Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2008


uefa_cup_logo13

Çarşamba ve Peşiembe yapılan 16 maç sonunda UEFA gruplarında son sıralamalar belli oldu. Gruplardan çıkmayı başaran takımlar gruptaki sıralamalarına göre aşağıdaki gibidir.
A Grubu: M.City, Twente, PSG
B Grubu: Metalist Kharkiv, Galatasaray, Olympiakos
C Grubu: Standard Liege, Stuttgart, Sampdoria
D Grubu: Udinese, Tottenham, NEC Nijmegen
E Grubu: Wolfsburg, Milan, Braga
F Grubu: Hamburg, Ajax, Aston Villa
G Grubu: St. Etienne, Valencia, Kopenhag
H Grubu: CSKA Moskova, Deportivo, Lech

Galatasaray’ın grubunu 1. bitirmesini elbette istiyorduk. Biraz prestij meselesi tabi ki ve ayrıca da son 32’de UEFA gruplarından 3. olan takımlarla eşleşmeyi, Şampiyonlar Ligi’nde takımlarla eşlemeye tercih ettiğimizdendi.. İstanbul’da Metalist’e yenilerek grup birinciliğini tehlikeye soktuk. En azından bir beraberlik bizi birinci yapıyordu. Son maçta hepimiz Benficalı olduk. Maçı pek izlemedim ama Benfica’nın direkten dönen iki topunu ve Nuno Gomes’in kaçırdığı golü gördüm. Metalist’in ise tek atağını gördüm. O da gerçekten güzeldi. Benfica yarı sahasında  çapraz toplar yaparak defansın dengesini bozdular ve Benfica’nın sol bekindeki kademe boşluğundan yararlanıp düzgün bir şutla golü buldular. Metalist’in şansıyla buraya geldiğini iddia edenler olabilir. Ama Beşiktaş maçları şans mıydı? Gruplarından hiç yenilmeden bir takım olmaları şans mıydı? Hala inatla şans olduğunu söyleyenlere hak verebilirim. Ama bu takımın şansını zorladığını iddia edemez miyiz? Şans onlardan yanaydı direkten dönen toplarda, Servet’in kaptırdığı topta… Ama Benfica maçında direkten dönen toplara vuran adamları rahatsız etmeleri yüzünden o adamlar toplara rahat vuramamış olamazlar mı? Servet’in geride tek olduğunu ve topu ıskalama ihtimalini ya da şansını düşünüp pres yapıp topu kapmaları şanslarını zorlamak değil midir ki? Metalist hakkıyla birinci oldu,şansıyla değil..

Grubumuzu ikinci bitirmenin çok büyük bir talihsizlik olduğunu düşünenler var. “Eyvah Şampiyonlar Ligi’nden gelenlerle eşleşeceğiz mahvolduk” diye düşünenler var. Etikete bakıp yanılgıya düşmeyelim. Bu konuda küçük bir araştırma yaptım.

Gruplu şekilde 2004’ten beri oynanmaya başladı UEFA Kupası.Bu statüyle oynanan kupanın ilk sahibi CSKA Moskova olmuştu. Şampiyonlar Ligi’ndeki grubunda 3. olan takım şanslı kurasıyla şampiyon olabilmiş diyebiliriz. İlk turda eledikleri Benfica bu yıl UEFA grubunda sonuncu old. Mesela Parma şimdilerde Serie B’de. Partizan hep figüran. Auxerre de dengesiz bir ekip. Bir var bir yok. Finali az çok hatırlıyorum. İkinci yarıda 1-0’dan 3-1 yaparak enfes bir maç çıkarmışlardı. Sanırım ardarda iki kontra atakla bitirmişti Sporting’i kendi evinde. Sporting ise o yıl grubunda sonuncu olmuş.. Feyenoord,M.Brough,Newcastle ve AZ’yi eleyip finale çıkmış. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Sonrasında Sevilla şampiyon oldu. Beşiktaş’ın da bulunduğu  grupta averajla ve sadece 7 puanla birinci olmuş. Yani Galatasaray’dan 2 puan az toplamışlar. Grubun ikincisi ise son şampiyon Zenit. Finalde karşılaştığı Middlesbrough da grubunu birinci bitirmiş.  Son dörde kalan Steaua da grubunu 8 puanla 1. bitirmiş. Son dörde Ş.L.’den sadece bir takım kalabilmiş o da Schalke 04. Alman takımı çok ilginç bir şekilde bu sene UEFA’ya veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Ertesi yıl yine kupaya uzanan Sevilla bu sefer grubunu 2. bitirmiş. Ş.L.’den gelen Steaua ve Shakhtar’ı ardarda elemişler. Ardından yine Beşiktaş’ın grubunda bulunan ve birinci olan Tottenhamımı elemişler. Sonra da grubunu ikinci bitiren Ossasuna’yı elemiş. Finalde de grubundan birinci çıkan Espanyol’u elemiş. Bu sene ise Sevilla gerçekten dramatik bir şekilde gruplara veda etti.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan sadece üçü son 16’ya kalabilmiş.

