Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ekim 2008


harryredknappapplauds460Dünyada yaşanan ekonomik resesyondan etkilenmeyen kalmadı diye düşünüyorduk ki Tottenham kulübü herkesi yanılttı. Önce Ramos’u gönderip Portsmouth’tan 5milyon pound karşılığında Harry Redknapp’ı takımın başına getirdiler. Şimdi de White Hart Lane Stadı’nın yakınlarına 60bin kapasiteli yeni bir stad yapmaya karar vermişler. Hesap dengelerinin pozitif çıkmasının ardından alınan bu kararın bir diğer sebebi de kombine bilet almak için bekleme listesinde 22bin kişinin olmasıymış. Değirmenin suyu buradan geliyor demek ki. Bu krizde bu kararı,bu taraftarı alkışlamak düşüyor bize de.

Read Full Post »


Eğer yorumlanan şey futbolsa dünyanın en basit işlerinden biri. Taş bulamazsan duvarın bir tarafı ve tişörtünle kale yapıp kola kutusunu dürtükleyerek bile oynanabilen yegane oyun. Herkes bunu hayatında bir kere yapmış olduğu için işte tam da bu yüzden herkes yorumcu. Bende öyle…

Televizyonda maç yorumlamak canlı yayın sayısı arttıkça hem kolaylaştı hem de doğal olarak kalitesi de biraz düştü. Çünkü bu iş için az ücret talep edenler çıkmaya başadı ekranlara. Oyunu iyi okuması bile bir kıstas olarak alınmıyor. Eski futbolcuysan,eski teknik direktörsen,eski bişeylersen futbol ekranlarında yerin hazır. Tak kulaklığı başla yorumlamaya…

Dün Türkiye Kupası’nın canlı yayınlanan ilk maçı Gaziantep-Trabzonspor arasında oynandı. Birkaç gün önce de karşılaşan iki ekibin maçının yine heyecanlı olacağını düşündüğümden izlemeye koyuldum. Yorumcumuz Serdar Bali. Maç öncesi Gaziantepspor Teknik direktörü Nurullah Sağlamla ropörtaj yapılıyor ve takımından ne beklediğini anlatıyor: “Rakibin defansın arkasına sarkan iyi oyuncuları var. Bu yüzden topu tek paslarla ayağımızda tutup rakibe top göstermemeyi planlıyoruz” Anadolu takımlarının futboldan anlamaya başladıklarının somut kanıtı bu sözler.

Maç başlıyor ilk yarıda gol yok. Ama Gaziantepspor teknik direktörlerinin istediğini yapıyor. Hem de fazlasıyla. Çok çok iyi ayağa tek top oynadılar. Yamulmuyorsam, 1-2 dakika kadar topu Trabzonsporlu oyunculara vermediler bile. Rakibi oyun olarak bozamadılar bu süreç içerisinde ama özgüvenli oyunlarıyla bordo-mavililerin psikolojik duruşlarını bozdular. İki takım da çok önemli gol pozisyonuna giremeden bitti ilk yarı. Ve gerçekten beklentilerin üstünde bir futbol segiledi Antep sahada.

İlk yarı bitti ve spiker klişesini yaparak, yorumcumuzdan ilk yarı hakkındaki görüşlerini sordu. “Ortada çok temposuz bir oyun var. Trabzonspor’un kötü oyunu rakibine de yansıyınca ortaya çok tatsız bir futbol çıktı” dedi Serdar Bali. Bundan daha taraflı bir yorum yapılabilir mi? Benden de bir klişe: Biz aynı maçı mı izliyorduk?! yoksa futbolun iyi olması illa Trabzonspor’un iyi oynamasıyla mı orantılıydı ben çözemedim.

Serdar Bali, Trabzonspor’un en önemli yıllarında kadroda bulunup şampiyonluklar yaşamış bir futbolcu. Ayrıca bir dönemde de yönetimde bulunmuş. Hal böyle olunca sanırım taraflı olmak kaçınılmaz oluyor. Bir gazetede köşe verirsin Trabzonspor amigoluğunu rahatça yapar ama herkesin izlediği bir maçı sadece Trabzonspor açısından yorumlamak maçı 3-1 kazanan Gaziantepspor’a haksızlıktır.

