bir bakınayım dedim kaç yaşında diye; 1989 doğumluymuş ama dikkatimi daha başka bir şey çekti. 3 göbek topçuymuş bunlar. Dedesinin de, babasının da adı Vladimir Weiss!!! Hepsi Slovak futbolunda önemli isimlermiş… Bu çocuk da önemli bir yer alacak ülkesi futbolunda. Zaten 2008 yılında Manchester City ile Federasyon Genç Takım Kupasını kazanmış. Finalde Chelsea’yi yenmişler… Bir gol, bir de asistle oynamış kerata… Galiba 70 dakika sahada kaldı. Topla çok rahat bir oyuncu olması en büyük artısı. De hadi hayırlısı…

Read Full Post »


Read Full Post »


2 OCAK Cumartesi
17:00 MIDDLESBROUGH – MANCHESTER CITY (NTVSPOR)
19:15 READING – LIVERPOOL (NTVSPOR)
21:15 LA LAKERS – SACRAMENTO (NTVSPOR)
23:00 BARCELONA – VILLARREAL (NTV)
3 Ocak Pazar
15:00 MANCHESTER U.-LEEDS U. (NTVSPOR)
18:15 WEST HAM – ARSENAL (NTVSPOR)
18:00 ZARAGOZA-DEPARTİVO (NTV)
20:00 MALLORCA – A. BILBAO (NTVSPOR)
22:00 OSASUNA-REAL MADRİD (NTV)

Read Full Post »


Futbol dolu bir yıl dilemeyeceğim. Yıl zaten futbol dolu.

Barcelona’nın şapkadan çıkardığı “tavşan” skorlu Real Madrid galibiyetindeki futbol gibi,

Liverpool’un 4-4’lük maçları gibi bol gollü,

Lincoln ve R.Carlos’un anlam veremediği derbi kavgalarından yoksun,

Tottenham’ım için bol gollü ve şampiyonlar ligi ile sonuçlanan,

11 Haziran-11 Temmuz arası bu sayfalarda Güney Afrika’dan görüşmek,

En önemlisi de bu sayfalarda daha sık görüşebildiğimiz bir yıl olması dileğiyle…

Belki de bolca yeniliklerle…

En çok da sevgilerimle…

volkanbk3

(Harry Redknapp, Noel Baba kostümü giymiş midir yılbaşında?? ya da giyse ya bundan sonraki yıllarda…)

Read Full Post »