Son şampiyon Zenit ise grubundan tek puan farkla ve neredeyse mucize ile çıkmayı başarmış. AZ son maçında 3-3 berabere kalsa puanları, averajları, attığı ve yediği gol sayıları eşit olacaktı. Öyle olsaydı UEFA nası bir uygulama yapardı bilinmez.. O derece bir mucize.. Zorlu gruptan birinci çıkan geçen yılın flaş takımı Villareal’i elemişler ilk turda. Sonra Şampiyonlar Ligi’nden gelen Marsilya’yı, Skibbe’nin Leverkusen’ini ve Bayern’i eleyip finale çıkmışlar. Finalde ise Ş.L.’den gelen Rangers’ın Fatih Tekke’nin yıldızlaştığı maçta yenerek kupayı aldılar. Son şampiyon bu yıl Galatasaray’ın muhtemel rakibi.. Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımdan bu sefer 5’i son 16’ya kalabilmiş.

Yani istatistiki bir veri var yukarıda ve Ş.L.’den gelen sadece bir takım şampiyon olabilmiş gruplu statüye geçildiğinden beri. O da CSKA Moskova.. Daha önceki statüde sadece Şampiyonlar Ligi’nden gelip kupayı kazanan Galatasaray,Feyenoord’un şampiyonluğu var.. Yani bu kupayı kazanma şansı UEFA’dan gelen takımların daha yüksek..

Ayrıca Ş.L’den gelen Bordeaux, W.Bremen, Shaktar Donetsk, Marsilya, Aab Aalborg, Fiorentina, Dinamo Kiev, Zenit ile UEFA gruplarının 3.’leri PSG,Olympiakos,Sampdoria,NEC Nijmegen,Braga,Aston Villa,Kopenhag,Lech takımları arasında çok büyük farklar olduğunu iddia edebilir miyiz?

Galatasaray ‘ın grubunu ikinci bitirmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bir kere “çok güçlü” olduğu iddia edilen takımlardan birini eleyecek ve “çok güçlü” rakiplerinden birini saf dışı edecek. 8’den biri gidecek. Galatasaray, son haftalarda sunduğu 10’ar dakikalık resitalleri tüm maça yaymayı başarabilirse “çok güçlü” rakiplerinden hangisini yenemez? Son haftalarda maçların son 10 dakikalarında oynadığı futbolu oynarsa hiç birini eleyemez orası ayrı bir yazı konusu..

Peki grubu birinci bitirip “Ş.L.’den geliyorlar yandık, çok güçlüler” dediğimiz takımlarla eşlememiş olduğumuzu düşünelim. Ve hepsinin de “çok güçlü” oldukları için son 16’ya kaldığımızı düşünelim. 8 tane “bela gibi, çok güçlü” takımın karşımıza çıkma ihtimali olacaktı. Öyle daha mı iyi mi olacaktı ki acaba?

Kuradan kim çıkarsa çıksın hiç bir şekilde şüpheniz olmasın Galatasaray Ş.L.’den gelen 8 takımı da yenebilecek güçte.. Takımın başında UEFA’da son sekize kalmayı başarmış Skibbe var. Ne çabuk unutuyoruz..