Read Full Post »


Harry Redknapp yine takımıyla ilk önemli mücadelesini verdi. Teknik direktör değişikliğinin sonuca yansıdığı ilk maç Bolton’a karşı alınan 2-0 galibiyetti kuşkusuz. Ama yaşanan bunalımlı günlerde Kuzey Londra derbisinden alınacak her puan almak Bolton’a karşı alınan 3 puandan çok daha önemliydi.

Büyük bir kulübe geldiği için çok heyecanlı olduğunu söyleyen Redknapp, “61 yaşındayım ve emekli olmadan önce büyük bir takımı çalıştırmak için elime geçen bu önemli şansı görmezden gelemezdim” derken son duraklarından birinin burası olduğunu ima etti. Bolton’dan sonra sırada Arsenal ve Liverpool var ne düşünüyorsunuz diye yöneltilen bir soruya da “Sıradaki gelsin” şeklinde cevap vererek ne kadar iddialı bir teknik adam olduğunu gösterdi.

İlk yarısını sızmış olduğum için izleyemediğim karşılaşmada asıl heyecan neyse ki ikinci yarıda yaşandı. Yoksa bu yazının büyük bir kısmı olasılıklar üzerine yazılmış olacaktı. En azından izleyebildiğim bir şey üzerinden yazmak daha iyi … İlk yarı skoru 1-1 bitmiş öne geçen takım da Bentley’nin muhteşem golüyle Tottenham olmuş. Ama dengesiz kaleci Gomes kendine yakışır bi gol yiyip durumun 1-1 olmasına yol açmış. Kornerde yan topa çıkıyorsan alacaksın ya da o topa hiç girmeyeceksin çizgide bekleyeceksin. Bunu uygulamayan Gomes topu ağlardan çıkardı.

İkinci yarıya bir korner golüyle başladı Arsenal. Gallas durumu 2-1 yaparken devrenin hemen başında gelen gol sanki bir şeylerin habercisiydi. Tottenham fena oynamıyordu. Asıl önemli olan şey ise sahaya çıkan ilk 11’di. Orta saha beşlisini Jenas,Huddlestone,Lennon, Bentley ve Modric’ten oluşturmuştu Redknapp. Birbirini bilen 4 ingiliz oyuncunun önlerine serbest Modric onların önünde de “tek” forvet Pavlyuchenko. Defansta vazgeçilmez adam Woodgate,yanında Corluka solda Ekotto ve sağda da Alan Hutton vardı. Tam olması gerektiği gibi. Çünkü sahaya çıkan ilk 11de birbirini bilen oyuncu sayısı ne kadar fazla ise saha içindeki uyumda o kadar yüksek düzeyde olur. Bunun meyvelerini de almayı başardı Harry Redknapp.

Yenilen 3. golde Nasri’ye atılan ara pasın durdurulması güçtü. Van Persie derinlemesine inanılmaz bir pas attı ve sonuçta da Nasri’nin Gomes’in üstünden aşırttığı topu Adebayor’un dürtüklemesi yetti. Maç koptu derken Huddlestone sahneye çıktı ve öyle sert bir top gönderdi ki Almunia topu kontrol etmekte hayli zorlandı ve Nöbetçi golcü Darren Bent takipçiliğiyle topu ağlara gönderdi. Tottenham vazgeçmeyecek dedirten bu golden sonra Alan Hutton akıllara zarar bir pas hatasıyla topu Adebayor’a hediye etti. O da Hutton’ın nezaketi karşısında kayıtsız kalamadı ve Van Persie’ye asist yaptı.