Read Full Post »


allardyceshoutspa_468x400Bir kaç gündür konuşuluyor Tugay Kerimoğlu Blackburn Rovers’ın asistan koçluğuna getirilecek diye. Böyle bir şey gerçekleşecekse de Greame Souness’ın  yardımcısı olarak bu görevde bulunacaktı..  Greame Souness bbc’ye  aradığınız kişi ben değilim diye açıklama yapmıştı… Bu durumda Greame Souness’ın BR’ın başına geçme şansı ortadan kalktı. Hem de öyle bir ortadan kalktı ki, daha bugün takımın başına geçeceği söylenen  “Big Sam” lakablı Sam Allerdyce takımın başına geldi bile… Big Sam Bolton’dayken kulaklığı sayesinde iyi işler başarmıştı! ama Newcastle’da iken işler pek iyi gitmemişti.. Sam artık Blackburn’ün yeni menajeri, asistan koç Tugay olur mu bilinmez… Ama Tugay’ın İngiltere’de antrenörsüz kalmış bir takımın oyuncusuyken, takımı bir süreliğine de idare edeceği söylentilerinin çıkması bile onun İngiltere’deki,Blackburn’deki saygınlığını ortaya koyuyor… Bu ise hepimiz için mutluluk verici bir durum.. Bugün olmaz Ali belki yarın…

Read Full Post »


Sıvas’ın dönüşü!

Bülent Uygun’la geriye düştüğü 9 maçı çevirmeyi başardı

(Cumhuriyet Gazetesi-28.09.2008)
Sıvasspor, Bülent Uygun’la geri dönüyor… Kırmızı – Beyazlılar, genç teknik adamın takımın başına geçtiği 2006’dan bu yana oynadığı lig maçlarının 9’unda geriye düşmesine karşın 90 dakika sonunda sahadan puanla ayrılmayı başardı. Bu karşılaşmaların 5’ini galibiyetle kapatan Sıvasspor, 4’ündeyse rakibiyle berabere kaldı. Kırmızı – Beyazlıların geriden gelip puan aldığı 9 maçın 4’ünü F.Bahçe, G.Saray ve Beşiktaş’a karşı oynamış olması da dikkat çekiyor. Anadolu’nun yükselişteki temsilcisi, F.Bahçe ve Beşiktaş’ı birer kez yenip G.Saray’la berabere kalırken bu maçlardan çıkardığı puanları önceki günkü F.Bahçe galibiyetinde olduğu gibi son dakika golleriyle elde etti. Yenik duruma düştüğü maçları son 15 dakikada attığı gollerle çeviren Sıvasspor, süre tükenene dek mücadeleyi bırakmamanın semeresini aldı. Son 3 sezonda G.Saray ve F.Bahçe’nin kazandığı şampiyonluklarda son dakikalardaki gollerin önemi göz önüne alındığında, Yiğidolar bu performansıyla şampiyonluğa göz kırpıyor. Sıvasspor gibi takımların Alex’leri, Lincoln’leri, Delgado’ları olmayacak belki ama kısıtlı bütçeleri ile şampiyonun 6 puan gerisinde kaldıkları sezon bir Anadolu takımının cesur oynadığı zaman neler yapabileceğini herkese gösterdiler. Gösterdiği mücadeleyle futbolseverlere amatör ruhun ne demek olduğunu hatırlatan Yiğidolar, 2008-09 sezonunda evlerinde yenemedikleri 3 büyük takımı bu sezon alt etmeyi başarabilirse şampiyonluk hiç de uzak gözükmüyor…

2008-09: Sıvas-F.Bahçe: 2-1 (Dk. 88 Sezer Badur: 2-1), Eskişehir-Sıvas: 2-2 (Dk. 75 M.Yıldız: 2-2).
2007-08: Manisaspor-Sıvasspor: 1-1 (Dk. 87 Sezer Badur: 1-1). Beşiktaş-Sıvas: 1-2 (Dk. 83 Ilgar Gurbanov: 1-2). Sıvas-Bursa: 3-2 (Dk. 76 M.Yıldız: 3-2).
2006-07: Sıvasspor-K.Erciyes: 2-1 (Dk. 90 Mehmet Yıldız: 2-1). Sıvasspor-G.Saray: 1-1 (Dk. 90 Gürhan Gürsoy: 1-1). Sıvas-G.Antep: 2-1 (Dk. 79 Mehmet Yıldız (pen.): 2-1). F.Bahçe-Sıvas: 2-2 (Dk. 37 Servet Çetin: 1-2). sivasspor5