60-70 arasında salgılanan adrenalin biraz olsun dindi ta ki 89. dakikaya kadar. Topu ayağında tutup rakibi kalesine fazla yaklaştırmamayı başaran Spurs, Jenas ile kaleyi yoklamıştı. Bu boşa giden şut gelecekten gelen mesajdı. Bu şutun üstünden çok fazla geçmeden Jenas sol ayağıyla Almunia’yı fena avladı ve tekrar her şey bitmedi diyen isim oldu. Takımı ve tribünleri ateşleyen bu gol Arsenal takımında da paniğe yol açtı. Maç boyu kaçak oynadığını ve bu takımda haksız yere bulunduğunu düşündüğüm Modric öyle bir vurdu ki.. Almunia’yı avlayamasa da direkten dönen topu iyi takip eden Lennon durumu 4-4 yaptı. Bu gol sonrası Tottenham’lı bir taraftarda sahaya girerek oyuncuların sevincine ortak oldu.

Yedikleri golü takımdaki “olgunluk eksikliğine” bağladı Arsene Wenger. Bu tabi ki doğru bir tespit. Ancak Tottenham’ın kazanma hırsı da bu sonucu ortaya çıkaran bir diğer faktör oldu. Atılan dört golün de takımın eskilerinin katkılarıyla olması, takımı yıkıp yeniden yapmaktansa , zaten başarılı olan bir yapının eksiklerini gidermenin daha mantıklı bir çözüm olduğunu destekliyor.

Redknapp iyi bir başlangıç yaptı. Portsmouth’taki bol gollü maçlarına Tottenham’da da devam etti. Sırada Liverpool var. Şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerleyen kırmızılara bir çelme takmak derbi maçta özgüvenini tazelemiş bir Tottenham’a yakışır.

Arsenal 4
  • Silvestre 37,
  • Gallas 46,
  • Adebayor 64,
  • van Persie 68
Tottenham Hotspur 4
  • Bentley 13,
  • Bent 67,
  • Jenas 89,
  • Lennon 90

Read Full Post »


Haftasonu “Juande Ramos yapabilir mi?” başlıklı bir yazı yazmayı planlamıştım. Sevilla’dayken nasıl başarılı olmuş, şimdi neden olamıyor gibi karşılaştırmalı araştırmalar yaptım. En azından bu sene düşmezler belki bir ihtimal bir iki yerel kupa kazanır seneye de her şey daha iyi olur diye düşünüyordum ki pazar günü Ramos’un kovulup yerine geçen yılki favori takımım Portsmouth’un hocası Harry Redknapp’ın getirildiğini öğrendim. Ramos gitti benim yazı yazılmadan çöpe mi gidicekti? “Neden yapamadı?” şeklinde dönüştürmeye karar verdim yazımı… Hem artık eleştirmek daha kolay ya…

Juande Ramos Neden Yapamadı?

İspanyol teknik adam Sevilla’nın başındayken UEFA’daki başarılarıyla adından bahsettirdi. Aynı başarıyı üstüste tekrarlayarak da adını tarihe yazdırdı.  Zira iki kere ardarda bu kupayı kazanma başarısını gösteren ikinci teknik direktör Juande Ramos. Bu başarıyı yakalayan ilk teknik direktörse Valdano’lu,Butragueno’lu,Hugo Sanchez’li Real Madrid’in başında bulunan bir başka İspanyol Luis Molowny.

Ramos Sevilla’nın başına geçtiğinde elinde hazır bir takım vardı. Ligi bilen ve kendini kanıtlamış birkaç tecrübeli ismi kadroya ekledi sadece. Altyapıdan gelen, İspanyol ligini bilen ve birbirini tanıyan oyuncuların motivasyonunu sağlamak çoğu zaman yeterlidir. Onu sürekli destekleyen Sportif direktör Ramón Rodríguez Monchi’nin etkisini unutmamak gerek. Kendisi zamanında Sevilla’da Simeone, Polster, Maradona, Suker, Zamorano ile oynamış. Ayrıca Sevilla 2000’de küme düştüğünden bu yana takımda Sportif Direktör görevini üstleniyor ve işini bilen biri. Takımı ve işini bilen biriyle çalışırken, teknik direktörün kendini takımın oyununa ve oyunculara verebilmesi daha kolaydı ve sonunda başarı da geldi.