1,5 ay önce böyle bir manşet atmışız gazeteye. Fenerbahçe maçına kadar mağlubiyet almamışlar. İlginçtir ki tam da bu maçtan sonra Ankaraspor’a deplasmanda yenilmişler. Bir de Antalyaspor’a… O günden beridir de Beşiktaş ve Trabzonspor’a yenilmemişler. Galatasaray’la oynamadılar henüz. Evinde kral, dışarıda ise biraz talihsiz bir performansları var. Bu hafta karışmış bir Gençlerbirliği deplasmanına çıkacaklar..

İstatistiklere göre ligin ilk yarısını bitiren takımlar genellikle şampiyonluğa ulaşmışlar. Henüz ligin ilk yarısı bitmiş sayılmaz tabi ki ligin 17. haftasında Sami Yen’de oynayacakları Galatasaray maçı bu noktada çok kilit bir role sahip.. Sivasspor’lu değilim,Sivaslı da değilim fakat ligi şampiyon bitirme konusunda sonuna kadar destekçileriyim. Bu desteği vermemin tek sebebi ise, yıllar sonra anadoludan bir şampiyon çıkacak olmasının yanında her açıdan örnek teşkil ediyor olmaları.. Keşke şampiyon olsalar ve diğer anadolu takımları da onları örnek alsa…

Read Full Post »


Son Tottenham yazımı 30 Ekim’de yazmışım.. Ben zamana yenilirken, beyaz-lacili takımım sadece iki kez yenildi.. İkisi de bence biraz süpriz sonuçlardı. Fulham’ın çok iyi oyunculara sahip değil ama iyi bir uyum içinde. Andrew Johnson da zaten tek yıldızları olarak göze çarpıyor ki Spurs’ü 2-1 yendikleri maçta da bir golü var. Everton’sa Spurs’ten daha oturmuş bir takım ama yine de evinde yenilmemesi gerektiğini düşünüyordum. Neyse bazen keybetmek güzeldir, kazanmanın kıymetini daha anlamak için..

_45295700_berba_paLiverpool’u lig maçında son dakika golüyle yendiğimiz maçı izleyemedim ama hafta içi oynadığımız Lig Kupası mücadelesi, son günlerde izlediğim en eğlenceli maçlardan biri oldu. Bu kupanın hakkını pek vermeyen büyük kulüplerden Liverpool’un yedek ağırlıklı kadroyla çıktığı maçlardandı. Rafa Benitez için gençlerini sahada görmek iyi olabilir tabi ama bu takımlar böyle yaparak taraftarlarına yazık ediyor biraz.

Fraizer Campbell’ın efsaneleştiği maçta iki golü bir de asisti falan vardı. Tamamen gidişata damgasını vuran adam oydu. Tabi Liverpool defansının hataları da sağolsun.. Tottenham Manchester’dan kiraladığı bu çocuğu takımda tutmalı. Hem altyapısı sağlam hem de çağdaş futbolun gerektirdiği hücum oyuncusunun özelliklerine sahip. Forvet sıkıntısı çeken takımda gezici (all-rounder) tipinde oynayabilecek yek pare şahsiyet.

Premier Lig maçı izlemeye hasret kalmışım. Bunu bugün anladım.. Aman ki heyecan dolu son dakikalarda gol olmadı da lig’in dört büyüğüne çelme takmayı başardı “sıcak mahmuzlar” -HotSpurs-