Totttenham’dan teklif ilk geldiğinde böyle bir teklifi reddedemem diyip gitmişti. Londra’nın büyük kulüplerinden biriydi Spurs. Sezonun 10. haftası gibi takımın başına geçti ve Chelsea,Arsenal gibi devleri alt edip Lig kupasını müzesine götürdü. İlk sezon için iyi bir başarı sayılabilir. Ancak takımın başına geldiğinde yine hazır kurulu bir takım vardı ve o takım zaten iyi işler çıkarıyordu. Berbatov,Keane ve Lennon uzun süredir birbirlerine alışmış ve birbirlerini tamamlayan üç forvet oyuncusuyla başarıyı yakaladı.

Yeni sezona girilirken Keane ve Berbatov’un gitmesi hiç de iyi olmadı. Onların yerinde oynayabilecek bir tek adam Darren Bent vardı yanına transferin son günlerinde Pavlyuchenko alınabildi. Transferin son, sezonun ilk günlerinde yapılan transferlerle premier lige başlamak kolay olmadı. Daha birbirine uyum sağlamamış oyuncular topluluğu da zorunlu veya bilerek sürekli rotasyonla oynatılınca kaçınılmaz olan başarısızlık oldu ve buna da yönetim dayanamadı. Ramos ve yardımcıları ile Sportif Direktör Damien Comolli’ye yol verildi.

Ramos’un Comolli’yle iyi geçinemediği söyleniyor. Aynı şeyleri Ramos’tan bir önceki teknik direktör Martin Jol ile de yaşadığı ve Martin Jol’un da zaten bu yüzden takımdan ayrıldığı söyleniyor. O yüzden Comolli’nin gönderilmesi doğru bir karar. Yeni teknik direktör Harry Redknapp’a tam yetki verildiği açıklandı. Her şeyden sorumlu olan kişi o olacak diğer ingiliz takımlarda olduğu gibi. Peki Redknapp’a verilen yetki Ramos’a neden verilmedi? Muhtemelen uzun süredir kazanamama baskısı yaşayan Ramos’tan, Comolli gidince de yeterli verimin alınamayacağı düşünüldü.

Kıssadan hisse Ramos’ta pek fazla suçlanacak şey göremiyorum. Onu iyi gösteren de kötü gösteren de takımın yapıları. Biri hazır bir takımdı. Diğeri hazırlanma aşamasındaki bir takım. İyi hazırlayamadı o yüzden kötü bir hoca demenin de doğru olabileceğini zannetmiyorum. Transferler geç yapıldı ve bu da onun elinde olmayan bir durumdu. Sonuç olarak Ramos artık Londra’da değil. Daha kanıtlayacak çok şeyi olan bu adamı oynattığı futbol sebebiyle yedek kulübesinde tekrar görmek istiyorum…

Read Full Post »


Fenerbahçe’nin 14 milyon euro verip aldığı bu oyuncu gol sayısı olarak hala kimseyi tatmin edemedi. Kaçırdıkları attıkların fazla olan olan ispanyol forvet aslında iyi bir bitirici olmadığını ancak takımı için iyi bir savaşçı olduğunu gösterdi bu süreç içerisinde…

Kariyer olarak ilk defa şampiyonluklara alışmış büyük bir takımın bünyesine giren Güiza’nın geçmişinde çatısı altına girebildiği en büyük kulüp Barcelona olsa da, katalan ekibin B takımından yukarı çıkamamış. A takıma çıkma şansını ise muhtemelen takımın yıldızlar karmasına bürünen yapısından dolayı yakalayamadı.

Kadrosunda bulunup çift haneli maç ve gol sayısını eş zamanlı yakaladığı ilk takım Ciudad Murcia olmuş. 2 yıl içerisinde 81 maçta 36 gol atarak %50’ye yakın bir gol ortalamasını yakalamış bu takımda. Sonra Getafe’de de 2 yıl içinde 61 maçta 20 gole ulaşmış. Asıl patlamasını ise 1 yıl oynamasına karşın Real Mallorca’da yapıyor hepimizin bildiği gibi. Ligde çıktığı 37 maçta penaltıdan gol atmadan takımına toplam 27 sayı kazandırdı. Bu performansıyla da şampiyon olması işten bile olmayan İspanya’nın EURO 2008 kadrosuna girmeyi haketmişti. Şampiyona’da da tek gole imza attı.