Manchester United maçı benim için, muhtemelen Redknapp için de çok önemli, çok kilit bir maçtı. Avrupa’nın en iyi futbolcusu takımdaydı elbette ama ilk 11’in bir hayli eksik olduğunu belirtelim. Orta sahada Scholes olmadığı zaman takımın pas hızı, oyunu yönlendirme gücü ve dikine oyundan yoksun kalıyorlar. Carrick ve Fletcher yardımcı oyuncu rolünde iyiler ama her filmde en az bir baş rol oyuncusu bulunur. Bu sefer kenarda oturuyo080517harryrdu Scholes. Rooney’siz sahaya çıkan kırmızılarda Giggs ve Scholes neden kenardaydı ben anlamadım. Harry Redknapp ManU’nun sahaya Rooney’siz çıkmasına verdiği esprili cevap da her daim hatırlanmalı: “Ufak tefek Tevez adında bir Arjantinli oynayacakmış onun yerine. Sanırım sahaya Rooney yerine bu adamla çıkmaları dünyanın sonu değil..” Ne tonton adam şu Redknapp..

Woodgate sahalara çabuk döner umuyoruz ki ama sakatlanıp oyundan çıkması takım adına bu maçlık iyi oldu. Kalın ve kısmen yavaş Corluka yerine hızlı,çarpışan, kolay geçit vermeyen Zokora’nın Ronaldo’yu savunması atak gücü portekizliye bağlı olan ManU’yu durdurma açısından kolaylaştı. Defansın göbeğinde yer alan Dawson da takımın savunma gücündeki en önemli adam oldu bu maçta..

BBC, “Kararlı-Azimli Tottenham ManU’yu durdurdu”, diye manşet atmış.. Orta sahada Manchester’dan daha etkindiler. Lennon takımı çok iyi sürüklüyor. Müthiş hızlı bir oyuncu, top hakimiyeti,tekniği çok iyi.. Son vuruşlarda biraz daha iyi olsa çok daha iyi yerlere gelir. Maç boyu Manchester Utd’nin tıfıl sağ beki Rafael Lennon’la çok iyi boğuştu…

united_report240Diğer kanatta oynayan yakışıklı David Bentley’nin tarafından fazla bindirme olmadı bugün. En azından göze batan bir pozisyon gelişmedi o bölgeden. Ama uzakça bir mesafeden serbest vuruştan kaleye gönderdiği top enfesti.. Van der sar da aynı enfeslikte topu kornere tokatladı.

Cruyff’a benzediği için yeteneği abartılan Modric’in Premier Lig’de tutunması için çok fazla çalışması gerektiğini bu maçta ben gördüm. Ama Harry’cim göremedi. Gitti takımın kaptanı, orta sahayı toparlayan adam Jenas’a maçın son yarım saatinde top oynamayı yasak etti. Aynı bölgede oynayabilen özkaynak O’Hara o dakikalar için en doğru tercihti ama çıkan oyuncu Modric olmalıydı. Henüz ne lige ne de takıma alışamamış.. Rio Ferdinand’ın yanında ufak kaldığı gibi üflediğin zaman uçuyor. Maç boyu tek hareketi 70 civarı kaleye attığı şut idi. Modric kenara gelseydi, bu maçı kazanma şansımız daha fazla olurdu.

Şansımız artardı çünkü, oyuna takımın esas forveti girmişti. Jenas’la uyumunun daha iyi olduğunu düşündüğüm Darren Bent, Modric’ten pek beslenemedi. Sonuç olarak oyuna pek fazla ısınamayınca varlık da gösteremedi. Pavlyuchenko tabi ki çok kaliteli bir oyuncu ama bu takımın hücumcusu Darren Bent’tir.dimitar-berbatov_1205495c

Telegraph da; “Berbatov Tottenham taraftarlarının yuhalamalarına sessiz kaldı” şeklinde atmış manşetini. Koca maçı tek adama indirgeyerek yoruma açmışlar. Güzel oyunu gölgede bırakan bir başlık. Ama maçın en ilgi çeken anlarıydı topun Berbatov’la buluştuğu saniyelerde tribünlerden gelen “booooooo” sesleri. Liverpool maçında Robbie Keane’e daha bir edepli davranmışlar. Bağırlarına basmışlar İrlandalıyı. Heralde transferin son dakikasında gitmiş olmasını içerlemiş Londralılar…

Güzel futbol ve güzel bir sonuçla üst sıralara doğru yürüyüşünü devam ettirdi “zambak beyazı” renkli takımım! Fakat bu takımın hücumcularını daha iyi kullanması gerek. Forvette Bent’in hemen arkasında Bentley’i kullanılırsa bu adamın uzaktan attığı mermi gibi şutlardan daha çok yararlanılır. Lennon ve Dos Santos (Gio sakat olmasa mesela) kanatları değişimli,dönüşümlü kullanarak atak bindirmeleri yaparak çok büyük tehlikeler yaratabilir. Jenas ve Zokora ortada sigorta! Beklerde Ekotto ve Corluka mevcutların en iyileri.. Tandemde ise Woodgate ve Dawson harika ikili! Kaleci Gomes dengesini bulursa bu takım ligi çok rahat ilk 10’da bitirir.

Yakında: Tottenham Hotspurs’ün 126 yıllık tarihi..

Read Full Post »


Tek galibiyetle çenesi açılan teknik direktörlerin başında gelir Güvenç Kurtar. Kendisinin de dediği gibi kimsenin bildiği hocalardan değildir o, farklıdır, müthiş taktisyendir! He bir de son sırada aldığı takımı ligde tutmayı başararak gazete manşetlerine ismi sayesinde malzeme olabilen yegane teknik adamlardan. “Güvenç Kurtarsın” gibilerinden…

Rotasyon sevdalısı yöneticiler yedek kulübesinde bekleyen Kurtar’a ligin 10. haftasında şans tanıdı. Kimin şans tanıdığı farkeder mi? Nasıl olse sezon sonunda, onu aynı takımın başında görebilme şansımız %50!

Hiç bir şekilde nedenini anlayamadığım halde gönderildi Samet Aybaba Bursaspor’dan. Takımın başında kaldığı süre içerisinde zirveye bile çıkma başarısını gösteren takım ilk 6 haftada sadece Sivasspor’a yenilmiş. Galatasaray’ı yendikten sonra, form grafiği hafiften yükselişe geçen Eskişehir,Fenerbahçe ve Ankaraspor’a yenilmişler. 5 galibiyete karşın, 4 mağlubiyet alsa da, yöneticiler için ağır basan taraf yenilgi sayısı olmuş kanımca. Hatta belki berabersizlik canlarını çok sıkmış olabilir. Zira takımın başına getirdikleri Güvenç Kurtar, ilk maçında hemen bir beraberlik almış yönetimi rahatlatmış…

Ardından Trabzonspor maçına kadar çıktığı maçlarda ne gariptir ki hiç galibiyeti yok! Beşiktaş ve Konya’ya ne gol atabilmiş ne de yemiş. Antalyaspor ile geriye düştüğü maçta zorlanarak berabere kalmış. Unutulmayacak Denizlispor maçında ise öne geçmesine karşın son 5 dakika’da yediği iki golle karşılaşmayı 4-3 yenik bitirmiş.

kedi-kopekTrabzonspor maçını tam izlemedim. İlk yarısına bakındım diyebilirim. İlk yarım saatinde iki takımında adam akıllı bir atağını göremedim. Televizyon karşısında uyuklarken Gökhan Güleç’in şişko Sylva’yı alt ettiğini gördüm. Güzel bir goldü, tebriklerim Gökhan’a gider. Trabzonspor nasılsa alır bu maçı rehavetiyle uyudum tabi ki. Gözümü açtığımda bir Sercan sesi duydum, bir de hakemin bitiş düdüğünü…

Vay be dedim Bursa’ya helal.. Demez olaydım! Attıkları ikinci gol külliyen ofsayt! Tunç Kayacı’nın yorumladığına göre ikinci yarıda Bursaspor’un atağı bile yok, geriye yaslanmış, kaderinin çizilmesini bekleyen kurbanlık koyun gibi oyunu seyredalmış. Güvenç Kurtar’a göre ise kendisi takımını geriye yaslamamış! Sadece Emrah’ı dörtlü defans bloğunun önüne koyup 4+1 defans yapmış. Ama aslında top rakip sahadayken ileri çıkmaları gerekiyormuş..Trabzonspor’a karşı oynadıkları oyunla da takdir edilmeleri gerekiyormuş!..