Şimdi Fenerbahçe’nin formasını terleten Güiza’yı daha yakından izliyoruz. Her maçında gözümüz onun üstünde.  Her hareketi, her pası, her şutu eleştirilmekte. En çok da aldığı parayı hak ediyor mu tartışması yapıldı, yapılıyor. Kolay değil tabi ki 14 milyon Euro’nun hakkını vermek. Şimdiden en az 10 gol atmış olması gerekiyordu insanları tatmin etmiş olması için. Hele ki ezeli rakibinin son transferi Milan Baros 11 maçta 9 gol atmışsa…

İkisini karşılaştırmaya yönelmeyeceğim bile ki ikisi de kendini kanıtlamış farklı tipte golcüler. Mesela Güiza’nın bir sezonda 27 gol atmış olması golcü olduğunu göstermiyor bence. Top rakipteyken takım defansını ileri uçtan başlatması oyun düşüncesinin bir parçası. Rakibe baskı yapmayı bırakmıyor ve her zaman oyunun içinde. Dalıp başka diyarlara gitmiyor. Çapraza boş koşular yapıp rakip defansı üstüne çekerek topla giden arkadaşının önünü açması aslında bir forvet oyuncusunda olması gereken en önemli özellik. Bu bile asist sayılabilir. “Al da at” dercesine bir “gol yatağı” açıyor takımdaşına. Asistçi yönü de bir hayli ortaya çıktı Fenerbahçe’de.  Son 123 maçında 16 asist yapan “okçu” sarı-lacivertli ekipte 7 asiste çoktan ulaşmış.

En büyük eksikliği ise son vuruşlarda yaşıyor. Arsenal karşılaşmasında Alex’in 5 kez aynı pası vermiş olmasına karşın ancak birini gole çevirebildi. Ayrıca Almunia ile karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda nasıl goller kaçırdığına şahit olduk. Bu kaçan goller bana birini hatırlatıyor. Bu benzetmeyi beğenmeyenler çıkacaktır tabi ki ama sadece oyun tarzı olarak Hakan Şükür’e benziyor. Aynı koşuları yapıp aynı pasları atıyorlar. Aynı golleri kaçırıp, aynı gollere imza atıyorlar. Hakan Şükür de gol atmaktan çok gol attıran bir yapıya sahipti. Bu açıdan Güiza’dan gol beklemek, Hakan Şükür’den gol beklemeye eşdeğer…

Read Full Post »


Trabzonspor were the first Anatolian team to win the Turkish title. They achieved revolutionary success just 10 years after their foundation. It is for these reasons that the “Storm of the Black Sea” hold a very important place in Turkish football. (insidefutbol)

Through an efficient youth policy Trabzonspor gained success winning six titles in eight years, a remarkable achievement. The secret of this success is hidden in the words of legendary Trabzon keeper Senol Güneş, “We did not become complacent with our successes. Instead we kept being dynamic and faced our tasks with growing maturity”. Unfortunately for Trazbonspor those words have no place in their current era.

The team came very close to winning the title in the 1995/96 season, which would have been their first since the 1983/84 campaign. The circumstances in which they missed out on the Turkish crown were controversial to say the least. The goal that gave Fenerbahce the title was clearly scored by Aykut Kocaman’s hand, a fact he admitted later. Had Trabzonspor won the game then the title would have been heading to the Black Sea port.

Finishing 2nd and narrowly missing out on the title was as good as it got for Trabzonspor as their decline began. Young talented players from the club’s academy and skilled foreign pros lost their belief that an Anatolian team could win the title again and the side fell apart.

The decline which began in 1996 bottomed out in the 2001/02 season in which the club were very nearly relegated. Three points secured their survival in the Super Lig, but a transformation had taken place, turning the club into one which had survived by a whisker, from one which had just missed trophies by a whisker.