Ben yılların hocasıyım diyen hocam futbolcu psikolojisi vardır bilir misin? Takımı 1-0 öndeyken kenardan gelen oyuncusun mevkisi direkt olarak futbolcuların psikolojisini dolayısıyla oyun tarzını etkiler. Sen defansını 4+1 yaparsan, rakip takım isterse sonuncu olsun illa ki kendi oyuncun geriye yaslanır.. Seni bunu bilmediğin için mi takdir edelim? Takımın başına geçtiğinden beri takımın kazandığı puan sayısının, bu maç dışında Samet Aybaba’nın takımın başında olduğu dönemin 5’te biri kadar bile olmadığı için mi takdir edelim? Yoksa ofsayttan attığın gole rağmen hiç bundan bahsetmeden  egonu şişirdiğin için mi takdir edelim? Takdir edilecek bir vardı da biz mi gör(e)medik? Ya da bırakalım sen böyle devam et, nasılsa 5 maçta bir konuşabilme şansın oluyor..

Read Full Post »


serkanacar196719787cyŞimdi Fenerbahçe maçı öncesi FBTV’de efsane golcü Selçuk Yula maçı öncesi, maçla ilgili genel bir beyin fırtınası yapıyor. Şöyle olur, böyle olur vesaire..  Benim derdim başka.. Yabancı olarak ülke takım futboluna katkı yapıp sonra Türk statüsünde oynayan bir çok oyuncu var. Mert Nobre, Gökçek Vederson,Mertol Karatay nam-ı diğer Batista,  Mehmet Aurelio, bir dönem Kaan Dobra bile olmuştu Dobrowski..

Son bir kaç yıldır da İbrahima Yattara, Jaba, Tita, Pini Balili Süper Lig takımlarında sürekli oynayarak farklı bir tat yaratıyorlar ligimizde.. 2001’de Gençlerbirliği fırtınasının Ümit Karan’dan sonraki en önemli forveti Souleymane Youla idi. Beşiktaş’a kadar tırmandı bile kariyerinde.. Sonra bir ara Fransa’ya gitti geldi bir avrupa gördü yine.. 745d2f293d9d464cb9ef1a9eaTekrar ülkeye dönüş yapan Youla tekrar renk kattı ligimize. Büyüklere karşı oynadığı maçlarda çok farklı bir heyecan yaşatıyor bizlere…

Şimdi ülkede 5. yılını geçiriyor. Kanunlarımıza göre de ülkede vergisini veren her insan gibi Türkiye vatandaşı olma hakkına sahip oluyor. Acaba diyorum ki Souleymane Youla Türk vatandaşı olsa ve adını da Selçuk Yula yapsa da türk futbolunda bir nostalji yaşasak,  yeni bir tat gelmez mi? =) Ve asıl bu duruma Selçuk Yula nası tepki verir ben onu merak ediyorum..

Read Full Post »


(Cumhuriyet Spor Eki Sayı:124 / 9.12.2008)

ron-5001George Best‘in hızı ve golcülük becerisi, Bryan Robson‘ın oyun zekası, Cantona‘nın havalı gol sevinçleri, Beckham‘ın ölümcül frikikleri… Yukarıdaki oyuncular kendi içinde farklılık gösterse de, hepsinin ortak bir özelliği var. Hepsi de, Manchester United’ta giydikleri 7 numaralı formayı efsaneleştirdi. Ama Kırmızı Şeytanlar’a, şimdiye kadar yukarıda saydığım özelliklerin bir arada bulunduğu başka bir oyuncu gelmedi.
“Bir çok genç oyuncu United’ta kupa kazandı. Bunu ben neden başaramayayım ki? Daha çok gencim ve elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim” sözleriyle Manchester’a ilk geldiği yıllarda bu kadar fazlasını yapabileceğini tahmin ediyor muydu bilinmez ama Ferguson ona 28 numarayı değil de, ”Manchester’da 7 numarayı efsaneler giyer” diyip 7 numarayı verirken geleceği görmüş gibiydi. Öyle ki geçtiğimiz sezon Manchester United formasıyla oynadığı 49 maçta attığı 42 golle sadece United efsanesi değil, dünya futbolunun efsanesi haline geldi. Messi,Torres,Kaka gibi yıldızları geride bırakıp, “France Football” dergisinin her yıl aday futbolcuların oylarıyla belirlediği Avrupa’nın En İyi Futbolcusu, yani “Ballon d’Or” (Altın Top) ödülünü kazandı.