The club began to rise again in the 2004/05 season when a fantastic start (the first five games of the campaign won) eventually led to a 2nd place finish. Led by former fan favourite Şenol Güneş they played excellent football all season long, just losing out to Fenerbahce (yet again!), but this time without the controversy.
The 2nd place finish though led them to a shot at Champions League football, something everyone in the Black Sea port was looking forward to. But a team making a splash in this season’s Champions League, Anorthosis of Cyprus, knocked them out before they could reach the group stage. The next three seasons resulted in two 4th places and one 2nd. But clearly Trabzonspor were a force once again.

This season they have begun with a strong 23 man squad. Some have arrived from other Anatolian teams but the difference this time is that they believe an Anatolian team can win the title again. This could well be the most important fact, because if they believe they can win the Super Lig, they can!

Another plus comes in the form of the coach in the dugout, the experienced former Turkey national team coach Ersun Yanal. Renowed for having his sides play flowing attacking football he is a good fit for Trabzonspor.

On the road to this season’s title they have already played their important rivals early on. Even though they managed to take a point from Besiktas they lost to Galatasaray 3-0. Losing or conceding so many goals is not the biggest barrier they have to face however, rather it is psychological. The comments made by the manager and the players after the Galatasaray game went along the lines of “well we lost against Galatasaray, but they are the biggest team in the league! We came here as league leaders and that added extra pressure onto us. This is the reason we couldn’t concentrate on the game”.

Thinking like that will be the biggest handicap to Trabzonspor becoming successful again. Yes they are still a team in transition, but they have many experienced players who can help them claim the trophies they believe they deserve. If Ersun Yanal can impose the ideas of former great Şenol Güneş and drill his ideals into the players then perhaps Trabzonspor can claim their first championship for 24 years.

Could it be this season? Well, they have made their best start for 14 years. But if they don’t challenge this season then there is no reason why they should not next season.

Read Full Post »


Kadıköy’de bu yıl Türkiye’ye gelen en iyi yabancı takımı izlemek için televizyonu açıp beklemeye koyulduk. Daha maç başlamadığı için oturduğumuz yerden sadece yorumları dinliyorduk ki televizyona bir bakalım diye yöneldim ki yönelmez olaydım. Ertem Şener, Cem Pamiroğlu,Bülent Yavuz ve Uğur Meleke’nin halleri ne öyle! Hepsi bir örnek giyinmiş! Uğur Meleke’nin memnuniyetsizliği yüzünden okunuyor. Belli ki istemeyerek bu “şekle” sokulmuştu. Kendisi fazlasıyla sevip yazılarını sıklıkla takip ettiğim nadir yazarlardan biri olmasına karşın duruşuna duyduğum saygı azaldı.

Canlı yayın bir spiker ve üç yorumcuyu aynı kıyafetler içerisinde yapan görünce hepimizi bir şaşkınlık sardı. Çünkü gerçekten facia bir durumdu! Çünkü hepsi balık lokantası şef garsonu gibi giyinmişti. Sanki bir Şampiyonlar Ligi maçının açılışını değil de Balık Lokantısının açılışını yapıyorlar! Ben en son bordo ceketi abimin üstünde ilkokulda görmüştüm. Sanki Star Tv Anadolu Meslek Lisesi Gazetecilik öğrencileri ders geçmek için test yayınına çıkmışlar.

Maç öncesi gösterilen vtr’lerde de maç yorumu alınan ünlüler facianın da ötesinde rezalet seçimler! Kimin aklına gelir ki Esra Erol’a, Fatih Kısaparmak ve nereden buldularsa Azer Bülbül’e Fenerbahçe maçlarını yorumlatmak! Ancak ve ancak Ertem Şener’in tabi ki!! Star Tv spor müdürü olduğundan beri solariumdan çıkmayan spiker yapay ışınlar altında fazla kalmaktan yayıncılık nedir nasıl olmalıdır unutmuş olmalı.

Bu arada kıyafet seçimini kendi tercihleri olarak değerlendirebiliriz. Ancak Fenerbahçe’nin en önemli maçlarından birinde neden Arsenal’in renkleri olan bordo beyaz ve lacivert renkleri tercih etmişler biri bana anlatsın…

Read Full Post »

Older Posts »