cristiano-ronaldo-sporting-lisbon1Portekiz’deki özerk Madeira bölgesinin 100bin kişilik başkenti Funchal’de 5 Şubat 1985’te dünyaya geldi. Tam adı “Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro” olan futbolcu ikinci adını, babasının o dönem en çok sevdiği aktör olan eski ABD Devlet Başkanı Ronald Reegan’dan almış. Futbola doğduğu bölgenin amatör futbol kulübü CF Andorinha’da 8 yaşında başlayan Ronaldo, 2 yıl sonra ada kulübü Nacional Madeira’ya transfer oldu. Burada yetenekleri farkedilen genç oyunucu, Portekiz’in başkenti Lizbon’un yolunu tuttu.

12 yaşında altyapısına girdiği Sporting Lizbon’un A takımına 16 yaşında çıkıp 2 sene boyunca yeşil-beyazlı ekibin formasını giydi. Sporting’in Manchester United ile karşılaştığı 2003-04 sezon açılışı maçında Kırmızı Şeytanlar’ın defansını dağıtarak Alex Ferguson’ın dikkatini çekti. Ferguson daha önce hiç izlemediği bu oyuncunun takıma katılması için harekete geçti  ve çok geçmeden onu United’lı yaptı.

Takıma ilk katıldığında çöp gibi bir delikanlı olan futbolcuya, o zamanki oyunuyla birçokları tarafından “Bu şımarık,bencil,çelimsiz çocuktan hiçbir şey olmaz” yorumları yapıldı. Ferguson’ın yavaş yavaş forma şansı verdiği genç kanat oyuncusu yapılan eleştirilere karşın ilk sezonunda çıktığı 40 maçta 6 gol attı. Aynı yıl ülkesinin ev sahipliğini yaptığı Avrupa Şampiyonası’nın da altın karmasına girdi.

Ertesi yıllarda ilk 11’de oynadığı maç sayısını arttıran genç futbolcu eleştirilmeye devam etse de gol sayısı ve kazandığı ödül sayısındaki artış, Ferguson’un önderliğinde emin adımlarla ilerlediğini gösteriyordu. İlk sezonlarında oldukça savruk bir görüntü sergileyen futbolcu, takım oyununa uyum göstermekte zorluk çekiyor ve topu her zaman ayağına cristianoronaldo_juichtistiyordu. Kaptanı Giggs, bunu altyapısının eksikliğine bağlarken zamanla bunu aşacağını düşünüyordu. Bitiricilik konusunda da sıkıntı yaşayan yetenek, Ferguson’ın bitmek bilmeyen şut antremanları sayesinde kendini geliştirip, 2006-07 sezonunda şampiyon olan takımın 23 golle en çok gol atan oyuncularından oldu.

Daha 25’ine bile gelmemiş olsa da ilk geldiği yıllara göre aşırı yol kateden bu top cambazı artık düşmüyor, yorulmuyor, durmuyor, rakip defansı dağıtıyor, oyun disiplininden kopmuyor. Bencil değil bilakis oyun kurucu. Fizik gücü,tekniği, oyun zekâsı ve yaratacılığı üst düzeyde. Çalım repertuarı gördüğümüzün en genişi, hızı ve hızlanmasıyla henüz dünyada eşi benzeri olmayan falsolar alabilen şutlarıyla rakip kaleyi gole boğuyordu. Kafa vuruşlarındaki başarısı ise birçok forvette olmayan düzeyde. Bu özellikleriyle Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi’nin son gol kralı oldu. George Best’e “Yeni George Best olarak lanse edilen birkaç oyuncu olmuştu ama ilk defa Ronaldo’ya yapılan bu benzetme benim için iltifat oluyor” dedirten bu yıldız, artık sadece futbol tarihinin en başarılı teknik direktörlerinden Sir Alex Ferguson’ın değil, Avrupa’nın bir numaralı futbolcusu.

Read Full Post »

Older Posts »